RSS

Topkapı Sarayı Müzesi ve Enderun

20 Eki

TOPKAPI SARAYI SOFA-İ HÜMAYUN (61)

Osmanlı İmparatorluğunun 600 yıllık tarihinin 400 yılı boyunca devletin idare merkezi ve padişahların aileleriyle yaşadığı bir mekân olan Topkapı sarayını tanımak, biraz da imparatorluğu tanımak anlamına geliyor. Topkapı Sarayı; İstanbul topografyasını oluşturan Marmara Denizi, İstanbul Boğazı ve Haliç arasında, tarihsel İstanbul Yarımadasının ucundaki Sarayburnu’nda; Tapınakların, hazinelerin saklandığı yapıların ve çeşitli kurumların bulunduğu Bizans Akropolü üzerine yapılandırılmış.

 Fiziki yapılandırılma, Sultan ve ailesiyle bütünleşen ‘’Mutlak İdare’’ kavramını da içine alacak şekilde gerçekleştirilmiştir. 19. yüzyıl ortalarında Osmanlı Hanedanı Boğaziçi saraylarına taşınıncaya kadar, 400 yıl süreyle Osmanlı İmparatorluğu’nun yönetim sarayı ve hanedanlık ikametgâhı olarak kullanılmıştır.

Değişik dönemlerdeki sultanların ilgi ve çabalarıyla yaptırılan ek yapılar ve eskilerin yenilenmeleriyle saray, görkemli bir boyut ve işlev çeşitliliği kazanmış. Kazandığı görkem ve işlevselliği ile de Osmanlı devlet Kurumsallaşmasının bir yansıması olmuş. Osmanlı Saray Protokol ve Hiyerarşisinin zamanla kazandığı görkem ve çoklu işlevsellik Topkapı sarayının mimarisine de yansımış. Bu uygulamayı, iç içe geçmiş kapı ve meydanlara ulaştıkça daha iyi hissediyoruz.

Cumhuriyet’in ilanından sonra 3 Nisan 1924′de Mustafa Kemal Atatürk’ün emriyle müze haline getirilmiştir. Geçmişte bahçe ve köşklerle yaklaşık 700 bin metrekarelik bir alana yayılan sarayın müze olan bölümü bugün 45.000 metrekare alanı kaplamaktadır. Sürekli ve geçici sergi salonları ve 80.000 eseri ile dünyanın en zengin saray müzelerinin başında yer alır.

SARAYIN GENEL YAPILANMASI:

Kale saray yapılanması her adımda kendini hissettirmektedir. Saltanat Kapısından (Bab-ı Hümayun) sonra yer alan Alay Meydanı dış hizmet binaları için ayrılmış. Çeşitli alay ve törenlerin gerçekleştiği bu avlu çok büyük olup; Saltanat kapısını Babüsselam olarak bilinen Selamlık kapısına bağlayan  300 metrelik ağaçlıklı bir yola sahiptir.Selamlık (Babüsselam)  Kapısından sonra ulaşılan Divan Meydanı, Adalet Meydanı olarak da biliniyor.

Yapılarıyla birlikte, sarayda devlet yönetiminin gerçekleştirildiği ve temsil edildiği bir idare alanıdır. Saraydaki üçüncü kapı olan (Babüs saade) Saadet Kapısı Divan Meydanını, iç saray teşkilatının bulunduğu mekânları içeren Enderun Avlusuna bağlar. Enderun avlusu, sultanların saraydaki varlığını temsil eder.

 Bir adım daha atıldığında; Fatih Sultan Mehmet döneminde şekillenen koğuşlar ve padişaha ait yapıları içeren avlu ile padişaha ait köşklerin bulunduğu sofa-i Hümâyûn adı verilen mermer teras ve çiçek bahçesine ulaşılır. Ayrı bir yapılanma gösteren Harem, Osmanlı sarayında hanedanın yaşadığı özel ve yasaklanmış yerdir. Harem, sultanların ailesi ile birlikte yaşadığı ve saray mimarisinin 16. yüzyıldan 19. yüzyıl başlarına kadar çeşitli dönemlerin üslubunda örnekler içeren, mimarlık tarihi açısından son derece önemli bir komplekstir. Karmaşık bir yapıdır.

BABÜSSAADE (SAADET) KAPISI/ÜÇÜNCÜ KAPI:

Divan Meydanı’nı, iç saray teşkilatının bulunduğu mekânları içeren Enderun Avlusu’na bağlayan ‘’Anıtsal Kapı’’ Babüssaade’dir. 15. yüzyılda sarayla birlikte yaptırılan bu kapı, Sultanların saraydaki varlığını temsil eder. Kapının önünde tahta çıkış (cülus), biat(itaat), bayramlaşma,  ayak divanı ve cenaze törenleri yapılırdı.

 Padişah Evi’nin cümle kapısı olan Babüssaade’yi izinsiz geçmek ‘’Mutlak İktidar’’a yapılan en büyük hukuk ihlali sayılır ve idamla cezalandırılırdı. Padişahlar, törenlerin dışında kalan zamanlarda bu kapıyı kullanmazlardı.Dünya mimarlık tarihinin vazgeçilmez simgesel ve işlevsel biçim düzenlerinden birisi olan kubbe ve kubbeli yapılar, Ortaçağ ile çağdaş yapı sistemlerinin ortaya çıkışı arasındaki yüzyıllar içinde büyük mekân yapılarının örtü sistemlerini oluşturmuştur. Bu tür yapılanmalar, ‘’Baldaken Formlu Yapı’’ olarak tanımlanmaktadır.

Babüssaade Kapısı da Baldaken formlu bir kapı olup, Bab-üs Sade Ağası denilen sorumlusunun denetiminde bulunurdu.Bab-üs Saade Ağası ve maiyetindekilerin denetiminde bulunan bu kapının, Enderun Avlusu bölümünde, ağaların koğuşlarının yanı sıra, Enderun Teşkilatının Küçük ve Büyük Oda koğuşları vardı.

 Kapıdaki rokoko adı verilen abartılı ve süslü iç desen 18.yüzyıl sonlarında yapılmış ve günümüze ulaşmıştır. Baldaken, Klasik Dönem Osmanlı camilerinin çekirdeğini oluşturan en önemli strüktürel sistemdir. Bu sistem; ana kubbenin, birbirine askı kemerleriyle bağlanan ayakların oluşturduğu yapıya oturtulmasıyla meydana getirilmiştir. Bu tür camilerde mekân, bu baldaken yapının etrafında gelişmiştir.

 Dört, altı veya sekiz ayaktan meydana gelebilen bu sistem Osmanlı mimarisinde son derece özgün ve zengin bir cami geleneğinin oluşmasına ve Klasik çizgilerine kavuşmasına neden olmuştur. Bu  baldaken yapılar arasında en yaygın uygulamalar, dört ayaklı baldaken yapılarla gerçekleştirilmiştir.

ENDERUN AVLUSU/ÜÇÜNCÜ AVLU:

‘’Harem-i Hümayun’’ olarak da adlandırılan Enderun Avlusu, Padişah ve çok yakınlarının; günün geçirildiği Selamlık ile gecenin geçirildiği Harem bölümlerinden oluşmaktadır.Osmanlı Sultanlarının şahsi alanı olarak kabul edilen bu avluya girer girmez diğer avlulardan farklı olarak bir manzarayla, deyim yerindeyse, avluyu perdeleyen bir yapıyla karşılaşırız.

Bu yapı padişahın kabul odası veya taht odası olarak nitelendirebileceğimiz Arz Odası’dır. Arz Odasının saray protokolündeki önemi, kabul törenlerinden ileri gelir. 15. yüzyılda padişahların resmikabul salonu olarak yapılan Arz Odası, günümüzdeki görünümünü 16. yüzyılda kazanmıştır.

Padişahlar bu mekânda tahta otururlar; vezirleri, yabancı devlet elçilerini kabul ederler ve Divan-ı Hümayun’da alınan kararların arz edilmesine izin verirlerdi. Elçilerin getirdikleri hediyeler, kapının solundaki büyük pencere önüne yerleştirilirdi.Babüssaade Kapısını geçer geçmez karşımıza çıkan Arz Odasının; revaklara açılan ön cephede iki, arka cephede bir kapısı vardır.

Revaklardaki süslemeler göz kamaştırıcı ve görkemlidir. Ön cephedeki ilk kapı ziyaretçiler içindir. Girişin sağındaki çeşme göz kamaştırıcı olup, Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılmıştır. Kapının iki yanında yer alan çini panoların üzerindeki tuğra biçimli kabartma yazılar 1856 yılında konulmuş olup, yapının iç dekorasyonunu yenileyen Abdülmecid’i övmektedir. Kapının üzerindeki 1723 tarihli kabartmada ‘’Besmele’’vardır.

Solda, demir parmaklıklı pencerenenin yanındaki Pişkeş Kapısı üzerinde de Sultan II. Mahmut hattı ile 1810 tarihli ‘’Hasbin Allah Venim-el vekil’’ yazılıdır. Arka taraftaki Padişah Kapısı üzerinde ise Sultan IV. Mustafa tuğrası ile sır kâtibinin bir kıt’ası vardır.Arz Odasının iç mekânındaki baldakin formundaki taht, Sultan III. Mehmet tarafından yaptırılmıştır.

Mücevher bezemeli tahtın lake süslemeli tavanında, bitkisel bezeme arasında, kudret sembolü olarak, ejder ve simurg/Zümrüdüanka kuşu mücadelesi tasvir edilmiştir. Törenlerde zengin bir şekilde döşenen tahtın, seraser/temeli ipek olan altın ve gümüş karışımı kumaş üzerine zümrüt ve yakutlu altın plakalar ve incilerle işlenmiş birkaç parçadan oluşan bir örtüsü vardır.

Sarayın 9 000 m2 büyüklüğündeki bu avlusunun etrafındaki binaların inşaatı, Fatih devrinden itibaren, padişahların yaşamı için gerekli yapılar ile Enderun teşkilatının gerektirdiği koğuşlar, Camii, hamam gibi yapılardan oluşmuştur. Marmara cephesinde; Seferli Koğuşları,   Enderun hayatında önemli bir yeri olan meşkhane, Enderun Mektebi ve büyük oda mescidi bulunmaktaydı. Bunları, hazine olarak kullanılan Fatih Köşkü izlerdi.

Enderun Hazinesi olarak bilinen Fatih Köşkü, Fatih Sultan Mehmet tarafından; çeşitli sanat eserlerini ve hazinesini barındıran, hamamlı bir seyir köşkü olarak yaptırılmıştır. Yavuz Sultan Selim döneminden sonra da tümüyle hanedan hazinesi olarak kullanılmıştır. Üç oda ve Marmara manzarasına açık bir teras ve bodrum katından oluşan köşkün bütün odaları, Enderun Avlusuna anıtsal revaklarla bağlanır.

Hanedanın sanat koleksiyonlarını, mücevherlerini, hatıra eşyalarını ve para hazinesini muhafaza etmek için kullanılan Fatih Köşkü, Topkapı Sarayı’nın müze olmasından itibaren de hazine eserlerinin sergi mekânı olarak kullanılmıştır. Padişah hazinesinin ana kaynakları; hediyeler, saray sanatçılarının ürettiği eserler ve ganimetlerden oluşurdu.

Günümüzde de Osmanlı hazinesinin teşhiri için kullanılan bu mekânlarda; değerli taşlarla süslenmiş sayısız eserler arasında Bayramlaşma-Cülus tahtı, İftariye tahtı, Sefer tahtı ve Nadir Şah Tahtı’nın yanı sıra Osmanlı Hükümdarlık sembolü olan askı ve sorguçlar, Topkapı Hançeri ve Kaşıkçı Elması en ünlü olanlarıdır.

Enderun Avlusundaki en önemli yapılardan biri de Enderun Mektebi idi. Enderun Mektebi II. Murad tarafından kurulmuştur. Saray hizmetinde çalışacak görevlileri yetiştirmek maksadıyla kurulan bu okul, eğitim sistemi yönüyle kendinden önce kurulmuş bütün okullardan farklı bir yapıdadır.

 Bir saray mektebi olan Enderun, Fatih Sultan Mehmed döneminde hakiki kimliğine kavuşarak, devşirme mektebi hüviyetinden, mülki ve idari kadronun eğitimine de yönelmiştir. Enderun’un gelişmesi II. Beyazid, Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman gibi padişahlar zamanında da sürmüştür.


Enderun Mektebi’ne “Devşirme Kanunu” ile öğrenci alınır, usulsüz çocuk kabul edilmezdi. Devşirme işinde her türlü yolsuzluğu önlemek üzere yine aynı kanunla alınan bir hayli tedbirler zinciri de bulunmaktaydı. Arz Odası’nın hemen arkasına düşen yerde, III. Ahmed Kütüphanesi ve müzenin idari bölümü bulunmaktadır.  Eskiden, kilerler ve hazine koğuşları bulunurdu. Sultanların her türlü yemek ve ikram hizmetleri sağlanırdı.

Enderun Avlusunun solunda, Haliç tarafında ise Mukaddes Emanetlerin saklandığı dört kubbeli Has Oda (Hırka-i Saadet Dairesi), Has Oda Koğuşu, Ağalar Camii, bulunmaktadır.Has Oda, Fatih Sultan Mehmet döneminde, padişahların Enderun Avlusundaki özel odaları/daireleri olarak yapılmıştır.

İki katlı ve dörtlü mekân düzeni veren bir yapıdır.Girişteki ilk iki mekân, Şadırvanlı Sofa olarak adlandırılmaktadır. Sağdaki ilk oda, padişahlarla görüşmeye gelenlerin kabul edildikleri Arzhane’dir. Köşedeki ikinci oda ise Saltanat Tahtı’nın ve Hırka-i Saadet’in bulunduğu Has Oda’dır.

 Bu odada; Hz. Peygamber, ilk dört halife ve sahabelerine ait eserlerin bulunması nedeniyle, yapı, Mukaddes Emanetler Dairesi olarak anılmaktadır. Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı fethi ile birlikte ‘’Hilafet’’ Abbasilerden Osmanlı Padişahlarına geçmiştir. Böylelikle; Hz. Peygamber ve sahabeleri, halifelerin eserlerinin büyük bir bölümü Osmanlıların eline geçmiş, Has Odada sergilenmiştir.

Kaynaklar: 1) Vikipedi(Özgür Ansiklepodi)

                       2) Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü

                       3) Müzedeki açıklama levhaları

About these ads
 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 269 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: