RSS

İspanya Girona Kenti 1

19 May
 BARSELONA’DAN GİRONA’YA YOLCULUK:
 
8 Nisan 2009 çarşamba günü, İstanbul Atatürk Havaalanı’ndan saat 14.30 da havalanan uçağımız, Barselona’ya, İspanya’nın yerel saati ile ssat 17.00 de ulaştı. Perşembe günü, Barselona Şahaserleri turu çerçevesinde; Yahudi tepesi olarak bilinen Montjuik tepesinden sonra Park Güell ve Sagrada Familia gezildi.
Öğleden sonraki serbest zamanımzda da La Rambla Caddesini gezip, Kolon Meydanına ulaşarak Port Well
gezilmişti. Barselona’ya gelmişken; Figueres’teki Salvador Dali Müzesi ile Katalanların, Barselona’dan sonraki en önemli kenti Girona’yı görmeden edemezdik.
 
 
 
ASLANLI KÖPRÜRehberimiz Tülay hanım; ”Barselona’ya gelen turistlerin
Olmazsa Olmaz” larından biri de Figueres’teki Dali Müzesinin görülmesidir,demişti. Figueres’i önemli kılan en büyük özellik, sürrealist ressam Salvador Dali’nin burada doğmuş olması ve Figueres belediyesinin bu olağanüstü sanatçıya kucak açarak müzeyi oluşturmasıdır.1960’da Figueres belediye başkanı, yıllar önce Dalí’nin ilk sergisine ev sahipliği yapmış ve iç savaşta zarar görmüş olan Belediye Tiyatrosu’nu “Dalí Tiyatrosu ve Müzesi” adıyla restore etmeye karar vermiş, iyi de yapmış.Yeniden yapılandırılan Belediye Tiyatrosunun ortaya çıkardığı Dali müzesi, bugün Figueres’te, müze önünde uzun kuyruklar oluşturan binlerce turisti ağırlıyor.
 
Kişi başı 60 Euro alınan bu ekstra tur için akşamdan hazırlıklarımızı yapmıştık.10 Nisan Cuma sabahı otelimizde sıkı bir sabah kahvaltısı yapıp,saat 9.30 da bizi almaya gelen otobüste yerlerimizi aldık.Katıldığıız tur şirketi, bir aile şirketi olup; baba Demir Bey, anne Tülay Hanım ve çocukları Kağan ve Orhan, İspanya tarihi ve ekstra turlarda ziyaret edeceğimiz kentlerin tarihi ve sosyal yapılarını çok iyi biliyorlar.Olağanüstü tarih bilgilerini de, bu tür yolculuklarda, konuklarına, yani bizlere aktarıyorlar.Böylelikle, ziyaretine gittiğimiz kente ulaşmadan önce, kentin tarihi ve turistik yerleri , konusunda bilgilenmiş oluyoruz.
 
GİRONA’NIN KISA TARİHÇESİ:
 Barselona’nın 103 km kuzey doğusunda bulunan Girona, İspanya’daki 17 özerk eyaletlerden biri olup, kendi eyaletinin başkenti oluyor. Rehberimiz Tülay Hanım, Girona’nın, zengin ve dramatik bir tarihe sahip olduğunu söylüyor. Yöreye ilk yerleşenler İberler. Avrupa kıtasının Akdeniz’e uzanan üç yarımadasından biri de İber Yarımadası’dır. Ancak, İber Yarımada’sı Roma kayıtlarında Hispanya olarak geçmektedir.Bu nedenle, İber Yarımadası İspanya olarak bilinmektedir. İber Yarımadasında İspanya ve Portekiz devletleri yer almaktadır.Bu nedenle, İspanya tanımlaması pek doğru olmamaktadır.İberler,Antik çağda bugünkü İber Yarımadası’nın doğusunda ve güney doğusunda yaşamış bir halktır. Günümüzde İberler, bu yarımadada yaşayan topluluğun yerli halkı olarak kabul edilmektedir. İberler, boylar halinde ve izole topluluklar halinde yaşamıştır. Metal işleme, bronz ve tarımda gelişmiş bir toplumdur. Sonraki dönemde gelişerek şehirleşmişler ve yüksek medeniyet seviyesine ulaşmışlardır..
 
Daha sonra Romalılar geliyor ve uzun süre kalıyorlar. Romanın 5. yy. da zayıf düşmesinden yararlanan Vizigotlar bölgeyi kontrolleri altına alıyorlar.Büyük bir Cermen Kabilesi olan Gotların en büyük iki kolundan biri Vizigotlar, diğeri Ostrogotlardır.Vizigotlar, İ.S. 370 yılından itibaren, Kavimler Göçü ile birlikte hareket eden en önemli topluluklardır.Batı Roma İmparatorluğunun çökmesinden sonra tarih sahnesine çıkmışlar ve Batı Avrupa’nın şekillenmesinde önemli rol oynamışlardır. 8. yy. da ise, kuzey Afrika’nın çeşitli bölgelerinde yaşayan ve Mağribiler adı verilen Müslümanların İber Yarımadasına hakim oldukları görülüyor.
 
 
711-1492 yılları arasında, İber Yarımadası’nda Müslümanlığın etkisi altında bulunan bölgelere Endülüs adı verilmiştir.Kelime anlamı olarak Endülüs,“Vandallar’ın Ülkesi” anlamına gelmektedir.Kuzey Afrika’dan İber Yarımadasına geçen ve gemilerini yaktıran Tarık Bin Ziyad, Vizigot kralı Rodrigo’yu ağır bir yenilgiye uğratır, Vizigot krallığı parçalanır ve bütün İber yarımadası kısa bir süre içinde Müslümanların eline geçer. Endülüs Devletinin tam hakimiyet sağlayamadığı Katalan Kontları, İspanyanın yeniden Hıristiyanlaştırılması için aralarındaki birliği kuvvetlendirirler ve ”Yeniden Fetih” andı içerler.
 
 
 
 750 yılında, Bağdat’ta halifeliklerini ilan eden Abbasiler, İspanya’da, Endülüs Emevi devletini kurarlar.Bu dönem Endülüs’ün en parlak dönemi olarak bilinir.Kurtuba şehri, Bağdat ve Kahire’den sonra dünyanın üçüncü önemli bilim merkezi haline gelir. Bu dönemde günümüz Avrupa bilim ve sanatının bazı temelleri Endülüs’te atılır.Endülüs Emevi Devletinde yaşayan bütün azınlıklar, ki en önemlileri Yahudiler idi, büyük bir hoşgörü içerisinde yaşadılar. Dilleri ve dinlerini özgürce kullandılar. Ticaret yapıp, zenginleştiler.10. yy. da,. Mısır’daki Fatımiler de kendilerini halife ilan edince,Abasiliğin gücü azaldı. İslam önderliği bölündü. Bu ortamda Endülüs Emiri III. Abdurrahman 16 Ocak 929 tarihinde kendisini halife ilan etti, Kurtubayı da başkent yaptı.Endülüs Emevilerinin başarıları 11. yüzyıl başlarına kadar devam etti. 1031 yılında halifelik parçalanarak  küçük beyliklere bölündü ve eski gücünü kaybetti.
 
1236 yılında, Endülüs’ün en büyük merkezi olan Kurtuba, Kastilya Kralı II. Ferdinand tarafından ele geçirilip, yakılıp yıkıldı. Bundan sonraki süreçte, Endülüs şehirleri birer ikişer ele geçirilerek, Endülüs Beyliklerine son verildi. Bunlardan sadece bir tanesi, güney doğu İspanya’da Hıristiyanlara karşı direndi.Bu devlet, merkezi Gırnata olan Beni Ahmer idi.15. yy. ın sonlarına doğru Kastilya Kraliçesi İsabella ile Aragon Kralı Ferdinand’ın evliliği İspanyol Birliğinin oluşumunu ve Avrupanın en güçlü devleti olmasını sağladı. Vizigotlar ile de anlaşma sağlanınca ”Yeniden Fetih” hayalleri gerçekleşti.İspanya Kraliçesi İsabella ‘nın Hıristiyan kilisesi ile işbirliği yaparak 31 Mart 1492 tarihinde ülkedeki bütün Yahudilerin, 2 Ağustos 1492 tarihine kadar ülkeyi terk etmeleri üzere ferman çıkarması 300 bin kadar İspanya Yahudisini iyice zor durumda bırakmıştı.
 
Rehberimiz Tülay Hanımın İspanya tarihi ile ilgili bilgiler nedeniyle yolculuğumuzun nasıl geçtiğinin farkına bile varmadık.İki saate yakın bir yolculuktan sonra, Girona kentinin kuzey bölgesindeki Rotenda del Ponte del Pedret Meydanına ulaşıyoruz.Meydanın merkezi, yarıçapı oldukça büyük bir daireden oluşmuş.Meydanın çevresinde, yüzlerce araçlık park yerleri ve tuvaletler bulunuyor.Kente gelen çok sayıda turistin acil ihtiyaçlarının karşılanması düşünülmüş. Çağdaş bir davranış olarak nitelendirdim. Rehberimiz, 20 dakikalık ihtiyaç molası verildiğini, bu sürenin sonunda Passeig de Jose Canalejas Caddesinin başında toplanacağımızı söylüyor.
 
 Zorunlu ihtiyaçlarımızı giderdiğimiz kısa molanın ardından,rehberimizin elinde şemsiye gibi tuttuğu, gökkuşağı renklerle bezenmiş ayçiçeğinin peşine düşüyoruz. Passeig de Jose Canalejas caddesini takip ederek, sarmaşıkların sardığı bir demir yolu köprüsünün altından geçerek, Türizm Danışma Ofisinin bulunduğu bir köşe  başına ulaşıyoruz.Sol tarafımızda Rui Onyar Nehri ve bizi Antik Girona’ya götürecek olan Aslanlı köprü bulunuyor.Onyar Nehri Girano Kentini ikiye ayrmış. Köprünün karşısında bulunan Antik Girona ve bizim tarafımızda bulunan Yeni Girona. Köprüden Antik Girona’ya bakıldığında, kentin ve yörenin en büyük kilisesi, Girona Katedrali ya da Santa Maria Katedrali görülüyor. Muhteşem bir mimari harikası olan katedral, fotoğraf karelerimizde de yerini alıyor.
 
Köprüden, Girano Kentini ikiye ayıran Onyar Nehrine bakıyoruz. Nehrin iki yakasına sıralanmış pastel renkli evlerin görüntüleri suda yansıyarak, su ve ışığın birleşmesiyle masalımsı bir hava yaratıyor. Bu haliyle, Rüyalar ve Aşıklar Kenti Venedik akla geliyor.Hepsi birbirinden güzel renklere boyanmış binalar; suların içinde, yüz yıllardır solmayan nadide çiçeklere benziyor.
Kentlerin içinden geçen nehirlerin, kentlere masalımsı bir hava kattığının bir kez daha farkına varıyorum ve Ankara  ve Ankara Çayı aklıma gelince, gerçekten çok üzülüyorum. ESKİŞEHŞR PORSUK ÇAYI
Ankara’da, 1960 lı yıllarda, Ankara’ya ayrı bir güzellik katan çayların ve nehirlerin üzerlerinin betonla kapatılarak yok edilmesi aklıma geliyor.Ankara Çayı, Ankara’nın içinden geçen bir akarsudur. Ankara’yı hemen hemen tam ortadan böler. Birçok noktada üstten köprülerle aşılmıştır . Girona’daki köprülere benzetilebilirdi.Olmamış, becerememişiz.Ankara Çayı,yaz aylarında küçük bir dere gibi akarken, yağışlı dönemlerde güçlenir. Bazı bölümlerinin üstü kapatılmıştır.Ev ve sınai atıklar nedeniyle uzun süredir kullanılabilir bir sulama kaynağı olmaktan çıkmıştır. Sıcak havalarda kanalizasyon kokuları keskin bir şekilde yayılmaktadır. Bazı ıslah etme çalışmalarına rağmen yeterli sonuç alınamamıştır.Oysa, ESKİŞEHİR’de, kirliliği ve çevresinin bakımsızlığı nedeniyle yıllarca kentte yaşayanlardan ilgi görmeyen Porsuk Çayı, Büyükşehir Belediyesi’nin yaptığı temizlik, çevre düzenlemesi ve üzerindeki köprülerin yenilenmesiyle yeniden hayata dönmüş.Yukarıdaki fotoğrafta, Porsuk Çayı ve Eskişehir görülmektedir.
 
ASLANLI YOL VE YAHUDİ GETTOSU:
 
Üzerinden geçtiğimiz köprüye, üzerinde bir aslan bulunmadığı halde ”Neden Aslanlı Köprü” sorusunun yanıtı, köprüyü geçince anlaşılıyor.Köprünün sonunda karşımıza Plaça de Sant Feliu Meydanı  çıkıyor. Antik Girona olarak tanımladığımız bu bölge,dar sokaklarında yüzyıllarca Yahudi nüfusunu barındıran Yahudi Gettosunun başlangıç yeridir.Meydanın sağında, taş direğe tırmanmış br aslan heykeli var.Yandaki resimde görüldüğü gibi, taş direkteki görüntü, aslandan ziyade, çok korkmuş ve ağaca tırmanmış bir kedi yavrusuna benziyor. 
 
 
İspanya Kraliçesi İsabella ‘nın hıristiyan kilisesi ile işbirliği yaparak 31 Mart 1492 tarihinde ülkedeki bütün Yahudilerin, 2 Ağustos 1492 tarihine kadar ülkeyi terk etmeleri üzere ferman çıkarması 300 bin  İspanya Yahudisini iyice zor durumda bırakmıştı.Girona’daki Yahudiler de bu fermandan üzerlerine düşeni almışlardı. İspanya’dan kovulmamak için din değiştiren ya da değiştirmiş görünen Yahudiler,  ”Getto” laşmak zorunda kalmışlardı. Gettolar,Yahudilerin gönüllü olarak veya zorlanarak yerleştirildikleri ve her türlü gereksinimini başka yere gitmeden karşılayabildikleri mahallelerdir. Günümüzdeki gönüllü gettolaşmalar ise; aynı kentlerden gelenlerin kurdukları mahalleler (Erzincanlılar gibi) ya da aynı düşünce tarzı ve dünya görüşünde olanların kurdukları mahalleler ( Güvenlikli lüks siteler) biçiminde gerçekleşmektedir.
 
1492 yılından sonra Girona’da,Yahudi Mahallesinde kalmak zorunda bırakılan Yahudiler, içlerine kapanık, göze çarpmamaya çalışan ve kapalı bir ekonomi oluşturan bir topluluğa dönüşürler. Kendilerini de kem gözlerden ve yabancılardan korumak isterler. İşte, Onyar Nehrini geçerek Yahudi mahallesine adım attığımızda karşılaştığımız, beton direğe tırmanan aslan maskotu, yalnız gettodakilerin bildiği bir parola olarak, oraya yerleştirilir. Onyar Nehrini geçenler, gettoya girmeden önce; direkteki aslanın poposunu öpüyorlarsa, Yahudi cemaatindirlar, öpmüyorlarsa, Yahudi Cemaati dışından, yabancı kişilerdir.Zararları dokunabilir, önlem alınmalıdır.Başka bir deyişle, direğe tırmanan aslan, güvenlik gerekçesiyle yerleştirilmiş bir maskottur. 
 
 Günümüzde ise, aslanın poposunu öpenlerin tekrar Girona’ya gelebilme şanslarının olduğuna inanılıyor.Bu nedenle, bazı konuklar aslanın poposunu öptüler.Maskot ve Getto konusunda bilgilenip, fotoğraflar çekildikten sonra tekrar, gökkuşağı renklerle bezenmiş ayçiçeğinin peşine düşüyoruz. Plaça de Sant Feliu Meydanından sağa saparak Libertat Caddesine (Rambla de la Libertat) giriyoruz.Kaldırımların ve binaların taştan yapıldığı bu daracık cadde, Girona’nın en popüler ve en hareketli caddesiymiş.Rehberimize göre, La Rambla, Orta Çağdan beri, insanların alış veriş yaptıkları en önemli cadde oluyor.Aradan yüz yıllar geçmesine rağmen, dokusu değişmeden kalabilen caddelerden biri.İşlek mağazaları, kafeteryaları, turistik restoranları, küçük ve otantik alış veriş mağazaları, sokaklara taşmış masa ve sandalyeleriyle ilginç bir cadde.
 
Trafiğe kapalı ağaçlarla bir bölgeye giriyoruz. Barselona’daki Katalunya Meydanını Kolon Meydanına bağlayan Dere Yatağı (La Rambla) aklıma geliyor.Ancak, oradaki  cıvıldama burada yok.Eşim, otantik dükkanları ve alış veriş tezgahlarını gözden geçirirken, ben de etrafı dolaşarak sürekli fotoğraf çekiyorum.Rehberimizin, kısa bir mola veriyoruz demesi üzerine, ağaçların altındaki masalardan birine oturuyoruz.Kalamarlı sandviçler ve kolalı içecekler alarak, açlığımızı bastırıyoruz.Kalamarlı sandviçler doyurucu olduğu gibi, 2 Euro’luk fiyatıyla kesemize de uygun.
 
 
About these ads
 

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 280 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: