RSS

İstanbul Kuzguncuk’ta bir sabah gezintisi

Kuzguncuk Üsküdar İstanbul

 Ben Kuzguncuk’ta yeşil bir dal buldum, ona tutundum.

Kuzguncuk’ta oturuyorum; martılarla aynı katta.

 

                                                             Can Yücel

 

Kuzguncuk ÇınaraltıÜç dinin ibadethanelerinin bulunduğu; ezan, çan ve hazan sesinin duyulduğu bir hoşgörü iklimi  Kuzguncuk, tanıdıkça daha çok sevdiğim bir mahalle oldu benim için. Cami, kilise ve sinagogun yan yana olduğu bu mahalle ya da semti biraz daha iyi tanımak için dördüncü kez gidiyorum. Bu kez daha bilinçliyim. Kafamdaki sıralamaya göre mekanları gezeceğim.

Kuzguncuk Camii Üsküdar İstanbulÖnce Boğaziçi kıyısındaki Çınaraltı’ndan başlamalıyım ki Can Yücel ve Nazım Hikmet gibi ustaları ve şairleri de anma fırsatımız doğsun.Kuzguncuk’ta vakit geçirmek ve dinlenmek isteyenler için, bir zamanlar Can Yücel’in mekanı olarak sayılan Çınar Kafe ya da Çınaraltı Kafe olarak adlandırılan mekan tavsiye ediliyor Kuzguncuklular tarafından. Kuzguncuk birçok ünlü ismin de vazgeçemediği bir semt.

Kuzguncuk İcadiye CaddesiOktay Rifat,  Can Yücel, Kuzgun Acar ve Teyzesi Sare Hanım’ın yaşadığı bu semte ait bir şiiri de bulunan Nazım Hikmet bu isimlerden birkaçı sadece. Can Yücel ve Kuzgun Acar arasında geçen bir diyalog, Kuzguncuk hakkındaki bir anekdota dönüşmüş adeta. Kuzgun Acar, “Şu Kuzguncuk’u çok seviyorum. Çok güzel bir yer” deyince, Can Yücel “Kuzgun’a yavrusu güzel gelir” diye yanıt vermiş.

Kuzguncuk Camisi ve Surp Krikor Lusaroviç Ermeni Kilisesi Bu tarihi anıları anımsayıp, Çınaraltı Kafe’deki çınar ağacının gölgesinde oturup boğaza karşı çayımı yudumlarken, Can Yücel’in ”Ben Kuzguncuk’ta yeşil bir dal buldum, ona tutundum.Kuzguncuk’ta oturuyorum; martılarla aynı katta.” ikili mısrasını da anımsama fırsatını yakalamış oldum.Çayımı içtikten sonra Çınaraltı’ndan ayrılarak, iskele karşısındaki Kuzguncuk Camisi’ne gidiyorum.

Kuzguncuk CamisiTemizlik yapmakta olan görevliye ”Cami açık mı?”sorusunu yöneltiyor ve ”Açık” yanıtını alınca ayakkabılarımı çıkarıp, cami içine girmek istiyorum ama, kapalı. Caminin şadırvanı altındaki son cemaat yerinde namazımı kılmamı istiyor temizlik yapan görevli. Biraz canım sıkılmakla birlikte, cami dışına çıkarak, değişik açılardan fotoğraflarını çekiyorum.

Surp Krikor Lusaroviç Ermeni Kilisesi1952 yılında inşa edilen Kuzguncuk Camisi, kilise papazının izniyle, İstanbul’un ilk ve tek kubbeli kilisesi olan Surp Krikor Lusaroviç Ermeni Kilisesi’nin bahçesine yapılmış. Caminin inşaatında pek çok gayrimüslim çalışmış. Surp Kirkor Lusaroviç Ermeni Kilisesi  papazı da inşaatta kullanılmak üzere, o zamanın parasıyla 500 TL yardımda bulunmuş.

Surp Krikor Lusaroviç Ermeni Kilisesi ve Kuzguncuk CamisiCami ile kilise siluetinin birlikte görünmesi, binaya ayrı bir dostluk anıtı kimliği kazandırmış.Bu tür görüntülere çok ihtiyacımız olduğu bir dönemde olduğumuzu düşünerek üzülüyorum. Kilisenin intenet sitesinden edindiğim bilgilere göre; Surp Krikor Lusaroviç Ermeni Kilisesi’nin yapılış tarihi, kilise içerisindeki kitabesinde yazdığına göre, Patrik Zakaryan Ağavani’nin zamanında, 1831 yılında yapımına başlanmış.

solunda Kuzguncuk Musevi SinagoguHassa mimarı Hovhannes Amira Serveryan’ın proje ve kontrolunda inşa edilerek 11 Mayıs 1835 ibadete açılmış. Zamanla tahrip olan yapı 1865 tarihli ferman üzerine Bedros Ağa Şalcıyan ve Kuzguncuk’daki Ermeni cemaatinin maddi katkılarıyla büyük bir onarım geçirmiş. 1967 de ise kilisenin içinde bazı düzenlemeler ve tamirat yapılmış.

Kuzguncuk İcadiye Caddesi ve Musevi SinagoguKilise ana caddeden alçak bir duvar üzerine demir parmaklıkların ayırdığı küçük bir avlunun içinde bulunuyor. Dış görünüşü son derece sade olup iki kat ve giriş kapısı yuvarlak kemerler içerisine alınmış. Plan şeması Ermeni kiliselerinde çok kullanılan kapalı Yunan haçıdır. Orta mekanın üzerini örten basık kasnaklı kubbe penceresizdir. Kuzguncuk İskelesi karşısındaki cami ve kiliseyi geride bırakarak, İcadiye Caddesi’ne giriyorum.

Kuzguncuk İcadiye CaddesiGirişin hemen solunda Kuzguncuk Musevi Sinagogu bulunuyor. Kapısı kapalı, ziyaret olanağı yok. Sİnagogun caddeye bakan tarafında, gelir getirmek amacıyla düzenlendikleri anlaşılan bölümlerinde Kuzguncuk Taksi, Berber ve Manav yer almış.1492 yılında İspanya’dan sürülen Musevilerin ilk yerleşim yerlerinden biridir Kuzguncuk.

Kuzguncuk Perihan Abla SokakKuzguncuk’un Avrupa Musevileri tarafından “Kutsal Topraklar’a varmadan önceki son durak” olarak kabul ediliyor. Herhangi bir nedenle, vaat edilmiş olan topraklara gidemeyenlerin, hiç değilse bir kere dahi olsa orayı görmeyi veya Kuzguncuk’a yerleşip orada gömülmeyi vasiyet ettikleri biliniyor. Bu nedenle Kuzguncuk’ta geniş bir Musevi mezarlığı olduğu ve burada 630 yıllık mezar taşlarının bulunduğu bilinmektedir.

Kuzguncuk Üryanizade Sokak1933 yılında yapılan sayıma göre 580 hanede 4000 kişinin yaşadığı ve bu nufusun büyük çoğunluğunu Yahudiler, kalanının da sırasıyla Rumlar, Müslümanlar ve Ermeniler’in teşkil ettiği kayıtlarda belirtilmiştir. Kuzguncuk, Kuzguncuk Musevi Cemaati Vakfı bünyesinde bulunan iki Sinagog’tan büyük olanıdır. Halk tarafından Kehilla Santral/ Merkez  ya da Kal de Abaşo/ Aşağı Sinagog olarak adlandırılır.

Kuzguncuk Üryanizade SokakHer Beth Yakov Musevi Sinagogu ne kadar 1878 yılında inşa edildiği söylense de, yapılan bazı araştırmalar 1862 yılında tamiri için Osmanlı Sultanı tarafından bir “izin fermanı” yazıldığını, dolayısıyla da daha eski bir tarihte inşa edildiği fikrini vermektedir. Bahçe içerisinde Yakov Mizrahi anısına oğlu Sabetay Mizrahi tarafından yenilenen ve belirli zamanlarda duaya açılan bir Midraş bulunmaktadır.

Kuzguncuk Rum Ortodoka Kilisesi ve ayazması Beth Yakov Musevi Sinagogu’nu geride bırakarak İcadiye Caddesi’nde ilerliyorum. Bican Efendi Sokak ile Behlül Sokak arasında Rum Ortodoks Kilisesi yer alıyor. Aziz Panteleimon’ ithaf edilmiş bu yapının ilk yapımının tarihi Bizans İmparatoru Justinianus dönemine, M.S 550 yılına kadar uzanabiliyor.İkinci inşaası şimdiki yapı olup, 1821 yılında gerçekleşmiş.

Kuzguncuk İnci Çayırlı SokakKilsenin yanında, yol üzerinde,  kare planlı küçük bir ayazma da bulunuyor. Andon Hüdaverdioğlu tarafından yaptırılan Çan Kulesi 1911 yılında eklenmiş. Kuzguncuk’taki Rum ortodoks Kilisesi, İstanbul’daki en eski kiliselerden biridir.Kilise kapalı olduğu için gezme olanağı bulamadım. Geri dönüyor ve İnci Çayırlı ya da eski adıyla Tufan Sokağın köşesine geliyorum.

İnci Çayırlı (Tufan) Sokak KuzguncukKöşede Metet adında bir dönerci bulunuyor. Dönercide çalışanlardan birine Nakkaştepe’ye nasıl gidebileceğimi soruyorum. İnci Çayırlı Sokağını izleyin, sizi götürür diyor. Eski adıyla Tufan Sokak üzerinde, Yenigün Sokak başına gelinceye kadar eğimsiz,düz bir yolda zorlanmadan ilerliyorum.  Bir taraftan da fotoğraf çekmeye çalışıyorum. 

Kuzguncuk  Yenigün Sokakİnci Çayırlı Sokağının iki tarafında yer alan konutların büyük bir bölümü yeni sayılabilecek yapılar. Birkaç tane cumbalı ev görüyorum. Sokak ilgimi çekmiyor. İlerliyorum, İnci Çayırlı ile Yenigün sokağının kavşağında oldukça gösterişli kırmızı bir köşk bulunuyor. Köşkü geçip, sokağa giriyorum. Sokak levhasına bakıyorum, Yenigün Sokak yazıyor.

Kuzguncuk  Yenigün SokakBu sokakta birden kendimi eski zaman filmlerinde gibi hissediyorum. Sokak ve evler tamamen nostalji kokuyor.Yenigün Sokak içindeki evler cumbalı ve pastel renkleriyle dikkatleri üzerlerinde topluyorlar. Sokakta fazla yokuş yok. Cumbalı evlerin pencerelerin önlerinde türlü türlü çiçekler bulunuyor,açmışlar. Canlı renkleriyle, sokaktan geçenlere yaşama sevinci aşılıyorlar.

Kuzguncuk Güzel Bahar SokakBenim de yaşama sevincim artıyor ve bu sevinçle, sokakta bir hayli fotoğraf çekiyorum. Sonra da Tufan ya da İnci Çayırlı sokağa geri dönüyorum. İnci Çayırlı Sokağın bundan sonraki bölümünde önemli sayılabilecek bir eğim var. Biraz daha yukarı çıkınca, geri dönüp bakıyorum. İnci Çayırlı ile Yenigün sokaklarının kavşağındaki kırmızı köşk ve iki tarafındaki sokaklar çok güzel bir fotoğraf karesi oluşturuyor.

Kuzguncuk  İnci Çayırlı Sokak ile Yenigün Sokak kavşağıHemen fotoğraf karelerinde yerini alıyor. Derken Güzel Bahar Sokak kavşağına geliyorum. Sokağa giriyorum ilginç yapılar var mıdır? Diye. Böylelikle yokuşun üzerindeki etkisini de hafifletmiş oluyorum. Güzel Bahar Sokağı nın yeşilliği bol ve çiçekli. Birkaç cumbalı ev gördüm. Başlangıçta bana çıkmaz sokak gibi göründi ama, çıkmaz sandığım yerden bir merdivenle Yenigün Sokağa inilebiliyor.

Kuzguncuk Rum Ortodoks KabristanıAraç trafiği açısından ise çıkmaz sokak özelliği taşıyor. Fotoğraflarımı çektikten sonra tekrar İnci Çayırlı Sokağa dönüyorum. Arada sırada da geri dönerek İcadiye Caddesi’ne bakıyor ve ne kadar yükseğe çıktığımı anlamaya çalışıyorum. Çünkü, bu çıkışın bir de inişi var. İcadiye Caddesi’ne bakarken, sokağın sol tarafının büyük bölümünün orman vasfı taşıdığını görüyorum.

Kuzguncuk Rum Ortodoks KabristanıTekrar İnci Çayırlı Sokak’ta tırmanmaya başlıyorum. Yol bitti derken, karşımda pastel renklere boyanmış dört katlı bir binanın sağ tarafında Kuzguncuk Rum Ortodoks Kabristanı görüş alanıma giriyor. Sol tarafta ise İnci Çayırlı Sokak varlığını sürdürmeye devam ediyor. Ben sağa yönelerek Rum Ortodoks Kabristanına giriyorum.

Kuzguncuk Rum Ortodoks KabristanıKarşıma Arnavut kaldırım taşlarıyla döşenmiş ve taştan merdivenlerin bulunduğu bir patika ile göze çarpmayan bir gecekondu çıkıyor.Sanki bir koru içerisinde yürüyormuş duygusuna kapıldım. Bir süre sonra da kabristana ulaştım.Mezarların birindeki MARKOS APOSTOLİDİS yazılı levha hemen dikkatimi çekti. Parantez içinde de MARKO PAŞA yazıyordu.

Kuzguncuk Rum Ortodoks KabristanıÇocukluğumdan beri hafızama yer etmiş bir deyim geldi aklıma. Zor ve çözümsüz görünen sorunlarda ”Derdini Anlat Marko Paşaya” deniliyordu. Neden böyle dendiğini anlamamakla birlikte benimsediğimiz bir söylem biçimiydi. Levhayı okuyorum. 1824 yılında Yunanistan’ın Siros adasında doğmuş. İlk ve orta öğrenimini Siros’ta tamamlamış. Askeri Tıp Okulunu İstanbul’da okumuş ve 1851 yılında mezun olmuş.

Kuzguncuk Rum Ortodoks KabristanıMezun olur olmaz da okulun Hariciye Kliniği Cerrahi bölümünde öğretmen yardımcısı olarak işe başlamış. Cerrah olarak büyük ün kazanmış ve Osmanlı tarihinde Tuğgeneral olan ilk hekim olmuş. Dönemin Osmanlı Padişahı Abdülaziz, 1861 yılında, Marko Paşa’yı sarayın hekimbaşısı yapmış. 1871 yılında Mekteb-i Şahane Nazırlığına getirilmiş.

Kuzguncuk  İnci Çayırlı Sokak1877 yılında Meşrutiyetin ilanından sonra Mecli-i Ayan üyesi olmuş. Diğer taraftan Türk Kızılayı’nın ilk kurucularındandır. Marko Paşa, hekimliği kadar sosyal etkinlikleriyle de tanınmış bir kişiydi. Her türlü insanın her türlü derdini dinlemesiyle de ”Dert Babası” olarak tanınmıştır. Dertlerini dinlediği kişilere sorduğu sorularla, dertlerinin çözümlerini kendilerinin bulmalarını sağlardı.

Kuzguncuk Babanakkaş Sokağı ”Anlat derdini Marko Paşa’ya” Deyimi onun bu tür etkinliklerinin sonucudur. 1888 yılında Mekteb-i Tıbbiye Nazırı iken İstanbul’da ölmüştür. Marko Paşa’nın mezarı başındaki bilgilendirme panosu, onlarca yıl kullandığımız ”Anlat derdini Marko Paşa’ya” deyimininin nereden kaynaklandığını da öğretmiş oldu bana. Teraslar halinde düzenlenmiş Rum Ortodoks Kabristanı ziyaretimi tamamlayarak, tekrar İnci Çayırlı Sokağa çıkıyorum.

Kuzguncuk Nakkaştepe Musevi MezarlığıBu sokağın devamı da beni Babanakkaş Sokağa götürüyor. Babanakkaş Sokağı, Fatih Parkı ile aynı seviyede neredeyse. Boğaziçi’ne hakim bir konumu var. Gezintim; Nakkaştepe Deli Koç Sokağı ile devam edip, Koç Holding’in Nakkaştepe’deki genel yönetim merkezine kadar devam ediyor ki tam karşısında da Nakkaştepe Musevi Mezarlığı bulunuyor. Kapalı olduğu için gezme olanağı bulamadım.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Etiketler: , , ,

Bir Hoşgörü İklimi Kuzguncuk İstanbul

Kuzguncuk 2

?????????????????Üsküdar’daki Fethi Paşa Korusu’nu gezerken, Boğaziçi ile birlikte Kuzguncuk Mahallesi’ni de panoramik olarak gören Kuzguncuk tepesine ulaşmıştım. Bu tepeden baktığımda Kuzguncuk ile birlikte; karşıda solda Fatih Sultan Mehmet Köprüsü Boğaziçi’nin incilerinden biri olarak kendini gösterirken, tam karşıdaki Nakkaştepe mezarlığı da manevi dünyadan bir şeyler anlatmaya çalışıyordu.

KuKuzguncuk Üsküdar İstanbulFethi Paşa Korusu’nu gezip, fotoğrafladıktan sonra, ilk fırsatta Kuzguncuk Mahallesini gezmeye karar verdim. Bu kararımdan sonra da arka arkaya, farklı günlerde, üç kez Kuzguncuk Mahallesi’ne gidip yüzlerce fotoğraf çekerek arşivledim. Beni en çok etkileyen ve şu ana kadar üç kez ziyaret ettiğim mekanlardan biri oldu Kuzguncuk Mahalesi.

Kuzguncuk Üsküdar İstanbulKuzguncuk, Boğaziçi’nin Anadolu yakasında bulunan ve eski adı ‘Altın Kiremit’ anlamına gelen güzide bir yer. Evliya Çelebi’ye göre semtin ismi Fatih zamanında buraya yerleşen ve Kuzgun Baba diye bilinen veli bir zattan geliyor. Altın Kiremit ya da Kuzgun Baba, her neyse, tanı(t)maya çalışalım Kuzguncuk Mahallesi’ni.

İcadiye Caddesi Kuzguncuk İstanbulÜsküdar’da; Mihrimah Sultan Camisi önünden bindiğim toplu taşım araçlarından biriyle Anadoluhisarı’na doğru giderken, Fethi Paşa Korusu’nu geçer geçmez karşıma şirin mi şirin bir mahalle olarak çıktı Kuzguncuk. Bayıldım. Toplu taşım aracından İETT Kuzguncuk durağında iniyor ve mahallenin tek ana caddesi durumunda olan İcadiye Caddesi’ne giriyorum.

Kuzguncuk Camii Paşalimanı CaddesiÜç dinin ibadethanelerinin bulunduğu; ezan, çan ve hazan sesinin duyulduğu bir hoşgörü iklimi olarak karşımıza çıkıyor Kuzguncuk. Cami, kilise ve sinagogun yan yana olduğu Kuzguncuk, sadece mekansal yakınlıkla değil, yaşanan olaylarla da hoşgörünün adresidir. Mahalle dediğimiz şeyin burada hâlâ inatla devam ettiğini görüyoruz.

Kuzguncuk Surp Kirkor Lusaroviç Kilsesi (Ayios Yeoryios kilisesi)Sokaklarında hala ip atlanıyor, hala saklambaç oynanıyor. Yaşlı ve emeklilerin, bir araya geldikleri kahvehanelerde, sohbet edip, mahallelerini daha da güzelleştirmenin yolunu arıyorlar.  Sahil yolundan, Kuzguncuk’un ana caddesi olan İcadiye Caddesi‘ne girdiğiniz anda, Kuzguncuk’taki tarihi havayı solumaya başlıyorsunuz. Caddeye girer girmez solda Kuzguncuk, Beth Yakov Musevi Sinagogu var.

Kuzguncuk Rum Ortodoks Kilisesiİleride, Kuzguncuk Ptt’sini geçince de Ayios Yorgios Kilisesi karşımıza çıkıyor. Hristiyan inanışına göre Hazreti İsa, Ürdün Nehri’nde vaftiz edilmiş. Bu olayın anısına ve onu temsilen deniz, göl ve nehirlere yakın olan kiliselerdeki cemaat ve ruhani temsilciler, Ocak ayının altıncı günü kilisede düzenlenen ayinin ardından sahile gidiliyor. Kutsal haç, dualar eşliğinde ruhani lider tarafından suya atılıyor. 

 

İcadiye Caddesi KuzguncukBurada hazır bulunan gençler suya atlayarak, haçı çıkarmak için yarışıyor.  Kuzguncuk’taki bu küçük kilise de ayinin başlatıldığı yerlerden birisiymiş. İcadiye Caddesi yolu oldukça uzun. Belli bir mesafede düz ama daha sonra yokuşlar başlıyor.İcadiye Caddesi eskiden dere yatağı imiş. Her iki tarafta da kahvehaneler ve meyhaneler bulunur ve üstünden köprülerle geçilirmiş.

 

Perihan Abla Sokağı Kuzguncuk İstanbul İcadiye Caddesi boyunca karşılıklı sıralanan 2-3 katlı, cumbalı evleri, fırınları, manavı ve küçük kafelerinde buram buram nostalji kokuları yükseliyor. İcadiye Caddesi üzerinde bulunan Kuzguncuk Ptt’sine doğru gidiyorum. Karşılaştığım soldaki ilk sokak ve sokaktaki cumbalı evler dikkatimi çekiyor. Girişteki sokak ismini belirten levhaya bakıyorum. “Perihan Abla Sokağı” diye yazıyor.

Perihan Abla Sokağı Kuzguncuk İstanbulBirden anılarım canlanıyor ve 28 yıl öncesine gidiyorum. Sokağa adı verilen Perihan Abla, 1986-1988 yılları arasında TRT’de yayınlanan Perran Kutman’ın başrolde oynadığı ilk yerli dizidir.İzleyenlere olumlu mesajlar veren keyifli ve duygusl bir diziydi.Türkiye’de dizi kültürünü başlatan 1986 yapımlı bu dizi, iki yıl boyunca TRT’de yayınlanmış Türk Televizyon tarihindeki öncü dizilerden birisidir.

Perihan Abla Sokağı Kuzguncuk İstanbulBana duygusal anlar  yaşatan Perihan Abla Sokağı ile kesiştiği Üryanizade Sokağı da gezdim. Barındırdıkları rengarenk cumbalı evleri ve çiçekli pencereleri ile fotoğraf karelerine taşımak için enfes birer mekan her iki sokak da. Bir hayli fotoğraf çekmiştim.  Kuzguncuk’ta sokak isimleri itina ile örülmüş bir dantel gibi.Gezerken karşılaştığım sokak isimleri de oldukça ilginç geldi bana.

Üryanizade Sokak Kuzguncuk İstanbulPerihan Abla, Akasya, Ayçiçeği, Bahçe, Güzel Bahar, Hayırlı, Tütsülü, Yapraklı Çınar gibi insanın içini açan sokakların yanı sıra Simitçi Tahir, Baba Nakkaş, Aziz Bey, Tenekeci Musa sokakları da kollarını açmış, hoş geldin der gibi bana bakıyor. Özellikle Perihan Abla Sokak ile kesişen Üryanizade Sokak ilgi ve dikkatimi çekiyor. Bu sokaktaki ahşap evlerin hepsi birbirinden güzel.

Üryanizade Sokak Kuzguncuk İstanbulCengiz Bektaş, “İstanbul Sokakları” isimli kitapta bu sokağı  çok güzel anlatmış ve tanıtmış. İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi İç Mimarlık, Mimarlık bölümlerinde okuyan Cengiz Bektaş, 1959’da Münih Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümünü bitirmiş ünlü bir mimarımız. 1960′ta Alman Şehircilik Akademisi kurslarını izlemiş.

Üryanizade Sokak Kuzguncuk İstanbulVikipedi verilerine göre; 1999 güzünden beri Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Şehircilik Bölümü lisansüstü öğrencilerine “Kültürün Planlamaya Etkisi” konusunda, Güzel Sanatlar Fakültesi’nde de “Estetik” konusunda ders veriyor. Üryanizade Sokak’ta neler olduğunu, komşuluk ilişkilerini ve yaşanmışlık hikayelerini yazmış ayrıca.

Rotadan şaşmamak için, daha  sonraki gezilerimde Üryanizade Sokağı iyice tanımak istiyorum. İki tarafında sıralanmış cumbalı evleri yakından izlemek ve fotoğraflamak istiyorum.Cengiz Bektaş’ın kaleminden Kuzguncuk ve cumbalı evlerini okumak çok zevkli olmalı. Zaten Bektaş’ın ofisi de Üryanizade sokak içindeymiş.  Oldum olası cumbalı evler ilgimi ve dikkatimi çekmiştir. Eski Türk evlerinde zemin katın üzerindeki birinci ya da sonraki katlarda dışa taşan kafesli oda bölmesi olan cumbalı evlerde, 180 derecelik bir görüş alanı sağlanırdı.

Kuzguncuk-Ptt Üsküdar İstanbulDiğer taraftan, kafesli yapısı nedeniyle de mahremiyet sağlardı.Rotadan şaşmamak için, Perihan Abla Sokak’tan çıkıyorum. Tekrar İcadiye Caddesi’ne dönüyor ve Ptt-Kuzguncuk tarafına doğru ilerliyorum. Sol  tarafta Kuzguncuk Mahallesi Muhtarlığı bulunuyor.Biraz daha ilerleyince, İcadiye Caddesi ile Bican Efendi Sokak’ın kesiştiği köşede Ptt-Kuzguncuk bulunuyor.

Kuzguncuk Rum Ortodoka Kilisesi ve ayazmasıPtt’nin sağındaki Bican Efendi Sokak, Kuzguncuklular tarafından Postane Yokuşu ya da Sinema Yokuşu olarak biliniyor. Kuzguncuk-Ptt’yi geçip,  İcadiye Caddesi’nde biraz daha ilerleyince, Bican Sokak ile Behlül Sokak arasında Rum Ortodoks Kilisesi yer alıyor. Aziz Panteleimon’ ithaf edilmiş bu yapının ilk yapımının tarihi Bizans İmparatoru Justinianus dönemine, M.S 550 yılına kadar uzanabiliyor.

Bican Efendi Sokak-Postane Yokuşu Kuzguncuk İstanbulİkinci inşaası şimdiki yapı olup, 1821 yılında gerçekleşmiş. Kilsenin yanında, yol üzerinde,  kare planlı küçük bir ayazma da bulunuyor. Andon Hüdaverdioğlu tarafından yaptırılan Çan Kulesi 1911 yılında eklenmiş. Kuzguncuk’taki Rum ortodoks Kilisesi, İstanbul’daki en eski kiliselerden biridir.Kilise kapalı olduğu için gezme olanağı bulamadım.

Bican Efendi Sokak-Postane Yokuşu Kuzguncuk İstanbul1818’de yapılan Büyük Havra ile 1821 tarihli Rum-Ortodoks Kilisesi Ayios Georgios’u birbirlerine yaslanmış halde bulunmaktadır. Kilisenin çevresinde dolaşarak, olabildiğince çok ve iyi fotoğraf çekmeye çalışıyorum. Sosyal paylaşım sitesi facebook’tan öğretmen arkadaşım olan ve Kuzguncuk Behlül Sokak’ta yaşadığını öğrendiğim Aynur Balkancı’nın önerisi üzerine Postane yokuşunda tırmanmaya başlıyorum ki beni Kuzguncuk tepesine götürsün.

Bican Efendi Sokak-Postane Yokuşu Kuzguncuk İstanbulAksiyon isteyen, kendini denemek isteyen, nabız yükseltmek isteyen Kuzguncuk’taki Bican Efendi Sokak ya da Postane yokuşunu tırmanmalı diye düşündüm. Oldukça dik ve Arnavut kaldırımlı sokakta ilerledikçe düşüncemde haklı olduğumu anladım. Kan ter içinde tırmanmamı sürdürdüm Fethi Paşa Korusu duvarlarına kadar. 

Kuzguncuk tepesi Üsküdar İstanbulYorulmama değdi doğrusu.Geriye dönüp baktığımda hoşgörünün adresi olarak bilinen Kuzguncuk, panoramik olarak ayaklarımın altındaydı. Tam karşımda da masalımsı bir görüntü eşliğinde Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü yer almıştı. Bu görüntüleri seyredip, soluklandıktan sonra çevreyi tanımaya çalıştım. Muhteşem ve masalımsı bir manzara vardı karşımda.

Soluklandıktan sonra da geri dönüp, Bican Efendi Sokağın tam karşısında yer alan İnci Çayırlı Sokağa girmek istiyorum. Bu sokaktaki eğim de oldukça fazla olup, beni Nakkaştepe’ye götürecektir. Nakkaştepe bir kartal yuvası gibi olup, Boğaziçi’ne hakim bir konumda. Sonraki yazı dizilerimde yazmak üzere…

 

 

 

Etiketler: , , , , , ,

Fethi Paşa Korusu İstanbul

Fethi Paşa Korusu İstanbul

Fethi Paşa Korusu İstanbulErguvanlarla tanışıklığım 2009 yılı Nisan ayının ortalarında yaptığım kısa bir Boğaziçi turunda oldu. İçinde bulunduğumuz tur vapuru Üsküdar’ı geçip, Fethi Paşa Korusu etekleri göründüğünde eflatundan pembeye doğru süzülen erguvan çiçekleri kendini göstermişti. Tura katılan bazı yolcuların arka arkaya fotoğraf çekimlerini pek anlayamamıştım doğrusu.

Fethi Paşa Korusu İstanbulMeğer İstanbul’da baharın habercisiymiş erguvanlar.Erguvani renkteki çiçekleri, ilkbaharda belirmeye başlıyor. Yaza girmeden de o olağanüstü gösteri sona eriyor.İstanbul’un önemli simgelerinden olan erguvan çiçeği, eşsiz Boğaziçi’nde yeşilin üstündeki mor salkımlarıyla tarifsiz bir renk cümbüşü sunuyor baharda eflatundan pembeye doğru süzülen erguvan çiçekleri.

Fethi Paşa KöşküKısa süren renk cümbüşü ve ani, hüzünlü kayboluşuyla edebiyatçılara göre de Boğaziçi’nin utangaç süsü olarak anılıyor. Erguvanların olağanüstü renk cümbüşleri sona ermeden fethi Paşa Korusu’nu üçüncü kez ziyaret ettim. Koru içerisinde iki sosyal tesis bulunmaktadır. Bunlardan biri,eski Fethi Paşa Köşkü olup, kargir bir bodrum kat üzerine iki katlı ahşap olarak inşa edilmiştir.

Fethi Paşa Korusu İstanbulKöşkün giriş cephesi kuzeybatıda yer almakta olup, İstanbul Boğazı’na bakmaktadır. Köşk ve eklentilerinin masalımsı bir Boğaziçi manzarası vardır. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sosyal Tesislerinden biridir. Restaurantı ve kafeteryası bulunmaktadır. Fiyatlar oldukça uygundur. Kafeteryada self servis olup, yalnız aldığınızın ücretini ödersiniz.

Fethi Paşa Korusu İstanbulFiks menü yoktur. Kuzguncuk tepesinde, Fatih Sultan Köprüsü’ne hakim bir yerde yer alan diğer tesis Dilruba Restaurant’tır. Özel bir şirketin işlettiği Dilruba Restaurant; Dilruba Bahçesi, Cafeterya ve Restaurant olmak üzere üç ana bölümden oluşuyor. Ödemeniz gereken ücretler, Büyükşehir Belediyesi Tesislerine göre, oldukça tuzludur. Yakala Com’da bile sabah kahvaltısı 20 TL civarındadır.

Fethi Paşa Korusu

Fethi Paşa Korusu İstanbulAnadolu yakasının boğaz kıyısında bulunan Fethi Paşa Korusu, bu bölgenin oksijen deposu olarak biliniyor. Fethipaşa Korusu, Üsküdar`ın kuzeyinden başlayarak bütün sırt ve yamaçları kapsadıktan sonra Kuzguncuk tepesinde bitiyor. Koru, adını II. Mahmut ve I. Abdülhamit dönemlerinde valilik, elçilik ve nazırlık yapan Tophane Müşiri/generali Fethi Ahmet Paşa’dan alıyor.

Fethi Paşa Korusu İstanbulFethi Ahmet Paşa, Rodoslu Hafız Ağa’nın oğlu. Ataları Kanuni zamanında sancak beyi olarak Rodos’a gitmiş. Fethi Ahmet Paşa, babası Ahmet Ağa’nın 1801’de bir suikasta kurban gittiği sene dünyaya geliyor. Yedi yaşına girince, aile dostu aracılığıyla Topkapı Sarayı’ndaki Enderun’a alınıyor. Enderunlu olarak yüksek rütbelere geliyor. Osmanlı’da müzeciliği kuruyor.

Fethi Paşa Korusu İstanbul1833’te Osmanlı’nın ilk Viyana elçisi oluyor. Çok renkli bir kişiliğe sahip olan Fethi Paşa, sanata meraklı olup, çok etkili ve yetkili bir elçi oluyor. Öyle ki, Ünlü besteci Strauss’un Fethi Ahmet Paşa’ya yaptığı beste var. Daha sonra Paris elçiliği yapıyor.1839’da İngiltere Kraliçesi Victoria’nın taç giyme merasimine o gidiyor. İstanbul Kuzguncuk’taki yalıyı o kadar güzel döşüyor ki dillere destan oluyor.

Fethi Paşa Korusu İstanbulEvi çok beğenen Sultan Abdülmecit Dolmabahçe Sarayı’nı yaptırırken sarayın döşenmesi görevini ona veriyor. Abdülmecit’in kız kardeşi Atiye Sultan’la evli olan Fethi Paşa,Tophane Müşiri iken Aya İrini’yi eski silahların kaldırıldığı bir ambar olmaktan çıkarıp, çeşitli illerden toplattığı arkeolojik eserlerle donatarak müzeye dönüştürmüştür.

Fethi Paşa Korusu İstanbulAynı zamanda 1847’de Sultanahmet Meydanı’nda ilk arkeolojik kazıları başlatan devlet görevlisi olarak da tanınıyor. Koru, Fethi Ahmet Paşa’nın 1858 yılında ölümünden sonra varisleri arasında paylaşılmasının ardından 1960-1980 yılları arasında kaderine terk edildiği için bakımsız bir görünüme büründü. Paşanın varislerinden Avukat Şevket Mocan, kendi hissesini 1958 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesine devretti. İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından içerisindeki iki köşk restore edilerek, 2003 yılında Sosyal Tesis olarak faaliyete başladı.

Fethi Paşa Köşkü

Fethi Paşa Köşkü İstanbulÇok çeşitli ve değerli ağaç türüne ev sahipliği yapan Fethi Paşa Korusu içinde yer alan Fethi Paşa Köşkü, kargir bir bodrum kat üzerine iki katlı ahşap olarak inşa edilmiştir.Köşkün giriş cephesi kuzeybatıda yer almakta olup, İstanbul Boğazı’na bakmaktadır. Eksende girişe iki yönlü döner merdivenlerle ulaşılır. İki yönlü döner merdivenler arasında, ortada bir şelale süs havuzu bulunmaktadır.

Köşke girmeden, geri dönülerek bakılırsa boğazın muhteşem manzarası ile karşılaşılır. Köşk girişinin üzerinde, sofa bir cumba ile öne taşırılmıştır. Böylelikle Sarayburnu’ndan başlayarak Ortaköy’e kadar olan muhteşem boğaz manzarasını izleme olanağı doğmuştur.Cumba üzerinde boğaza/ kuzeybatıya bakan üç pencerenin yanı sıra kuzeydoğuya bakan bir, güneybatıya bakan bir olmak üzere beş pencere bulunmaktadır.

Fethi Paşa Köşkü İstanbulCumbanın iki yanında yer alan cephelerde de ikişer pencere bulunmaktadır. Giriş kapısını yanlarında birer ve kapı seviyesindeki yan cephelerde de ikişer pencere bulunmaktadır. Açıklıkları, düz atkılı giyotin pencerelerdir.Yapı, geniş bir saçakla bitirilmiş.Köşkün cephesi beyaz badanalı ahşap kaplamadır. Köşk, Orta sofalı plan şemasına sahiptir.

Fethi Paşa Korusu İstanbulKuzeybatıdan girişi bulunan merkezi bir sofa ve dört köşede sofadan girilen odalar yer almaktadır. Kuzeydoğuda servis mekanları ve mutfak düzenlenmiş.Köşkük kuzey doğusunda iki katlı ahşap bir yapı bulunmaktadır. Boğaza dönük muhteşem bir manzaraya açılan sofa ve köşkün kuzeybatı köşelerinde yer alan odalar ahşap döşemelidir. Tavanlar kalemişi motiflerle bezemelidir.

Fethi Paşa Korusu İstanbulKöşkün güneybatı cephesinde, üzeri ahşap çatılı olan bir teras yer almaktadır. Tavanı ahşap kasetli olup, ahşap direklerle desteklenmiştir. Direklerin arası çapraz korkuluklarla gerilmiş. Destek direklerinin tavan ile birleşim yerlerinde oyma motifli köşebentler yer almış.Terasın kuzeydoğusunda, mutfak ve servis hacimleriyle bunlara bir giriş düzenlenmiş.

Fethi Paşa Korusu Dilruba Restaurant Restaurant olarak hizmet veren Fethi Paşa Köşkü’nü gezdikten sonra, kafeterya olarak hizmet veren yapıya doğru tırmanmaya başlıyorum. Daha yukarıda olan ve Kafeterya olarak hizmet veren yapı, fethi Paşa’nın sağlığında, konuklar için ayrılmış ikinci bir köşkmüş. 19. yüzyılın başında geçirdiği yangında kullanılamaz hale gelmiş. Büyükşehir Belediyesi tarafından yeniden yapılandırılmış.

Fethi Paşa Korusu İstanbulKafeterya olarak kullanılan yapının seyir balkonundan, Sarayburnu’ndan başlayarak Ortaköy’e kadar olan muhteşem manzarayı izleyeme olanağı buldum. Yaklaşık 260 000 m2 lik bir araziye sahip Ahmet Fethi Paşa Korusu’nda; Kızılçam, Fıstık Çam, Sedir Ağacı, Sakız Ağacı, Atkestanesi, Saplı Meşe, Akdut, Trabzon Hurması, Yalancı Akasya, Dişbudak, Yeşil Kartopu, Japon Kadife Çamları ve Erguvan ağaçları bulunmaktadır.

Fethi Paşa Korusu İstanbul 1985-1987 yılları arasında yapılan yenileme çalışmalarında koruda; gezinti yolları, koşu parkurları, seyir terasları, teras kafeler ve oyun parkları düzenlenmiş. İstanbullulara temiz havada yürüyüş ve koşu alanlarından yararlanıp restoran, kafeterya ve çay bahçelerinde dinlenerek, kentin gürültülü ortamından uzaklaşma fırsatı sunuyor. Fethipaşa Sosyal Tesisi’nde İstanbul’un güzellik sembolü erguvanlar her daim yeşil çam ağaçlarıyla ve mistik kokusuyla unutulmaz bir boğaz keyfi yaşatıyor.

 

 

Etiketler: , , ,

İstanbul’da Erguvanlar Çiçek Açtı

Erguvanlar çiçek açtı

Erguvanlar çiçek açtıErguvanlarla tanışıklığım 2009 yılı Nisan ayının ortalarında yaptığım kısa bir Boğaziçi turunda oldu. İçinde bulunduğumuz tur vapuru Üsküdar’ı geçip, Fethi Paşa Korusu etekleri göründüğünde eflatundan pembeye doğru süzülen erguvan çiçekleri kendini göstermişti. Tura katılan bazı yolcuların arka arkaya fotoğraf çekimlerini pek anlayamamıştım doğrusu. Meğer İstanbul’da baharın habercisiymiş erguvanlar.

Küçük Çamlıca KorusuErguvanların 15-20 günlük bir ömrü varmış. Pembe çiçekler, kısa süre sonra yerini yeşil yapraklara bırakıyormuş. İstanbul’da Boğaz’ın iki yakasında erguvanlarının yolunu sürmenin en iyi yolu ise Boğaz turu yapan tekneler.Sonradan öğreniyorum ki bazı İstanbullular için Erguvanlar bir tutku olup, her yıl Erguvanların çiçeklendikleri bahar aylarını heyecanla beklemekteler.

Emirgan Korusu İstanbul Erguvani renkteki çiçekleri, ilkbaharda belirmeye başlıyor. Yaza girmeden de o olağanüstü gösteri sona eriyor.Sonraki yılların Nisan aylarını ben de beklemeye başladım. Emirgan Korusu, Yıldız Korusu, Piyerloti Tepesi, Çubuklu Korusu ve Fethi Paşa Korusu bu bakımdan zengin mekanlardı. Oysa asıl zenginlik Küçük Çamlıca Korusu’da bulunuyormuş.

Erguvanlar çiçek açtıKüçük Çamlıca Korusu’na gittiğimde önce mis gibi çiçek kokuları ile karşılaşıyorum. Koru içindeki araç ve yaya yolları binbir çeşit çiçeklerle donatılmış. Koru gelin gibi süslenmiş. Görsel bir şölenle karşılaşıyorum. Fiziksel beynim ve bedenim bu durumu bahar olarak algılıyor. Bu algılamayı bedenim mükemmel buluyor ve yeni bir sinerji kazanmamı sağlıyor.

İstanbul'da Erguvanlar çiçek açtıBu sinerji ile Koruda İç kısımlara doğru ilerliyorum. Levhalardan birinde Su Köşkü yazıyor ve gitmemiz gereken yeri de okla gösteriyor. Su Köşkü’ne giden yola girdiğimde, iki tarafındaki Erguvan ağaçlarını görünce kendimden geçiyorum. Bir cennet havası katmış koruya. İstanbul’un neredeyse korularının büyük bir bölümünü gezdim.

İstanbul'da Erguvanlar çiçek açtıAncak Küçük Çamlıca Korusundaki erguvan ağacı yoğunluğunu hiç birinde görmedim. Erguvan, İstanbul’u, özellikle de İstanbul boğazını bahar aylarında kendine has mor rengine büründürür.İstanbul’un bir rengi var ise bu erguvandır diyor erguvan sevenler. Gövdesinin her tarafından fışkıran eflatundan pembeye doğru süzülen çiçekleri, insana hayatı müjdeler.

eflatundan pembeye doğru süzülen  İstanbul’un pek çok mezarlığında boy veren erguvanlar ölüm mekanlarında da hayatı anlatır. Bizans ve Hristiyanlığın önemli imgelerindendir erguvan ağaçları ve çiçeklerinin renkleri. Erguvan ağaçları 10 metreye kadar boylanabilen, tek gövdeli, yaprak döken, çalı görünümünde bir ağaççıktır.Erguvan ağaçlarının çiçeklendiği günler, bayram günleridir İstanbul için. Benim gibi, erguvanlardan etkilenen ”Abdullah Kartal” adındaki bir şairimizden bir dörtlüğü aşağıya alıyorum.

İstanbul baştan başa hayallerle dolsun…
Kız kulesi boğaza karşı selama dursun,
Ellerin ellerimde özlemler son bulsun,
Gönül Gönül’e yürüyelim seninle bu yolu,
Erguvanlar açtığında yeniden dolaşalım İstanbul’u…

eflatundan pembeye doğru süzülen Erguvanlardan Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi şairleri de ilham almış. Efsaneye göre, İsa’nın ihanet eden havarisi Yahuda kendini erguvan ağacına asmış. Önceleri beyaz olan erguvan çiçeği, utançtan rengini değiştirmiş. Baharda eflatundan pembeye doğru süzülen erguvan çiçekleri, kısa süren renk cümbüşü ve ani, hüzünlü kayboluşuyla edebiyatçılara göre de Boğaziçi’nin utangaç süsü olarak anılıyor.

Yıldız Korusu İstanbulİstanbul’un önemli simgelerinden olan erguvan çiçeği, eşsiz Boğaziçi’nde yeşilin üstündeki mor salkımlarıyla tarifsiz bir renk cümbüşü sunuyor. Türk edebiyatının büyük ustalarından olan Ahmet Hamdi Tanpınar şöyle tarif etmiş erguvan ağaçlarını. “İstanbul surlarının üstünde yıkık duvarların arasında tek başına fırlamış bir erguvan ağacı vardır ki, bana gösterdikleri günden beri her bahar bir kerecik ziyaretine giderdim.

Emirgan Korusu İstanbulHarap ve bakımsız mazi yadigarları ve etrafında uyuyan ölüler arasında bu erguvan ağacı benim için ezeli bir ebedi arzunun, daima yenileşen hayat akışının bir timsalidir ve manzaraya hakim yumuşak duruşundan bu fazlasıyla hissedilir…”  Bizans İmparatorluğu’nda da önemli bir yer edinmiş erguvanlar.Bizans imparatorları Sultanahmet’teki Büyük Saray’ın “Mor Odası”nda doğar, “erguvan” kaftan giyerlerdi.

Emirgan Korusu İstanbulErguvan moru Bizans hükümdarlarının kıyafetlerinde kullanılan bir renktir. Doğal yollarla üretilen en zor renk olduğu için, bir zenginlik ve güç belirtisiydi; imparator dışında hiç kimse mor kaftan giyemez ve pelerin takmasına izin verilmezdi. Sultan Yıldırım Beyazid’in Emir Sultan’ın, her erguvan mevsiminde Bursa’da müritleriyle buluşması nedeniyle düzenlenmeye başlanan erguvan şenlikleri yüzyıllardır devam etmektedir.

Emirgan Korusu İstanbulBursa’nın köklü geçmişinden bugünlere ulaşan simgelerinden biri olan erguvan ağacı; dayanışma, hoşgörü, sevgi ve kardeşliğin simgesi olarak yüzyıllar boyunca düzenlenen bir şenliğe adını vermiştir. 14. yüzyıldan günümüze kadar asırlarca bir ağaç adına bayram düzenleyen başka bir ulus yok gibidir. Geçmişte düzenlenen şenliklerden birine şahit olduğu anlaşılan Evliya Çelebi Erguvan Şenliği’ni şöyle anlatıyor.

eflatundan pembeye doğru süzülen  “Yılda bir kez Emirsultan’da, ‘Erguvan töreni’ düzenlenir. Her taraftan deniz gibi insan toplanır ki, bu kalabalık töreni anlatmakta kalem yetersizdir. Böyle bir tören ancak Emir Sultan sevgisi ile olur. ”Tanpınar’ın ifadesiyle, “… bizim iklimde gülden sonra bayramı yapılacak bir çiçek varsa, o da erguvandır. Osmanlı döneminde baharın müjdeleyicisidir.

Emirgan Korusu İstanbulBaharın müjdeleyicisi olarak da bilinen erguvan ağacı etrafında, Bursa’da yaşayan velilerden Emir Sultan hazretlerinin 15. yüzyılda sevenleriyle birlikte sohbet yapması halk tarafından manevi bayram olarak kabul edilmiş ve 500 yıldır sürdürülen ve turistik açıdan da ilgi çeken bu gelenek Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyelerinin katkıları ile devam ettirilmektedir.

eflatundan pembeye doğru süzülen Düzenlenen törenlerde geleneksel hale gelen Emir Sultan Meydanı’na her yıl erguvan fidanları dikilmektedir. Erguvanlar İstanbul’un markası İstanbul’un ve İstanbul Boğazı’nın en güzel zamanları bahar ve hazan aylarıdır. Baharda pembe erguvanlar, mor salkımlar yeşilin üzerinde tarifsiz bir renk cümbüşü sunar. Erguvan İstanbul var olduğundan beri Boğaziçi kıyılarında, korularında ve parklarında yaşar. Şimdi erguvan vaktidir.

eflatundan pembeye doğru süzülen Çıkın, parklara gidin ve bir Boğaziçi turuna katılın seyredin erguvanları. İnanın yaşama sevinciniz artacak ve hayata sımsıkı tutunacak ve kendinizi daha direngen hissedeceksiniz. Candan Emirsoy adlı bir hanımefendinin ”Erguvan Ağacı” adlı şiirinden bir alıntı ile yazımı bitiriyorum.

yemyeşil dallarla sarılmış iken
pembe çiçekler açtı mevsim baharda
utancın ağacı erguvan ağacı
kızardı yanakları pespembe oldu
yapraklar arasında pembe çiçekler
yeşillikler içerisinde kalmış idiler
pişmanlıkların bedeli erguvan ağacı

 

 

Etiketler: , , ,

Küçük Çamlıca İstanbul

Küçük Çamlıca Korusu

Büyük Çamlıca Tepesi01 Nisan 2014 Salı günü Büyük Çamlıca Tepesi ile Büyük Çamlıca Korusu içindeki sosyal tesisleri gezmiştim. Büyük Çamlıca Tepesinden Marmara Denizi ve İstanbul Boğazı’na baktığımda, kendimi rüyada zannetmiştim karşılaştığım manzara karşısında. Yine demiştim ki ”İstanbul’un neden 1 000 yıl süreyle Bizans ve Osmanlıya başkentlik yaparak dünyaya hakim olduğunun bir kez daha ayırdına vardım.”

Büyük Çamlıca TepesiBu gün, 4 Nisan 2014 Cuma günü de Küçük Çamlıca Korusu içindeki sosyal tesisler ve köşkleri görmek için harekete geçtim. Tadı damağımda kalmış olmalı ki, önce Büyük Çamlıca Tepesine çıkıp, Boğaziçi’nin büyülü manzrasını bir kez daha görmek istedim. Üsküdar’daki Mihrimah Sultan Camisi önünden kalkan 15C numaralı Üsküdar-ferah Mahallesi hattında çalışan otobüsle son durağa kadar gittim.

Küçük Çamlıca KorusuÖnce Zarif Sokak, sonra da Dik Bayır Sokak’ta oldukça zorlu bir yürüyüş yaptım. Yolların eğimi oldukça fazlaydı. Böylelikle bedenimi terbiye ediyor, avcı ve meyve toplayıcı atalarımızın yolundan giderek, bedenime ve fiziksel beynime bahar sinyalleri gönderiyorum. Böyle bir yaşam tarzını seçtiğim için de hastalık ve yorgunluk nedir bilmiyorum.

Küçük Çamlıca KorusuHer iki yokuşu da nefes nefese tırmandıktan sonra Turistik Çamlıca Caddesi karşıma çıkıyor ki, oransal olarak daha az yokuşlu, beni Büyük Çamlıca Sosyal Tesislerinin girişine götürüyor. Bir saate yakın bir zaman diliminde Büyük Çamlıca Tepesini geziyorum. Büyük keyif aldığım bu tepeden masalımsı bir görüntü oluşturan Boğaziçi’nin panoramik fotoğraflarını çekiyorum.

Küçük Çamlıca KorusuKüçük Çamlıca Korusu’na gitmek üzere Büyük Çamlıca tepesinden ayrılıyorum. Turistik Çamlıca Caddesi üzerinden önce Alemdağ Caddesi’ne sonra da Bulgurlu Caddesi’ne giriyorum. Bulgurlu Caddesi de beni Küçük Çamlıca Caddesi’ne taşıyor. Oldukça uzun bir yürüyüşten sonra Küçük Çamlıca Korusu’na giriyorum. Mis gibi çiçek kokuları karşılıyor beni.

Küçük Çamlıca KorusuKoru içindeki araç ve yaya yolları bin bir çeşit çiçeklerle donatılmış. Koru gelin gibi süslenmiş. Görsel bir şölenle karşılaşıyorum. Fiziksel beynim ve bedenim bu durumu bahar olarak algılıyor. Meyve ve av bol, yağ ve besin depolamak gerekmiyor. Tepelerde dolaşırken yaralanmalara önlem olarak bağışıklık sistemini güçlendirmek gerekiyor. Fiziksel beynim üzerine düşeni yapıyor. Bu gezintiler sonrasında filinta gibi oldum yine ve bağışıklık sistemim de güçlendi.

Küçük Çamlıca Korusuİç kısımlara doğru ilerliyorum. Levhalardan birinde Su Köşkü yazıyor ve gitmemiz gereken yeri de okla gösteriyor. Su Köşkü’ne giden yolun iki tarafındaki Erguvan ağaçlarını görünce kendimden geçiyorum. Bir cennet havası katmış koruya. Neredeyse korularının büyük bir bölümünü gezdim İstanbul’un, ancak bu korudaki erguvan ağacı yoğunluğunu hiç birinde görmedim.

Küçük Çamlıca Korusu erguvanları Erguvan, İstanbul’u, özellikle de İstanbul boğazını bahar aylarında kendine has mor rengine büründürür.İstanbul’un bir rengi var ise bu erguvandır diyor erguvan sevenler. Bizans ve Hristiyanlığın önemli imgelerindendir erguvan ağaçları ve çiçeklerinin renkleri. Erguvan ağaçları 10 metreye kadar boylanabilen, tek gövdeli, yaprak döken, çalı görünümünde bir ağaççıktır.

Küçük Çamlıca KorusuErguvan ağaçlarının çiçeklendiği günler, bayram günleridir İstanbul için.  Erguvani renkteki çiçekleri, ilkbaharda belirmeye başlıyor. Yaza girmeden de o olağanüstü gösteri sona eriyor. Baharda eflatundan pembeye doğru süzülen erguvan çiçekleri, kısa süren renk cümbüşü  ani ve hüzünlü kayboluşuyla, edebiyatçılara göre Boğaziçi’nin utangaç süsü olarak anılıyor. Benim gibi, erguvanlardan etkilenen ”Abdullah Kartal” adındaki bir şairimizden bir dörtlüğü aşağıya alıyorum.

İstanbul baştan başa hayallerle dolsun…
Kız kulesi boğaza karşı selama dursun,
Ellerin ellerimde özlemler son bulsun,
Gönül Gönül’e yürüyelim seninle bu yolu,
Erguvanlar açtığında yeniden dolaşalım İstanbul’u…

Küçük Çamlıca Korusu erguvanlarıErguvan moru Bizans hükümdarlarının kıyafetlerinde kullanılan bir renktir. Doğal yollarla üretilen en zor renk olduğu için, bir zenginlik ve güç belirtisiydi; imparator dışında hiç kimsenin mor pelerin takmasına izin verilmezdi. Küçük Çamlıca Korusundaki çiçek kokuları ve erguvanların baştan çıkarıcı renkleriyle kendimden geçmiştim ki, aynı mekanda iki çocuklu bir aile gözüme ilişti.

Küçük Çamlıca KorusuErguvanları fon olarak kullanıp fotoğraf çekmeye çalışıyorlardı. Ancak, ailenin tamamı aynı fotoğraf karesine giremiyorlardı. Yardım amacıyla aileye ”Merhaba” diyerek yaklaştıktan sonra, ”Ailecek fotoğrafınızı çekeyim” dedim. Ben onlarınkini çekersem, benimkini de isteme hakkım doğacaktı. Teklifimi memnuniyetle kabul ediyorlar. Erguvanların fon olarak kullanıldığı fotoğraflarını çekiyorum.

Küçük Çamlıca Korusu Emekli fizik öğretmeni olduğumu söylüyor ve ailenin erkeği ile tanışıyorum.Kendisi ve eşi de öğretmenmiş. Mehmet Cizrelioğulları olarak tanıtıyor kendini. Çok memnun oluyorum. Adaş olduğumuzu söylüyorum. Tanışma ve sohbet faslından sonra, Cizrelioğulları da, erguvan ağaçlarının eşliğinde benim bir hayli fotoğrafımı çekiyor. Böylece, başımı döndüren renkleri ve albenileriyle birlikte aynı fotoğraf karesinde yerimizi alıyoruz. Fotoğraflarımı çeken Mehmet Cizrelioğlu izin isteyerek ailesinin yanına dönüyor. Ben de fotoğraflarımın çekilmiş olmasının neşesiyle, mutlu mesut, tabelalardaki okları izleyerek Su Köşkü’nü buluyorum.

Su Köşkü

Küçük Çamlıca Su KöşküYaz aylarında kafeterya olarak kullanılan Su Köşkü; havuzları, şelaleler zinciri ve havuzlarındaki kazları ve kuğuları ile, özellikle küçüklerin ilgi odağı olmaktaymış. Televizyonlarda yayınlanmakta olan ve büyük ilgi gören Muhteşem Yüzyıl dizisinde av köşkü olarak kullanılmış Su Köşkü. Şehzade Mustafa’nın, Kanuni’nin eşi Hürrem’den gizlice, kardeşlerini ava götürmek için saraydan çıkarıp götürdüğü Av Köşkü, Su Köşkü’nden başkası değilmiş.

Küçük Çamlıca Su KöşküSu Köşkü’nün havuz ve şelalelerinde yenileme çalışmaları vardı. Şelaleler çalışmıyordu. Görmek için, sonraki günlerde tekrar ziyaret edeceğim. Köşke ulaştığımda saat öğleden sonra üçü gösteriyordu ve karnım acıkmıştı.Servis yapan genç bir arkadaşın tavsiyesiyle Su Köşkü’nün açık alandaki restaurantında mantı yedim. 12 TL ödediğim mantıyı damak tadıma uygun buldum, beğendim ve tavsiye eden arkadaşa teşekkür ettim. Su Köşkü’nden ayrılarak, yine oldukça dik yollardan nefes nefese, Küçük Çamlıca Köşkleri’nin bulunduğu tepeye ulaştım.

Küçük Çamlıca Köşkleri

Küçük Çamlıca KöşkleriBüyük Çamlıca Tepesi kadar olmasa da, Küçük Çamlıca Tepesi de kartal yuvası gibiydi. 270 derecelik görüş alanım içinde Kadıköy, Marmara Denizi, Tarihi Yarımada, Eminönü, Üsküdar ve Beşiktaş bütün güzellikleriyle sıralanmışlardı. Deniz seviyesinden 229 metre yüksekte olan bu tepede Büyükşehir Belediyesinin Sosyal Tesisleri bulunuyor.

Küçük Çamlıca KöşkleriBüyükşehir Belediyesi Sosyal Tesisleri’nin en genci ve en albenilisi diyebileceğimiz Çamlıca Köşkleri, korunun tepesinde üç ayrı köşkten oluşmaktadır. Sofa, Topkapı ve Cihannüma Köşkleri. Prens Adaları’nı da içine alan Marmara Denizi ve Boğaz ile zenginleşen manzarası muhteşem. Küçük Çamlıca Köşkleri içinde, en güzel manzaraya Cihannüma adını verdikleri köşkün sahip olduğunu görüyorum.

Küçük Çamlıca Köşkleri İstanbulTopkapı Sarayı’nın Sofa-i Hümayun bölümünde bulunan ve Haliç’e bakan İftariye Köşkü’ne benzettim. Topkapı Sarayı’ndakine benzemesinden ötürü Topkapı Köşkü adını almış. Önündeki görüş alanında öyle geniş ve güzel bir İstanbul manzarası vardı ki bayıldım.Restoran ve kafeterya hizmetlerinin verildiği köşklerde, özellikle hanımların günleri ve hafta içi iş toplantıları için kullanılabilecek ayrıcalıklı bir mekan olma özelliği varmış.

Küçük Çamlıca Korusu İstanbulBir hayli panoramik fotoğraf çektikten sonra, Kadıköy ve Tarihi Yarımada görüş alanım içinde olacak şekilde açık alan kafeteryalarından birine oturdum ve kendime bir çay söyledim. Tavşan kanı çayımı yudumlarken de adaların bile görüş alanım içine girdiği doyumsuz manzaranın seyrinin keyfini yaşadım. Bedeninizi ve fiziksel beyninize bahar sinyalleri göndermek istiyorsanız Çamlıca Tepelerine uğramalısınız.  İstanbul dışında iseniz parkları tercih ediniz.

 

 

 

Etiketler: , , ,

Çamlıca Tepeleri İstanbul

????????????????

Çamlıca tepeleri İstanbulGünümüzün Evliya Çelebisi gibi İstanbul’u karış karış geziyorum. Toplu taşıma araçlarını kullansam da 5-10 kilometrelik mesafelerde yürümeyi ve fotoğraf çekmeyi seviyorum. Yürümek beden ve ruh sağlığıma da iyi geliyor. Bu kez Çamlıca Tepelerini görmek ve gezmek için harekete geçtim. Üsküdar’dan Ferah Mahallesi’ne giden bir otobüsle yapılan bir yolculuktan sonra, bilmediğim bir durakta indim.

Büyük Çamlıca TepesiSora sora, uzun ve dolambaçlı yollardan, tepelere ulaştım. Ayasofya Müzesi’ni ilk kez gezdiğimde beni saran muhteşem duygulardan çok daha fazlasını Çamlıca Sefa Tepesinde buldum. İstanbul’u az çok tanıdığımı sanıyordum. Ancak, Çamlıca tepelerinden İstanbul’u seyretmediyseniz tanıyamazsınız yargısına ulaştım. Gerçekten de inanılmayacak kadar güzel, masalımsı bir Boğaz karşımda duruyordu.

Büyük Çamlıca Tepesiİstanbul’un neden 1 000 yıl süreyle Bizans ve Osmanlıya başkentlik yaparak dünyaya hakim olduğunun bir kez daha ayırdına vardım.Çamlıca’yı, öğrencilik yıllarımda, dönemin ünlü ve sevilen sesi Emel Sayın’ın okuduğu ”Çamlıca Yolunda” adlı Nihavend şarkı ile tanımıştık. Bestesi Nuri Halil Poyraz’a ait olan bu şarkının güfte ya da söz yazarı bilinmiyor. Özellikle güftesi çok hoşumuza giden bu şarkıyı arkadaşlarla hep bir ağızdan, hançeremizi yırtarcasına söylüyorduk.

Büyük Çamlıca Tepesi

Çamlıca yolunda âşığı kolunda işleri yolunda
O benim sağımda ben onun solunda Çamlıca yolunda
Çamlıca bağları yemyeşil dağları ilkbahar ayları
Cennetten haberdir emsalsiz bir yerdir Çamlıca bağları
Mehtaplı gecesi herkesin hevesi almaktır nefesi Çamlıca tepesi
Çamlıca güzeldir sevdiğim dilberdir sözleri sitemdir
Gönlüme girendir hüznümü görendir Çamlıca güzeldir

Büyük Çamlıca TepesiBirden 1964-65 li yıllara gittim. Ankara Garında, Ankara’nın en popüler Gar Gazinosu vardı. Isparta’dan beni ziyarete gelen Ayavar Cankara’yı götürmüştüm. Güfte ve Bestesi Yesari Asım Arsoy’a ait olan ”Sazlar Çalınır Çamlıca’nın Bahçelerinde” adlı şarkıyı, yine o dönemin ünlü ses ve yorumcularından Mustafa Sağyaşar’dan dinlemiştik.

 

Büyük Çamlıca Tepesi

“sazlar çalınır çamlıca’nın bahçelerinde
bülbül sesi var şarkıların nağmelerinde
bir taze emel var şu kızın handelerinde
bir gonca gülün revnâkı parlar deheninde
bir kırmızılık dalgalanır gül bedeninde
bir taze emel var şu kızın handelerinde
bülbül sesi var şarkıların nağmelerinde”

Büyük Çamlıca Tepesi

Beni 50 yıl öncesine götüren Çamlıca ve tepelerini büyük bir keyifle gezdim. Dünyada bir eşi daha bulunmayan İstanbul Boğazı’na karşı oturarak demli çayımı yudumladım. Önümüzdeki günlerde bir sabah kahvaltısını eşim ve dostlarımla bu tepede yapmak istiyorum.

Büyük Çamlıca TepesiÇamlıca, İstanbul’un Anadolu yakasındaki ilçelerinden Üsküdar’daki yüksek iki tepenin üzerinde yer almaktadır. Sefa Tepesi olarak da bilinen Büyük Çamlıca Tepesi denizden 268 m yüksekliktedir. Küçük Çamlıca tepesinin ise deniz seviyesinden yüksekliği 229 m’dir. Büyük Çamlıca Tepesi’nde İstanbul Büyükşehir Belediyesi Çamlıca Sosyal Tesisleri

bulunmaktadır.

????????????????Büyük Çamlıca Sosyal Tesisleri köşkleri, çeşmeleri, çay bahçeleri, tarihi anıt ağaçları, restoranları, yürüyüş parkurları, rengarenk çiçekleri, muhteşem bitki örtüsü, temiz ve güler yüzlü personeli ile hizmet veriyor. Küçük Çamlıca tepesinde Küçük Çamlıca Korusu ile Sofa, Cihannüma, Topkapı köşklerinden oluşan Küçük Çamlıca Köşkleri bulunmaktadır.

 

????????????????Self servisin olduğu sosyal tesislerde fiks menü yok. Ne yerseniz onun ücretini ödüyorsunuz ve oldukça hesaplı. 5 TL ye de kahvaltı edebilirsiniz, 20 TL ye de. Seçim size kalmış. Çamlıca tepelerinden İstanbul Boğazı ve Marmara Denizi’nin panoramik manzarası seyredilebilir. İstanbul sakinleri şehrin manzarasını, bilhassa günbatımını, seyretme zevkini yaşamak için Çamlıca Sosyal Tesisini sıklıkla tercih ediyorlar.

Büyük Çamlıca Tepesi

Çamlıca Sosyal Tesisi, İstanbul kentinin yerel sakinlerini olduğu kadar yurt dışından da çok sayıda ziyaretçi ilgi gösterdiği yegane noktalardan.

 

 

Etiketler: , ,

Kariye Müzesi & Khora Manastırı 3

Khora Manastırı

Diriliş Sahnesi

Kariye Müzesiİstanbul’un içinde barındırdığı zenginlikler ve gizemler herhalde bitmez. Binlerce yıldır insanları kendine çekmesi de bu yüzden olsa gerek. Bu zenginliklerden biri de, Fatih semtinde bulunan, Edirnekapı surlarına çok yakın bir konumda olan Kariye Müzesi’dir. Topkapı Sarayı Müzesi ve Ayasofya’dan sonra İstanbul’un en çok ziyaret edilen müzesi Kariye ya da Khora.

Kariye Müzesi İstanbulTipik bir Bizans yapısı olan Kariye Kilisesi, dışarıdan bakıldığında tuğla duvarları nedeniyle oldukça sade görünüyor. Ancak içi en süslü kiliseler arasında yer alıyor.İstanbul’da gezmediğim müze, saray, köşk ve kasır kalmadığı halde yeni farkına vardım Kariye Müzesi’ndeki Metokhites’in mozaiklerinin. Kariye’deki Metokhites’in mozaiklerinin dünyada bir ilk olduğu söyleniyor bu konuda uzman olanlarca .

Bizans İmparatorluğu’nda başbakanlık düzeyinde görevler edinen Metokhites, zamanla büyük bir güç ve servete kavuştu.  Metokhites’in en büyük hayali, saray benzeri evine çok yakın olan Chora Manastırı’nı ayağa kaldırmaktı. 1316′da Chora ile ilgilenmeye başlayan Metokhites, 5 yılda manastırın onarımı tamamladı. Manastır depremlere dayanıklı bir hale getirilirken, içi de muhteşem mozaik ve freskolarla süslendi.

Kariye Müzesi İstanbulİpeksi dokumalarla zenginleştirilen manastıra kütüphane de kuruldu. Metokhites tarafından restore edilen Khora’daki mozaikler dünyada başka örneği olmayan  özelliklere sahip. Dış nartekste İsa’nın hayatı, iç nartekste ise Meryem’in hayatı ile ilgili mozaik sahneler yer alıyor. Bu sahneler, Meryem’in ve İsa’nın hayatındaki olaylara göre kronolojik bir sıra takip ediyor.

Kariye Müzesi İstanbulBaşka bir deyişle,İsa’nın ve Meryem’in yaşam öyküleri, iki resimli roman halinde mozaiklerde anlatılıyor. Dış nartekste Kutsal Bakire Meryem, İsa’yı dünyaya getiriyor ve bu kez İsa’nın yaşamöyküsüne geçiliyor; Meryem’in ölüm sahnesi ile öykü bitiyor.Kariye mozaik ve freskleri, Bizans resim sanatının son dönemi olan 14. yüzyıla ait  en güzel örnekler arasında yer alıyor.

Kariye Müzesi İstanbulÖnceki dönemin yeknesak fonu burada görülmüyor. Derinlik fikri, figürlerin hareket değerlerinin verilişi, figürlerdeki uzama bu üslubun özellikleri olarak karşımıza çıkıyor. İtalyan Rönesansına paralel ilerleyen Bizans Sanatı’ndaki yeni uyanışın önemli örnekleridir. Kariye mozaik ve freskleri Bizans resim sanatının son dönemine olan 14. yüzyıla ait  en güzel örnekler arasında yer alıyor.

Kariye Müzesi İstanbulResimli roman yerine Mozaik roman diyebileceğimiz tasvirlerde, İsa’nın doğumu ile başlayan mozaik roman Meryem’in ölümü ile sona eriyor. Dış narteksin güney cephesinde uzanan dar, uzun tek nefli bir şapel ”parekklesion” olarak adlandırılmış.Parekklesion’un doğu ucuna yerleştirilmiş olan Absis ve üzerinde bulunduğu duvar ile kemerler tam bir mozaik ve fresko cenneti.

Kariye Müzesi İstanbulBu cennette ”Diriliş Sahnesi”nin yanı sıra ”Son Yargı Sahnesi”, ”Mahşer” ve piskopos figürleri yer almaktadır.Bir önceki yazı dizisinde Davut’un oğlu Yusuf’un Meryem ile ilgili olarak gördüğü rüya, Kutsal Ruh olarak İsa’nın dünyaya geleceği, vergi sayımı için Beytüllahim’ gidişleri ve sayıma katıldıktan sonra dönüşte, bir mağarada İsa’nın doğuşunu betimleyen mozaikleri yanı(t)maya çalıştım. Mozaik tasvirleri tanıtmaya devam ediyorum.

Doğulu Üç Kahin, Kral Herod’un Huzurunda

Kariye Müzesi İstanbulDış narteks güney kanadının ilk doğu lunetinde iki bölümlü bir tasvir bulunmaktadır.Tasvirin sol tarafında atları ile Beytüllahim yıldızını takip eden üç Kahin kral, ki Baltazar,Gaspar ve Melkior, Kudüs’e giderek, “Yahudilerin Kralı olarak doğan çocuk nerededir? Sorgulaması yaparlar. Soranlara da ”Çünkü doğuda onun yıldızını gördük, ona ibadet etmek için ve hediyelerini vermek geldik” şeklinde konuşurlar.

Kariye Müzesi İstanbulBazı araştırmacılara göre İsa, Roma  İmparatoru Augustus zamanında, o dönemde Roma İmparatorluğu’na bağlı olan Beytüllahim‘de M.Ö.4. yüzyılda dünyaya gelmiştir. Kendisinin, soyunun ve müritlerinin Aramice konuştuğu, bunun yanında İbranice ve Yunanca’yı da anladığı ifade edilir.Bazı kaynaklara göre Beytüllahim yer adı değil, İsa’nın doğumu sırasında gökyüzünde görülen çok parlak yıldız gibi bir nesnedir.

Kariye Müzesi İstanbulBu iddiaya göre Beytüllahim tabiri İsa’nın nerede değil, ne zaman doğduğunu göstermektedir. Üç kahin kralın sorgulaması ve sözleri Kral Herod tarafından duyulur.  Kral Herod, baş papaz ve katiplerinden bu konu ile ilgili bilgi ister.  Yeni doğan bu çocuğun Bethlehem/Beytüllahim’de olduğunu öğrenmesi üzerine üç Kral kahini çağırır.

Kariye Müzesi İstanbulTasvirli sahnedeki  mimari bir yapı önünde taht üzerinde oturan Kral Herod bir elinde asa tutarken diğer elini karşısında duran kahinlere uzatmış vaziyettedir. Kralın arkasında bir muhafız, karşısında ayakta duran üç Kral kahin vardır. Soldaki uzun sakallı kahinin elinde İsa’ya sunulmak üzere, içinde hediye olan bir kutu bulunmaktadır. Kutunun içinde bir tanrıya ilk kez sunulacak manevi semboller olan mür, tütsü ve altın bulunmaktadır.

Kariye Müzesi İstanbulKral kahinlerin karşısında, tahtında oturmakta olan Herod, kendisinin de bu peygambere ibadet edeceğini söyler ve peygamberi onun için bulmalarını ister. Üç Kral kahin, Kral Herod’un samimiyetinden kuşku duyarak, ayrılırlar.İsa’yı bularak,  onun ilk ibadet edenleri olurlar, ancak Herod’a haber vermezler. Bu duruma çok sinirlenen Kral Hirodes, Bethlehem’de bulunan ve iki yaşına kadar her erkek çocuğunun öldürülmesi emrini verir.

Kariye Müzesi İstanbulDış narteksin güney duvarındaki lunette ise Herod’un İsa’ya zarar vereceğini rüyasında gören Yusuf’un kutsal aileyi Mısıra kaçırması anlatılmıştır. Burada “Mısır’a kaçış” yazılıdır.Kral Herod ya da Hirodes, aynı zamanda I. Hirodes adıyla bilinen ve Roma İmparatorluğu tarafından Yahudiye eyaletine atanan Yahudi Kralı’dır. Kral Hirodes, peygamber İshak’ın büyük oğlu Esav’ın soyundan, varlıklı ve zengin bir Edomlu aileden gelir.

Kariye Müzesi İstanbulKral Hirodes kendisini bir Yahudi olarak tanımlamasına rağmen, Hirodes soyundan gelenlerin kültüründe Helenistik etki oldukça fazlaydı. Bu da dindar Yahudilerin gözüne itici görünmelerine neden oluyordu.Hirodes’in babası, Roma Senatosu tarafından, M.Ö. 47 yılında Yahudiye eyaletine İmparatorluk vekili olarak atandı. Ardından, Hirodes henüz 25 yaşında iken babası tarafından Galile ya da  modern El-Halil valisi olarak atandı. Babası MÖ 43 yılında zehirlenerek öldü. Hirodes, Roma Senatosu tarafından “Yahudilerin Kralı” olarak seçildi. M.Ö. 36 yılında Kudüs’ü aldı. Kral Hirodes’un Yahudiye’nin tamamını ele geçirmesi M.Ö. 37 yılına kadar sürdü. 34 yıl saltanat sürdü.

Kral  Herod tarafından Katliamın emredilmesi ve yas tutan anneler

Kariye Müzesi İstanbulDış narteksin güney kanadı, güney lunetinde, doğulu kahinlerin bebek İsa’yı bularak hediyelerini sunduktan sonra ülkelerine dönmeleri üzerine, Kral Herod, Bethlehem ve civarında ki iki yaşına kadar olan erkek bebeklerin katliamını emrediyor. Solda taht üzerine oturan Kral Herod, arkasında iki muhafız ile karşısında ise üç asker yer alıyor.

Kariye Müzesi İstanbulPanonun sağ kısmında ise, çocukların askerler tarafından öldürüldüğü katliam sahnesine yer verilmiştir. Bir anne karnı deşilen çocuğuna bakamamakta diğeri ise çocuğunu saklamaya çalışırken görülmektedir.  Mozaikli sahnede  “Sonra Herod, bilginler tarafından alaya alındığını gördüğünde, çok kızdı ve dışarı yolladı ve Bethlem’deki ve bunların bütün kıyılarındaki iki yaş ve altındaki bütün çocukları öldürdü” yazılıdır.  Dış narteksin güney kanat, ikinci bölüm batı kemerinde, günümüze tam olarak gelemeyen mozaik tasvirde, çocukları öldürülmüş anneler bir arada oturarak, ölen çocuklarının yasını tutmaktadır. Tasvirli sahnede, “Rama’da bir ses duyuldu, ağıt ve ağlama ve büyük yas” yazılıdır.

Elizabet ve Yahya’nın katliamdan kaçışı

 Kariye Müzesi İstanbulKral Herod’un, iki yaş altındaki çocukların katli emrini vermesi üzerine Davud’un oğlu Yusuf, Elizabeth ve Meryem Beytüllahim’den kaçarlar. Dış narteksin güney kanat, birinci kısımdaki batı kemerinde, Azize Elizabeth’in kucağında oğlu Vaftizci Yahya ile dağda bir mağaraya sığınmaları betimlenmektedir. Mozaiğin sol tarafında, bir asker bir elinde kılıç, diğer elinde kılıcının kını  ile onlara doğru koşarken tasvir edilmiştir. Elizabeth ve oğlu, mucize eseri olarak mağaranın girişinin bir kaya ile kapanması sayesinde katliamdan kurtulmuştur. Mozaikli sahnede “Elizabet’in kaçışı”yazılıdır.

 Kutsal Ailenin Mısır’dan, Nasıra’ya Dönüşü

Kariye Müzesi İstanbulDış narteksin batı duvarında, pencerelerin üzerindeki kemerlerde, tasvirli sahnede, Kral Herod’un katliamından kaçarak, Mısır’a giden Kutsal Ailenin Mısır’dan , Nasıra’ya dönüşü anlatılmıştır. Sol tarafta uyur durumdaki Yusuf’a yaklaşan bir melek Kral Herod’un öldüğü, yerine oğlu Arhelaos’un geçtiği bilgisini vererek, artık geri dönebileceklerini söylemektedir.

Kariye Müzesi İstanbulDiğer sahnede ise, Önde Yusuf, Çocuk İsa’yı omzunda taşırken, arkada Meryem, onun arkasında ise, üzerinde yük olan bir eşeği çeken Yusuf’un oğlu bulunmaktadır. Tasvirin en sağında Nasıra Kenti görülmektedir. “Tanrının rüyadaki uyarısıyla, Galile’nin parçasında bir kenara çekildi ve Nasıra denilen şehre geldi ve oturdu” yazılıdır. Meryem’in başının üstünde “Tanrı Anası”, İsa’nınkinde ise “İsa Mesih” anlamına gelen monogramlar/özel işaretler/armalar görülmektedir.

Açıklama: Kariye müzesi mozaik ve fresklerinin yapıldığı alanlarda ”lunet” kavramı çokça geçmektedir.Birçok ziyaretçiye yabancı olduğunu sandığım bu kavramı araştırdım. Tanımı şöyle buldum. Bir duvara, içbükey bir tavana, bir kemere, diyafram kaldırarak, hilal ya da yarım daire biçimli olarak oluşturulan alanlar lunet olarak tanımlanmaktadır. Mozaik ve freskolar için mükemmel yerlerdir.

,

 

 

 

 

 

 

Etiketler: , , , ,

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 236 takipçiye katılın