RSS

Işıklar Şehri Paris

Eyfel Kulesi ve Paris

Eyfel Kulesi ve ParisBenelüx & Paris Sonbahar Dönemi turunun 4. günündeyiz… Heyecanla beklediğimiz Lüksemburg-Paris aşamasına girmiş bulunuyoruz. Hayallerimin kenti, Işıklar ve Âşıklar kenti Paris 380 kilometre uzakta bizi bekliyor. Ölmeden önce görülmesi gereken yerlerim arasında ilk sırayı almıştı Paris. Heyecanlanıyorum… Bir an önce harekete geçilsin istiyorum. Ancak, saat 09.30 da hareket kararı alınmış durumda. En iyisi güzel bir kahvaltı yaparak güne iyi hazırlanmak… Saat 09.00’a kadar kahvaltımızı bitirip, otel odamıza çıkıyoruz.

Champs-Elysees ParisAkşamdan hazırladığımız bavullarımızı ve odamızın dolaplarını son bir kez daha gözden geçiriyoruz. Herhangi bir şeyimizi unutmadığımız anlaşılınca aşağı inip, odamızın anahtarlarını teslim ediyoruz. Rehberimizin işareti üzerine de tur otobüsündeki yerlerimizi alıyoruz. Sayım yapan rehberimiz kaptana hareket işaretini verince Paris yolculuğumuz başlıyor. Rehberimiz, kokpit/pilot köşkü olarak tanımladığı ön sağ koltuklarındaki yerini alıp ‘’Herkese tekrar günaydın’’ dedikten sonra, Fransa iki şeyden oluşur arkadaşlar. Dedi…

Seine nehriBu iki şeyden birincisi Paris’tir. İkincisine gelince, Paris dışındaki her şeydir. Paris kentini tanırsanız, Fransa’yı da bir ölçüde tanımış olursunuz. Fransa’nın başkenti olan Paris, Sen Nehri’nin üzerine, Paris Havzası’nın ortasına kurulmuştur. Tüm dünyada anıtları, sanatsal ve kültürel yaşamı ile bilinen Paris, aynı zamanda dünya tarihinde önemli bir kent olarak karşımıza çıkar. Başlıca ekonomik ve politik merkezler arasında yer almakta ve uluslararası taşımacılığın geçiş noktalarından birini oluşturmaktadır. Moda ve lüksün dünya başkenti olan Paris, “Işıklar ve âşıklar Şehri” diye de anılmaktadır. Dünyada birçok ünlü marka moda çekimlerini Paris’te yapar.

Paris başlangıç Moda dünyasının Oskar Töreni olan Paris Moda Haftası her yıl ünlü tasarımcıların katılımıyla gerçekleşir. Jean-Paul Gaultier, Yves Saint Laurent, Christion Dior gibi ünlü moda tasarımcıları da Fransız uyrukludur. Kısacası Paris anlatılmaz yaşanır. Paris şehrinin özlü sözü Latince “Fluctuat nec mergitur” yani “Sallanır ama batmaz” anlamındadır. Şehrin armasındaki “Scilicet”  gemiyi anlatmak için kullanılır. Bu gemi Ortaçağ’da şehri yöneten güçlü “Gemiciler”  ya da “Su tüccarları”nın kurduğu birliği sembolize eder.

Eyfel Kulesi ve ParisŞehrin koruyucusu, 5. yüzyılda şehri yıkmaması için Attila’yı ikna ettiğine inanılan Azize Geneviève’dir. Seine nehri kıyılarında yapılan teraslama çalışmaları sırasında bulunan oymataş el aletlerinin karbon ölçümlerinden anlaşıldığına göre Paris kent alanı yaklaşık 40.000 yıldır insanlar tarafından yerleşim alanı olarak kullanılmaktadır. Rehberimizin açıklamaları ve  Yaptığı bazı espriler yolculuğumuzu kısaltmış ve ilk molamızı vererek zorunlu ihtiyaçlarımızı gidermiştik. Tekrar yola koyulduğumuzda rehberimiz açıklamalarına devam etti.

Eyfel Kulesi ve ParisParis’te ilk mola noktamız Place Saint Michel/Aziz Mişel Meydanı olacak. Bu meydan Notre-Dame Katedrali’ne çok yakın olup, katedrali gezme fırsatı yaratacak. Katedral gezildikten sonra da otobüsümüzle panoramik Paris turu yapılacaktır. Bu turumuzda Eyfel Kulesi, ünlü alış-veriş caddesi Champs Elysees/Şanzelize, Louvre Müzesi, Şanzelize’nin başlangıç ve bitim noktalarındaki Place de la Concorde/Konkord meydanı ve Zafer Takı’nın bulunduğu Charles de Gaulle görülecek yerler arasındadır. Sonrasında da otelimize yerleşme ve geceleme gerçekleştirilecektir.

Luvr Müzesi Rehberimiz ara vererek Paris’e girdiğimiz müjdesini verdi. Saat 15.20’yi gösterdiğinde Seine Nehri kıyısında yol almaktaydık. Bir süre sonra Austerlitz köprüsünden geçiyorduk. Sağ tarafımda Seine Nehri kendini göstermişti. Aklıma ‘’Paris’te Sen’i gördüm.’’ Deyim ve esprisi geldi. Köprüyü geçerek sağa dönen tur otobüsümüz Saint-Bernard Caddesi’ne girmişti. Böylelikle Seine Nehri’ni sağ tarafımıza almıştık. Bu duruma sevinmiştim. Ben de sağ tarafta, cama kenarındaki koltuklardan birinde bulunuyordum.

Luvr Müzesi 1

Bu durumu fırsat bilerek fotoğraf makinemi çalıştırmaya başladım. Nehrin iki yakasını birleştiren 5-6 köprüyü geçtikten sonra Notre-Dame Katedrali görüş alanımıza girmişti. Birkaç fotoğrafını çekmiştim ki Aziz Mişel Meydanı’na gelmiştik. Zaten kalabalık olan ve biraz da İstanbul trafiğini andıran meydanda çabucak otobüsten inip, rehberimizin etrafında toplandık. Bize on dakika serbest zaman tanıdı zorunlu ihtiyaçlarımız için. Bu ihtiyaçlarımızı çabucak giderdikten sonra meydanı dolandım ilginç bir şeyle karşılaşır mıyım diye.  

Aziz Mişel ÇeşmesiVarmış… Saint Michel Çeşmesi… Son derece görkemli bir çeşme, kesişen iki sokağın başında, bir apartmanın yan cephesine bitişik olarak duruyordu. Apartmanla aynı yükseklikte olan bu çeşme oldukça ilgimi çekti. Böyle bir çeşmeyi insan nedense bir meydanda bekliyor. Çeşmede ana figür, Saint Michel’in ‘’Şeytanı yendiği sahne’’ olarak betimlenmiş. Her iki tarafında su fışkırtan kanatlı ejderha heykelleri yer alıyor.  Üst tarafında da rölyeflerin yanı sıra dört adet heykel bulunuyor.1858-1860 Yılları arasında Mimar Gabriel Davioud tarafından yapılmış. Yapımı İkinci İmparatorluk Dönemine rastlıyor.

Lafayet ParisBirinci İmparatorluk Napoleon’un dönemiyken araya kısa bir cumhuriyet dönemi giriyor. Ardından III. Napoleon’un imparatorluk dönemi başlıyor. İhtilal’den sonra Paris yakılmış yıkılmıştır. Üçüncü Napoleon Paris’i eski güzel günlerine döndürebilmek için, yönetici olarak Haussmann’ı atar. Kenti güzelleştirmek ve eski günlerine döndürebilmek için işbaşına getirilen Baron Georges Haussmann Paris Belediye Başkanı olur. Paris Haussmann’ın eseridir denilebilir. Onun zamanında birbirinden güzel çeşmeler, meydanlar, bulvarlar, binalar yapılır. İste Saint Michel çeşmesi de onun zamanındaki eserlerden birisi olarak karşımıza çıktı. Görülmeye değer. Yolunuz Saint Germain veya Latin Quartier’ye düşerse görmeden geçmeyin. Gerçi civarda dolanırken zaten karşınıza çıkacaktır. Bakıp da görmemezlik etmeyin.

 
 

Etiketler: , , , , , ,

Lüksemburg-Bir Grand Dükalık

Lüksembug

LüksembugBenelüx & Paris Sonbahar Dönemi turunun 3. gün son durağı Lüksemburg oldu. Amsterdam’dan sabah saat 08.45 te hareket ettik. Almanya sınırları içindeki Köln Kenti’ni de gezdikten sonra, saat 16.30 da Lüksemburg  ya da resmî adıyla Lüksemburg Büyük Dükalığı’na ulaştık. Tur otobüsümüz Petrus Vadisine komşu olan Ulusal Birlik Anıtı’nın hemen yanında durdu. Rehberimizden edindiğimiz bilgilere göre, bulunduğumuz bölgenin adı Place de la Constitution, yani Anayasa Meydanı’ydı.

Lüksembug

Özgürlük Meydanı olarak da bilinen bu bölgede Avrupa Birliği Parkı ve parkın karşısındaki derin uçurum, Petrus Vadisi bulunmaktadır. Petrusse Vadisi ve Adolphe Köprüsü  manzarasına sahip olan Anayasa meydanı  ilgi çekici bir mekandır. Ortasında  12 metre yüksekliğinde, üzerinde altın bir kadın heykeli bulunan piramit şeklindeki altın  anıt “Monument du Souvenir Gëlle Fra” yer alıyor. Anıt, I. Dünya Savaşında Lüksemburg için  ölen askerlerin anısına yapılmış. Lüksemburg meşruti monarşi ile yönetiliyor. Dünyada dükalık olan tek ülkedir, diyor rehberimiz. Bilindiği gibi, Dükalıklar yani düklerin yönettiği devletler, genellikle imparatorluk ya da krallıklara bağlı yarı bağımsız eyaletlerdir. Dük unvanı babadan oğula geçer.

Lüksembug Bununla birlikte, Lüksemburg Büyük Dükalığı gibi, bağımsız devlet olan dükalıklar da vardır. Lüksemburg Büyük Dükalığı idari 3 eyalete bölünmüştür. Eyaletler 12 kantona, kantonlar da 16 komüne ayrılmıştır. Komünlerden 12 tanesi şehir statüsüne sahiptir. Başkenti ve en büyük şehri Lüksemburg Şehri’dir. Avrupa Parlamentosu Sekreteryası, Avrupa Sayıştayı, Avrupa Yatırım Bankası, Avrupa Yatırım Fonu, Adalet Divanı ve benzeri AB Bürokrasisi de Lüksemburg’u mesken tutunca ülke önü alınamaz bir şekilde zenginleşmiş.Halkı refah içindedir.

Lüksembug

Rehberimiz bu bilgileri hatırlattıktan sonra, meydanın  kuzey-batı tarafında, meydandan biraz daha aşağıda büyük bir Lüksemburg bayrağının dalgalandığı ve Adolf Köprüsünün göründüğü yere doğru yürüdü bizi peşine takarak. Bilgilendirmeyi sürdüren rehberimiz; Lüksemburg kenti, Avrupa’daki diğer kentlerinden çok farklı bir  coğrafi konuma ve jeolojik bir yapıya sahiptir. Kent, nehir yerine, çok derin bir vadi ile ikiye bölünmüştür. “Pétrusse” ve “Alzette” Nehirleri bu vadinin tabanında yer alır.

Lüksembug

Bu nedenle kent, “Üst Şehir” ve “Alt Şehir” olarak ikiye ayrılmıştır.  Üst Şehrin farklı bölgeleri birbirine köprü ve viyadükler/köprü yollarla  bağlanmıştır. Petrüs ya da Petrusse Vadisinin içindeki Alt  Şehre merdivenler, dik yollar  ya da asansörle inilmektedir.  Yemyeşil Petrüs Vadisindeki tarihi evlerin, kiliselerin, kalelerin yer almaktadır. Eski Alt Şehrin muhteşem görüntüsünü, aydınlık bir havada, Üst Şehrin farklı noktalarında ve vadinin üzerindeki köprülerden seyredilme olanağı vardır. Bu arada, Lüksemburg bayrağının dalgalandığı yere gelmiş ve Petrus vadisi ile Adolf köprüsünü de görmüştük.

LüksembugHava kararmak üzere ve zaman kısıtlı olduğundan, Petrus Vadisini gezemeyeceğimizi söyleyen rehberimiz beni izleyin, dedi. Yürüyüş mesafesinde bulunan ve kuleleri görülen Gotik Katedral ya da şehir katedraline doğru yürümeye başladı. Peşine takılan bizler, bir taraftan hızlıca yürümeye çalışırken, diğer taraftan da açıklamalarını dinliyoruz. “Cathédrale Notre Dame” olarak bilinen Şehir Katedrali, Paris’teki Notre Dame Katedrali’nden sonra bilinen en büyük katedraldir.   Cizvit Kolej Kilisesi olarak 1613 yılında yapımına başlanan kilise   1870 yılında katedrale  dönüştürülmüştür.

LüksembugMimarı Cizvit asıllı Belçikalı Jean du Blocq’tur. Mimarisi Gotik stilinin muhteşem bir örneği olup, pencerelerinde aziz ve azizelerin yer aldığı güzel vitraylar var. Bu nedenle, pencerelerindeki vitraylar görülmeye değer sanat eserleridir. Yapı,  1773’te Cizvitlerin talimatıyla belirli bir cemaate bağlı kilise konumuna getirilmiş. 1870’de ise, cemaat açısından aynı, kalarak katedralliğe yükseltilmiş. Bu ilginç Katedrale girip fotoğraflarını çekiyoruz. Sonra da Katedralden ayrılıp, rehberimizin peşine takılıyoruz. Katedral ile Dükler Sarayı arasındaki bölgede  etrafı hükümet binaları ile çevrili  “Place Clariefontaine” olarak adlandırılmış bir meydan yer alıyor.

LüksembugBu  meydanın ortasındaki küçük heykel  “Grand Düşes Charlotte”  aittir, diyor rehberimiz.  Beş dakikalık serbest zaman veriyor. Ben ve eşim birbirimizin anı fotoğraflarını çekiyoruz. Böylelikle,  O anı ölümsüzleştirmiş oluyoruz. Beş dakikalık bir serbest zamandan sonra Dükler Sarayı’na doğru hareket ediyoruz. Dar bir sokaktan geçerek, birkaç dakikada Grand Palas Dukal/Dükler Sarayı Caddesine ulaşıyoruz. Caddenin başında hükümetin yönetim merkezi binaları bulunuyor. Merkezin önünde birkaç polis otosuyla birlikte polislerin yer aldığını görüyoruz.

LüksembugBüyük dük ve düşes 4-5 km. uzaklıktaki bir şatoda ikamet etmekte, diyor rehberimiz.Genellikle önündeki nöbetçi kulübeleri dahi boş olan sarayda, ancak bir görüşme yapılacağı ya da randevusu olduğu zaman konuğunu ağırlamak için gelirler. Bu gün yabancı konuklar olmalı ki binaların önünde polis otolarıyla ile 8-10 civarında polis bulunmakta. Özel bir koruma önlemi yoktu. Bütün turist gruplarıyla Lüksemburglular rahatlıkla caddede dolaştılar ve fotoğraf çektiler. Caddede biraz ilerleyince, Lüksemburg Grand-Dükü Henri ve eşi Grande-Düşes Maria Teresa’nın sarayına varılıyor. Saray denildiğine bakmayın.

Lüksembug

Saraydan çok, bir caddeye bakan büyükçe bir devlet dairesini andırıyor. Nitekim Bir zamanlar belediye binası olarak da kullanılmış. 16. yüzyılda inşa edilmiş oldukça tipik ve tarihi bir yapı. Hükümetin yönetim merkezi de saraya bitişik olarak sonradan eklenmiş. Sarayın tam karşısında Lüksemburg’un en güzel çikolata ürünlerini bulabileceğiniz birkaç mekândan birisi olarak kabul edilen Chocolate House yer alıyor. Çikolatalardan her türlü hediyelikler yapılmış. Rehberli gezi tamamlandıktan sonra eşimle birlikte bu ünlü çikolata evine geldik. 

LüksembugÇikolata ayakkabının yanı sıra çikolata şekerlemeler, raflarda değişik aromalı/hoş kokulu çikolata blokları vardı. Çikolata blokları ellere yapışmasın diye tahta çubukların ucuna bloklar halinde sarılmıştı. Büyük boy bir fincana konulan sıcak süte daldırılan bu çikolata blokları ağzınızı sulandıracak ve sizi mutlu edecek cinstendi. Bu mutluluğu tatma şansını yakaladık. Rehberli gezimize dönecek olursak; caddenin sol tarafında yürümekte olan rehberimiz bizi Cure Caddesine soktu. Caddede yaklaşık 100 metre yürüdükten sonra, Lüksemburg’un en hareketli ve popüler meydanı Armes Meydanı karşımıza çıktı.

Lüksembug“Place d’ Armes” kentin ana meydanını oluşturuyor. Bu meydanın etrafı otel, restaurant, cafe haline çevrilmiş tarihi binalarla doludur. Sürekli kalabalık olan meydanın ortasındaki küçük üstü kapalı platformda  yaz akşamları konserler verilmektedir. Meydanda; Lüksemburg’un iki tanınmış şairinin, Michel Lentz ve “Edmond de la Fontaine,  heykelinin bulunduğu bir çeşme bulunmaktadır. Meydandaki tarihi  bina “Cercle Municipal-City Palace” günümüzde kültürel faaliyetler için kullanılmaktadır.

LüksembugBu binanın  yan tarafından meydana bağlanan, eski başpiskopos konutunun yer aldığı  dar sokak  “Rue du Curé” üzerinden  bir pasajla şehrin diğer önemli meydanı olan “Place Guillaume II” ulaştık. Turizm Bürosu’nun bulunduğu bu meydanın ortasında gördüğümüz bronz heykel Alçak Ülkeler ve Lüksemburg Büyük Dükalığı Kralı ve Büyük Dükalığı’nın kurucusu II. William ya da Fransızcadaki adıyla II. Guilllaume  anısına yapılmış. Bu nedenle, Place Guillaume II Meydanı William Meydanı olarak biliniyor birçok tur açıklamalarında.

Lüksembug1830-1838 yılları arasında inşa edilen  Neo- klasik Belediye Binası/Hôtel de Ville meydandaki en önemli yapıdır. Binanın önündeki merdivenlerin  iki tarafında, 1931 yılında eklenen, iki aslan heykeli bulunmaktadır.  William Meydanı ve çevresiyle ilgili açıklamalarından sonra serbest zaman veren rehberimiz bizden ayrıldı. Karnımız aç, bir şeyler yememiz gerekiyor. Anayasa Meydanına giden sokaklardan birinde İstanbul Kebap adlı bir Türk restoranı görüyoruz. Grup arkadaşlarımızın bazıları da buraya gelmiş. Katı yiyeceklerden bıktığımız için çorba söylüyoruz. Her türlü sebzenin bulunduğu çorbalarımızı içmek iyi geliyor. Karnımız doyduktan sonra, tur otobüsündeki yerlerimizi almak için yeterli zamanımızın olduğunu görüyoruz ve kent içinde bir tur daha yapıyoruz. Sonra da gecelemek üzere otelimize gidiyoruz.

 

 
Yorum yapın

Yazan: 19 Kasım 2014 in Avrupa, Gezi ve tanıtım

 

Etiketler: , , , ,

Brugge-Kuzeyin Venedik Kenti

Brugge (274)

BBrugge (4)enelüx & Paris turuna çıkmadan önce yaptığım araştırmada uğrak noktalarımızdan biri olan Brugge, ölmeden önce görmemiz gereken bir Ortaçağ kenti olarak tanımlanıyordu. Rehberimiz Can İriliş de,  kente girmeden önce, güneydeki Venedik kentinin kuzeydeki ikizidir Brugge demişti. Görülmesi gereken yabancı kentler listelerinde ilk sırayı almalıdır.  Dedikten sonra açıklamalarını sürdüren rehberimiz; Belçika’nın Flaman bölgesini oluşturan beş eyaletten biri olan Batı Flandra’nın Başkentidir Brugges. Avrupa’nın günümüze kadar gelebilmiş önemli  Ortaçağ  kentlerinden biridir.

Brugge (6)Kentin ve kentteki yapılaşmanın, Ortaçağdaki boyutlarının dışına hiç taşmamış olması hem ilgi çekicidir hem de hayranlık uyandırıcıdır. Brugge Avrupa’nın sayılı kanal şehirlerinden biri aynı zamanda. Kanalda küçük bir şehir turuna çıkabilir ya da faytonla şehri gezebilirsiniz.12. yüzyıl malikânelerinin arasından dolaşan gizemli kanalları, danteli/ rahibe işi ürünleri ve çiçek pazarlarıyla gerçek bir âşıklar kentidir Brugges. Orta Çağ’dan kalma mimarisi, II. Dünya Savaşı’nda zarar görmediği için bozulmadan korunabilmiştir. Değişik çikolataları, kanalları ile ünlü turistik ve gizemli bir kenttir.

Brugge (36)Kuzey Avrupa’nın Venedik Kenti olarak tanımlanan Brugges kanalları hayranlık uyandırıcıdır. Genişlikleri Venedik kanallarından daha fazla olan bu kanallardaki suyunun rengi ise ortama büyülü bir hava katmaktadır. Toprak ve içine yeşil karışmış toprak renginin hâkim olduğu kanallardaki suyun berrak olup olmadığını bilemiyorsunuz. Bu bilinemezlik Brugges’teki romantik ve gizemli havayı tetikliyor.  Paris’ten Brüksel’e giderken, saat 13,30 da ulaştığımız bu kent merkezine motorlu araçların girmesine izin verilmiyor.  

Brugge (46)

Brugge’de trafik kuralları çok basit, diyen rehberimiz, öncelik yayalara aittir. Sonra bisiklet ve araç trafiği gelir. Kentin güneyinde, Minnewater Park civarındaki bir büyükçe alan turist otobüslerinin park yeri olarak ayrılmış. Rehberimiz tuvalet ihtiyaçlarımız için 15 dakika serbest zaman verdikten sonra, saat 17,00 ye kadar Brugge’de kalacağımızı söyledi. İlk bir saatlik zaman diliminde, rehberimizin eşliğinde ve açıklamalarından sonra, tekrar serbest zaman uygulamasına geçilecekti. Park alanını oldukça geniş bir kanal ya da nehir kentten ayırmıştı. Bir köprü ile kent merkezinin güneyindeki ilk bölümüne ayak bastık.

Brugge (10)Rehberimiz bizi etrafında topladıktan sonra, Roma’nın ünlü aşk çeşmesinin bir benzerini bulabileceğiniz eşsiz ve gizemli bir durak var sırada. Adı Minnewater Park. Dedi ve ekledi. Minne Felemenkçe ‘aşk’ anlamına gelmekte. Minewater bize bir ”Aşk Gölü” olarak, görsel bir şölen sunmaktadır. Minnewater spor yapabileceğiniz, yürüyebileceğiniz, bisiklet gezisi yapabileceğiniz, dinlenip kitap okuyabileceğiniz harika bir Aşk Parkıdır. Aynı zamanda içeride bulunan bir çeşmesi var ki tahmin edebileceğiniz gibi adı ”Dilek Çeşmesi”. Tıpkı Roma’daki Fontaine de Trevi yani Aşk Çeşmesi gibi. Sizler buraya gelip, para atarak dilek dilediğiniz takdirde, dileğinizin gerçekleştiğine inanılıyor.

Brugge (9)Beni izleyin diyen rehberimizin peşine takıldık. Bir köprü üzerinde durmuştu. Köprünün kuzeyinde Minnewater Gölü ile diğer ucunda Gotik Sanatının bir yapısı duruyordu. Rehberimiz açıklamasını sürdürdü. Parkın bir diğer özelliği 12. Yüzyılda düşes Marguerite de Constantinople tarafından yaptırılan kadınlar manastırı da denilen Beguinage manastırı. Gölün ucunda gördüğünüz yapı, sözünü ettiğim manastırdır. Buradan panoramik fotoğraflar çekin. Fotoğraf çekiminden sonra açıklamalarımı sürdüreceğim, dedi. Muhteşem bir manzarası olan gölün ve manastırın fotoğrafları çektik ve rehberimizin etrafında toplandık tekrar.

Brugge (26)Rehberimiz; Parkın özelliği diyoruz, çünkü bir zamanlar bu yer Belçika’nın en önemli sembollüymüş. Beguin rahibelerinin manastırı olan bu yer, yüzyıllarca yoksul insanlara yardımcı olmuş. Rahibe işi olarak tanımlanan dantel işlemeleri yapılmış ve bu şekilde geçimleri sağlanmış. Çilekeş insanların huzurlu bir hayat sürdüğü bu mekânda şimdilerde, Benedictine rahibeleri tarafından gelenekler devam ettiriliyor. Tarihi dokusu bu kadar kuvvetli bir bölgenin sanat yönünden en önemli eseri Notre Dame Kilise’sinde bulunan Michelangelo’nun Madonna ve İsa heykelleri.

Brugge (49)Kilise bahçesinde 15. ve 19. Yüzyıl Lordları tarafından yaptırılmış müze Gruuthuse bulunuyor. Tarihini günümüzde korumayı başaran nadir yerlerden biri olan Brugge’de birçok müze görmek mümkün. Gölü geçiyoruz ve Flaman-Gotik Sanatı uygulamalarının birer parçası olan ilk konutlarla karşılaşıyoruz. Bu evlerden çok daha ilgi çekici olanı, hiç kuşkusuz kanal üzerinde yer alan, gölgeleri kanalı renklendiren ve tarih kokan güzel evler. İnsanın içinden, Brugge’de yaşayıp bu evlerden birinde oturası geliyor adeta. Birbirinden şirin Flaman-Gotik tarzda yapılmış üçgen çatılı evleri geçerek, eski kent merkezine ulaşmaya çalışıyoruz.

Brugge (54)Önümüze küçük ama çok güzel bir park alanı çıkıyor. Bu park alanındaki çok sayıdaki kuğular da görsel bir şölen oluşturuyor. Parkın hemen yanında, sağ tarafta ise ‘’İkiz kardeşler çeşmesi’’ yer alıyor. İkiz kardeşler denildiğine bakmayın diyor rehberimiz. Ağızlarından sular akan atlar ikiz kardeş olarak yontulmuş. Kent merkezine doğru ilerlemeye devam ediyoruz. Buradaki evlerin çatıları ve yapıları o kadar değişik ki, sadece bu evlerin örnekleri olan kartpostallar, süs eşyaları, hatta danteller bile var. At arabasıyla gezi yapan turistlerde, ayrı bir dünya içinde Orta çağın o büyüsünü ayakları sokağa basmadan yaşıyorlar.

Brugge (47)Dini motiflerin, dindar insanların ve kiliselerin çok yaygın olduğu kesin. Her yerden kahve kokusuna karışmış değişik fırınlardan gelme ekmek, kruvasan, turta kokuları geliyor burnumuza. Bruge’de en çok karşılaştığımız üç önemli şey var. Bira, Çikolata ve rahip işi dedikleri Danteller.  Yalnız Brugge değil, Belçika denince de akla ilk gelen iki şey çikolata ve biradır. Hal böyle olunca her sokakta renkli, kokusu ruhunuza işleyen ve kalbinizi aşkla dolduran çikolatalara karşı, özellikle eşimin, karşı koyması mümkün olmuyor. Çikolata Brugge’de bir başka güzel kokuyor.

Brugge (55)Çikolata Belçika’da gerçek bir sanat olarak kendini gösteriyor. Midenizde hiçbir rahatsızlık duymadan kilolarca tadabilirsiniz. Katkı maddesi olmadan en doğal üretilmiş, neredeyse hepsi el yapımı bir lezzet cümbüşü. Her mağazada farklı bir tatla karşılaşıyorsunuz. Viskili, likörlü, truf, pralin ve tabiî ki marzipan yani badem ezmesi… Kusursuz lezzetler. Fiyatları süpermarketten aldıklarımızdan çok yüksek ama bunlar gerçek çikolata. Özel tasarımlar, özel kutularda size sunuluyor. Her mağaza mutlaka satın aldığınız şeyin önce tadına baktırıyor.

Brugge (65)

Eşim de her mağazada tadına bakarak, çikolata özlemini belli ölçüde gidermiş oldu. Belçikalılar çikolatada adeta sanat eseri yaratıyor. Kentin merkezine doğru ilerlemeye devam ediyoruz. Avrupa’nın en iyi korunmuş Ortaçağ kenti Brugge’nin sokaklarında yürümek tarihsel bir yolculuğu yaşatıyor insana. Parke taşlı meydanları, dar sokakları, üçgen çatılı evleri, görkemli gotik binaları ve faytonların tıngırtılarıyla tarihi ve romantik bir şehir olma sıfatını fazlasıyla hak ediyor Brugge. Adı ‘köprüler’ anlamına gelen Brugge, içinden geçen kanalların üzerine kurulmuş bir kent.

Brugge (73)Reie nehrinin kollarının oluşturduğu kanallar bu görkemli şehre değişik bir hava katıyor. Suyun insana huzur veren varlığının yanı sıra, kanalları süsleyen kemerli eski köprüler kentin ortaçağ atmosferini yansıtıyor konuklarına. ‘Canot’ adı verilen teknelerle, üzerinde kuğuların salındığı kanallarda düşsel bir yolculuk yapan turistleri görüyor ve fotoğraflarını çekiyoruz. Onlarca eski köprünün süslediği kanalların kıyısındaki ortaçağ evleri bizleri yüzyıllar öncesine götürüyor., Evlerin suda yansıyan görüntüleri gün ışıklarıyla birlikte eşsiz şölenler oluşturuyor.

Brugge (84)

Belçika’nın bu gözde kentine, bu nedenle, ‘Kuzeyin Venedik’’i sıfatı yakıştırılmış.Brugge’de iki önemli meydan bulunmaktadır. Diyor rehberimiz. Bunlardan birincisi Town Hall Meydanı olarak bilinen Markt Place olup, daha çok ticari amaçlar için yapılandırılmış. Rengârenk lonca binalarıyla çevrili bu meydandaki en önemli yapılar Cloth Hall ve Belfry Çan Kulesi’dir. Cloth Hall Brugge’nin en eski ticaret merkezi olarak biliniyor. Belediye binası da bu meydanda bulunuyor.

Brugge (124)

Markt Place Brugge’nin en önemli ticaret merkezi olup, Belçika’da Flamanlar tarafından üretilen ürünler buradan dünyanın her tarafına gönderiliyor. Rehberimizin söylediğine göre, meydana bakan 364 satış mağazası bulunmakta. Bu meydandaki en önemli yapı Cloth Hall ve Belfry Çan Kulesi’dir. Belfry/Belfort olarak adlandırılan tarihi çan kulesi, Aslında bir müzik kutusudur diyor rehberimiz. Kule, Günümüzde her 15 dakikada bir farklı ezgiler ile çalan çanları ile Brugge’de güzel duygu yaratıyor. En üst katına kadar çıkarsanız müzik kutusunun mekanizmasını görebilirsiniz.

Brugge (260)

Çan kulesine çıkmak hiç de kolay değil. Bu çıkışın ödülü ise muhteşem Brugge manzarası Kulenin yapılış tarihi 1280 olup, kesinlikle görülmeye değer yapılardan biridir. 366 basamakla çıkılan kulenin yüksekliği 83 metredir. Hazine dairesi olarak inşa edilmiş kulenin üstünde saat ve çan kulesi bulunuyor. Kentin en önemli sembollerinden biri olan çan kulesi, eskiden hazine dairesi olarak kullanıldığı gibi, belediye arşiv dairesi olarak da kullanılmış. Ayrıca, yangın ve diğer tehlikeleri görmek ve duyurmak gibi görevler de üstlenmiş.

Brugge (265)Doğal koşullardan ötürü kulenin 1,5 metre yana yattığı ve ünlü Pisa kulesine benzediği söyleniyor. Kanallarından ötürü kuzeyin Venedik Kenti olarak anılan Brugge, yan yatmış kulesinden ötürü de kuzeyin Pisa kenti unvanını almak üzere. Grote Markt’ın köşesinde Historium yazan bir bina var. Burada 15. yüzyıla tarihi bir yolculuk yapılabiliyor. Kapıda İngilizce audioguide/telsiz boyutunda sesli rehber dağıtılıyor. Filmler ve animasyonlarla 15 yüzyılda insanların Brugge’de nasıl yaşadıkları anlatılıyor. Giriş ücretli.  

Brugge (237)

Yüzyıllardır yiyecek pazarı olarak bilinen meydan, birçok restoran, cafe ve birahanenin varlığından dolayı turistlerin uğrak yeri haline gelmiş. Alanın doğu tarafında yer alan ve kentin Eyfel kulesi sayılan Beffroi şimdilerde saat kulesi ve müze olarak hizmet veriyor. Grote Markt’tan Burg Meydanı’na geçiyoruz. Meydanda büyükçe bir Belçika bayrağı dikkatimizi çekiyor. Belçikalıların bayraklarındaki üç çarpının en çok korktukları üç şeyi; yangın, sel ve hastalık olduğunu söylüyor rehberimiz. Yıllar önce bu meydan Viking ve Norman saldırılarından korunmak için, surlarla çevriliymiş. Ancak surlar günümüze kadar ulaşmamış.

Brugge (239)Neo Gotik tarzdaki Town Hall bu meydandaki en dikkat çekici yapılardan biri olup, yanındaki Neo Gotik tarzdaki diğer bina ise Adalet Sarayı olarak hizmet veriyormuş. Günümüzde turizm bürosu olarak kullanılıyor. Burg Meydanında çok sayıda ibadethane de bulunuyor. Deanery, diğer adıyla St. Donatius Kilisesi Barok tarzında bir yapı olarak kendini gösteriyor. Basilicus Kilisesi ise Flamanlar tarafından inşa edilmiş. Ancak, en çok dikkat çeken ve akılda kalan, köşede sıkışıp kalmış olan Holy Blood Şapeli’dir. Hıristiyanların tapınak ya da kutsal alanı olan şapeller bazen küçüktür ve büyük bir kuruma bağlıdır

Brugge (244)Brug Meydanındaki bu Şapelin bu kadar popüler olmasının nedeni ise, Şapel ile ilgili olarak söylenen efsanelerdir. Şöyle ki, 12. yüzyılda Hz. İsa’nın kutsal kanı buraya getirilmiş. Günün belirli saatlerinde, bir cam tüp içinde, ziyaretçilerine gösteriliyormuş. Bu nedenle Şapel’in önü her zaman kalabalık bir turist gurubuyla doludur. 11. yüzyılda Avrupa’nın ticaret merkezi olan Brugge, yaşanan seller ve coğrafi değişiklikler yüzünden denizle bağlantısını bir iki kanal dışında kesmektedir.

Brugge (173)

Bugün, kent merkezi Kuzey Denizi kıyısında bulunmamasına rağmen, denize yakınlığı nedeniyle hala bir liman kenti olarak anılmaktadır. Şehrin içindeki kanallar günümüzde ulaşım olarak kullanılmakta olup turistik geziler için de kullanılmaktadır. Burg meydanı da gezildikten sonra rehberimiz gruba serbest zaman veriyor. Kentin ünlü biralarından tatmamızı istiyor. 2be The Beerwall Reie Nehrinin kıyısında konuşlanmış olup, Bira Duvarı olarak tanımlanan bu yeri öneriyor. Eşimle birlikte harekete geçerek kuruluşu buluyoruz. Ortalık ana baba günü.

Brugge (199)

Onlarca değişik biranın özel tasarlanmış bira bardaklarına musluklardan bira dolduruluyor. Sol taraftaki duvar yüzlerce çeşit biranın sergilendiği bir tabloya dönüştürülmüş. Turistler ortamı doldurmuş, doğru düzgün resim çekilmiyor. Nehir kıyısındaki mekânda oturulacak masa da yok… Eşim sıraya giriyor, ben de nehir kıyısındaki mekândan birkaç fotoğraf çekmek üzere eşimden ayrılıyorum. Fotoğrafları çekip, geri döndüğümde eşim biraları almış bulunuyor. Bira duvarının karşısında boş bulduğumuz bir masaya ilişerek biralarımızı içiyoruz.

Brugge (217)Kuruluşun ve Brugge’nin ünlü birası Kwak olup, herkes koca Kwak bardaklarında Kwak içmekle meşguldü. Biz de modaya uymuş ve eşimin aldığı Kwak marka biralardan içmiştik. İçkilerimizden sonra, iki şişe Kwak birası alarak İstanbul’a getirmek üzere ayırdık. Aynı kuruluş çikolata da sattığından, hediyelik çikolatalarımızı da aldık. Bira duvarı adlı yerden ayrıldıktan sonra geri döndüğümüz Burg Meydanında bir sürpriz bizi bekliyordu. Orta yaş ve orta yaşın üzerindeki Brugge sakinlerinden yaklaşık 20-25 kişilik karma bir grup, yöresel kıyafetler içinde müzikli bir gösteri sunmaktaydı. Gösteri sonrasında yere konulan bir keman kutusuna bahşiş bırakıldı grubu izleyenlerce.

 

Etiketler: , , , , ,

Köln Katedrali-Gotik Sanatının Bir Şaheseri

Köln Almanya

Köln Almanya7 gece 8 gün tanımlı Benelüx & Paris turunun Amsterdam merkezli Markem, Volendam ve Delft yörelerini içine alan Büyük Hollanda turundan memnun kalmıştık. Ancak, çok istemiş olmama rağmen Amsterdam görülüp, yaşanamadı. İstanbul’dan 10.35 te havalanan uçağımız, yerel saat 13.15 te Brüksel’e indi. Gümrük ve pasaport kontrollerinden sonra, tur otobüsüne binişimiz saat 14.00 ü bulmuştu. Amsterdam’a kadar en az 200 km yolumuz vardı ki, Amsterdam’a giriş çalışma saatlerinin bitimine denk geldiğinden, İstanbul trafiğini aratmayacak bir durumla karşılaşmıştık.

Köln AlmanyaBu nedenle, Amsterdam’ın en büyük ve en önemli meydanı, Dam Meydanı’na akşamın geç bir saatinde ulaşabildik. Ertesi gün de Büyük Hollanda turuna katılınca Amsterdam gölgede kaldı. Anlaşıldı ki Amsterdam’ı tanımak ve yaşamak için, Doğrudan Amsterdam’a uçan uçaklarla ve Amsterdam merkezli turlara katılmak gerekiyor. Turumuzun bu tek olumsuz yönü rehberimizin olağanüstü çabalarıyla, sonraki tur programlarında kapatıldı. Köln ve Köln Katedrali bunlardan biridir. Rehberimizin anlattıklarına göre Köln, Almanya’nın dördüncü, Kuzey Ren-Vestfalya  Eyaleti´nin en büyük kentidir.

Köln AlmanyaKöln, eyaletin en önemli ulaşım, kültür, bilim, sanat, ticaret ve eğlence merkezidir. Kent tam anlamıyla bir müzeler cennetidir, çok sayıda müze vardır. Kozmopolit bir yapıya sahip olan Köln’de turistlerin en çok ilgisini çeken şey Ren Nehri ile Köln Katedrali’dir. Ayrıca Köln, demir ve havayolu ulaşım ağının da kesişme noktasıdır. Ren, kenti nehrin tam ortasından geçmektedir. Nehrin her iki yakası sekiz köprüyle bağlanmıştır, bunlardan ikisi demiryolu köprüsüdür. Ren Nehri,  İsviçre  Alplerinde  doğar.

Köln Almanya

Lihtenştayn  ve  Fransa, sınırlarından;  Almanya  ve  Hollanda topraklarından  geçtikten sonra Rotterdam’ da Kuzey Denizi’ ne dökülür. 1230 km uzunluğuyla Batı Avrupa’ nın en önemli nehirlerinden biridir. Nehrin 883 kilometresi gemi ulaşımına elverişli olup, bu nehrin kolları ile birlikte kapladığı alan 185.000 km²dir Köln, Orta Çağ’da hızla büyüyerek Avrupa’nın en büyük merkezlerinden biri haline gelmiştir. 12. yüzyıldan itibaren Köln, Hıristiyan dünyasında;  Kudüs,  İstanbul ve Roma’nın ardından kutsal kent olarak ilan edilmiştir. Kente kutsallık kazandıran ise Köln Katedralidir.

Köln AlmanyaSancta Colonia/ Kutsal Köln olarak da anılan kentte 1248 yılında Köln Katedrali’nin temeli atıldı. Bilindiği gibi Katedraller; piskoposlukların merkezi olup, kilise hiyerarşisi içinde idari bir organdır. Ayrıca, Piskoposun devamlı olarak bulunduğu mekândır. Yukarıdan bakan ya da izleyen anlamında kullanılan piskopos sözcüğü Yunancada episkopos sözcüğünden gelmektedir. Piskopos, bazı Hıristiyan kiliselerinde, birkaç cemaatten oluşan bir bölgenin başpapazı olup, fetva verme yetkisini sahip üst kademeden din adamıdır.

Köln Almanya

Roma  başpiskoposu  Papa olarak adlandırılır ve Katolik Kilisesi’ndeki en yüksek makamın sahibidir. İngiltere’deki Canterbury başpiskoposu  Anglikan  toplumunun sembolik lideridir. Avrupa´nın ve Dünya´nın en büyük katedrallerinden biri de Köln Katedrali´dir. Hıristiyanlığın Katolik mezhebi için açılmış en önemli ibadethanelerinden biridir. 1248 yılında temeli atılan katedral, tam 632 yıl sonra, 1880 yılında tamamlanabilmiştir. Kölner Dom olarak da adlandırılan Köln Katedrali, Gotik tarzda ve çift kulelidir. Diyen rehberimiz, sizlere biraz da Gotik sanatından söz etmeliyim. Dedi.

Köln AlmanyaÖnündeki notlara biraz baktıktan sonra; Gotik kavramı sanatla ilgili bir kavram olmakla beraber, sanat anlayışı ve yazı şekli olarak da kullanılmaktadır. Gotik yazı şekilleri, genellikle Almanlar tarafından kullanılır. Gotik sanatı, tarihi dönemler çerçevesinde incelendiğinde, 12. Yüzyılda ortaya çıkığı görülmüştür. Bu dönemde var olan  ‘’Romantik Sanatı ” değişime uğramış ve Latin sanatına tepki olarak ‘’Gotik sanatı” bu nedenle meydana çıkmıştır.

Köln Almanya

Bu sanat, aynı zamanda Avrupa tarihinde oldukça ünlü olan Rönesans dönemini başlatan akımdır. Gotik sanatı, ilk olarak mimaride kendini göstermiştir. Bu yeni mimari anlayışı aynı anda bütün Avrupa’da benimsenmiş ve hızla yayılmıştır. Gotik sanatı, uygulandığı ülkelerde, ülkelerin zevk ve isteklerine göre değişikliklere uğramıştır.  Öyle ki İspanya’da bu sanat, Arap motifleriyle birleşmiş ve yeni bir üslup olan mudejar üslubu doğmuştur. İngiltere’de Gotik sanatındaki değişmeler ise, sütunların çoğalması ve kubbe altında sütunlarında ortaya çıkan dikey üslup olarak kendini göstermiştir.

Köln AlmanyaMimaride Gotik sanatının uygulama yöntemi ise, çatı ağırlıklarını duvarlardan kaldırma biçiminde gelişmiştir. Yük, fil ayaklarına ve kemerlere aktarılmıştır. Gotik sanatının özellikleri incelenecek olunursa, bu sanat tarzıyla yapılan mimari yapılar en önemli özelliği, bu yapıların sivri olmasıdır. Özellikle Roma mimarisinde, kubbelerde sivri ve birbirlerini kesen kemerler oldukça fazla kullanılmıştır. Bu tarzda yapılan mimari yapıların bir diğer önemli özelliği de yapılarda çok fazla sayıda pencere kullanılmış olmasıdır.

Köln Almanya

Böylelikle duvarlara, vitray tekniğiyle çeşitli süslemeler yapılmıştır.  Vitray ve Cam, zamanla gotik sanatının önemli karakteristik özelliklerinden biri olmayı başarmıştır. Çatılarda yer alan ve oku andıran kulelerde, bu sanattaki bir diğer önemli özelliği oluşturur. Gotik sanatı daha çok mimaride kullanılmakla birlikte, zamanla resim, gündelik eşya, süs ve heykelcilikte de kendini göstermiştir. Gotik tarzındaki heykeller, daha çok kiliselerin duvarlarında kendilerinde yer edinmişlerdir. Gotik tarzda yapılan heykeller, Hıristiyanlığın ilk dönemlerindeki bir özelliği anımsatmaktadır. Sanatçılar gotik tarzıyla heykeller yaparken, inanç sahibi kişilere görsel bir hediye sunmayı ön planda tutmuşlardır.

Köln AlmanyaGotik sanatı, kendisini daha çok dini yapılarda kendini göstermeyi başarmıştır. Bu yapılar ise, katedral ve kilise gibi dini yapılardır. Gotik tarzı kullanarak yapılan bu tür yapılara en önemli örnekler ise, Notre Dame, Milano ve Köln Katedralleridir. Unesco Kültür Mirası listesinde yer alan Köln Katedrali 7 000 m2 lik bir alan üzerine kurulmuş olup, kulelerinin yüksekliği 157 metreyi bulmaktadır. 2005 yılında düzenlenen Dünya Katolik Gençleri Günü dolayısıyla Papa XVI. Benedictus,  Köln´e gelmiştir.

Köln Almanya

Milyonlarca insana Köln´ün Hıristiyan Dünyası için hala kutsal bir şehir olduğunu, bunda da yüzyıllardan bu yana kemikleri bu katedralde olan Üç Kutsal Kral´ın etkisinin olduğunu anlattı. Rehberimizin anlattığı bu yararlı ve ilginç bilgileri dinlerken, zaman ve yol hızla akmış, Köln’e giriş yapmıştık. Köln Garı’nın hemen yanındaki alt geçitten geçip, katedralin önündeki meydanın az ilerisinde yer alan caddede otobüsümüz bizi indirdi. Elindeki kırmızı şemsiyesiyle önümüze düşen rehberimizin peşine düşerek, katedrale doğru yürümeye başladık.

Köln AlmanyaBurada bizleri hoş bir sürpriz bekliyordu… Hemen karşı kaldırımda Şekerbank ve Ziraat Bankası’nın şubeleri vardı. Yanlarında ise guguklu saatlerin de satıldığı hediyelik eşya dükkânları bulunuyordu. Rehberimiz bizi uyardı. Her nekadar Türk bankaları olsalar da Alman bankaları gibi çalışmaktadırlar. Türkiye’de olduğu gibi yararlanamazsınız. Dedi… Nihayet Köln Katedrali’nin önündeki meydana ulaşmıştık. Ülkenin en çok turist çeken ve giriş ücretsiz olan Köln Katedrali’nin dışarıdan fotoğrafları çekildikten sonra içerisine yöneldik.

Köln Almanya

Ancak ben hemen giremedim. Oya gibi işlenmiş giriş kapısında, Gotik Sanatı ve heykeltıraşlığının bütün hünerleri kendini göstermişti. Katedral giriş kapısı sanki Ortaçağın özeti gibi. Skolâstiğin taşa oyulmuş hikâyesi var kapılarında. Taşa oyulmuş hikâyede dünya ikiye ayrılmış adeta. Bir daha söndürülemeyecek bir yangının ateşi asırlara yayıldıkça yayılmış. Burada bütün yönler burada Kudüs’ü gösterirken, cengâverlerin göğsüne rüşvet olarak cennet müjdesi ya da kandırmaya yönelik bir Latin haçı işlenmiş.

Köln AlmanyaHapsedildikleri taşın içinden İsa ve Meryem, seyrediyor olup biteni. Işıkla, neşeyle, hayatla dolarak yeryüzüne yayılan, dünya gerçeğine yönelen Rönesans’ın ve Barok’un aksine, Gotik sanatın bütün irkilticiliği ve karanlık yüzüyle burun buruna geliyor insan.  Katedral içerisine girildiğinde de heykeller, vitraylar, dehlizler, kemerler ve koridorlar insanı şaşkına çeviriyor. Yapının içinde, çok değerli sanat eserleri bulunmaktadır. Bunların başında 1350 metrekarelik vitraylar gelmektedir. Bu vitrayların çoğunda İncil’den alınma hikâyeler betimlenmiştir.

Köln Almanya25 Ağustos 2007 tarihinde güney cephesine 113 metrekarelik vitray pencere yapılmış. Bu muhteşem eser Alman sanatçı Gerhart Richter tarafından yapılmıştır. Aynı büyüklükte 11 500 adet renkli parçalardan oluşmuş ve bilgisayar tarafından düzenlenmiştir. Bu vitray pencerelerinden birinden süzülen baygın mor ışık döşeme üzerine eğik açı ile düşerken zaman diye bir şey kalmıyor. Taş canlanıyor, cam kırılmıyor. İrkiltici ve kasvetli olan ihtişamla birleşiyor.  Katedral dışına çıkıldığında da taştan ve camdan ibaret bir kütle olan katedral, hiçbir denge kırılmasına uğramadan, incelerek, sivrilerek göklere doğru uzanıyor.

Köln AlmanyaTanrı’yı ve sonsuzluğu göklerde arıyor. Yerden kopuyor ve hayattan uzaklaşıyor. İnsanlar burada hiçliğini hissediyor, eziliyor, acizliğini kavrıyor, yokluğunu fark ediyor. Her şey ona yukarıdan bakıyor. Dünyanın en büyük katedrali olan eseri korumak için Almanlar devamlı olarak çalışan 70 kişilik bir ekip kurmuşlardır. Bunlardan 36′sı heykeltıraş ve mermer ustası, 10′u vitray ustası, 6′sı idareci, diğerleri de çeşitli uzmanlardır. Köln Katedrali her gece projektörlerle aydınlatılmakta olduğunu öğreniyoruz. Olabildiğince yakından gözlemlemeye çalışıp, fotoğraf çektiğim katedralden ayrılmak zorunda kalıyorum biraz da Köln caddelerinde gezebilmek için…

 

Etiketler: , , , , , ,

Bilim Kültür ve Sanat Merkezi Köln

Köln Almanya

Volendam Kuzey HollandaBenelüx & Paris turunun Amsterdam merkezli Markem, Volendam ve Delft yörelerini içine alan Büyük Hollanda turundan memnun kalmıştık. Tur sonrasında otelimizde gecelemek üzere, Amsterdam’a dönerken rehberimiz ertesi gün, 22 Ekim 2014 Çarşamba günü, Hollanda topraklarından ayrılarak Almanya topraklarına gireceğimizi söyledi. Lüksemburg’a giderken Köln’e uğrayacaktık, yaklaşık olarak 260 km yolumuz vardı. Bu nedenle, Çarşamba günü saat 08.45 te tur otobüsündeki yerlerimizi almamız gerekiyordu.

Volendam Kuzey Hollanda

Çarşamba sabahı 07.30 da uyandırıldık. Sıkı bir kahvaltıdan sonra da, akşamdan hazırladığımız bavullarımızı tur otobüsümüze yerleştirerek, otobüsteki yerlerimizi aldık. Bütün tur boyunca, kendiliğimizden, farklı koltuklara oturduk ve diğer konukların da haklarına saygılı olmaya çalıştık. Rehberimiz Can İriliş, Günaydın herkese deyip, yoklama yaptıktan sonra kaptana hareket işaretini verdi. Böylece 260 kilometrelik yolculuğumuz başladı. Belki biliyorsunuz ama ben yine de bazı hatırlatmalar yapayım diyerek söze başlayan rehberimiz; Almanya’nın dördüncü, Kuzey Ren -Vestfalya Eyaleti´nin en büyük kenti Köln’e gidiyoruz.

Volendam Kuzey HollandaHollanda topraklarından Almanya topraklarına geçiş yapacağız.  Scchengen Vizesi, Schengen kasabasında 1985 yılında imzalanan  Schengen Antlaşmasını uygulayan yirmi beş  Avrupa  ülkesinin topraklarını kapsamaktadır. Schengen bölgesi, alan içinde ve dışında seyahat edenler için, sınır kontrolleri ile uluslararası seyahat edenler için tek bir devlet gibi ancak herhangi bir iç sınır kontrolü olmadan çalışır. Bu nedenle, Almanya’ya sorunsuz bir giriş yapacağız. Almanya, 80 milyonun üzerindeki nüfusu ile Avrupa Birliği’nin en büyük nüfusa sahip ülkesi konumundadır. 

Köln yolunda (1)Üstelik Amerika Birleşik Devletleri’nden sonra, dünyanın en çok göç alan ikinci ülkesidir. 10. yüzyıldan 1806 yılına kadar Cermen bölgeleri Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu’nun bir parçası oldu. 16. yüzyıl boyunca kuzey Almanya bölgeleri, Protestan Reformu’nun merkezi oldu. Cermen halkı ilk olarak 1871′de Fransa-Prusya Savaşı sırasında ulus-devlet haline geldi. II. Dünya Savaşı sonrasında, 1949′da, Almanya savaşı kazanan devletler tarafından iki devlete bölündü.

Ren Nehri (4)Bu iki devlet 1990 yılında  birleşti. Batı Almanya daha sonra adı Avrupa Birliği olan Avrupa Topluluğu’nun 1957′deki kurucu üyelerindendir. Birleşmeyle Doğu Almanya da 1993′te bu birliğe üye olmuştur. Almanya bir  federal  parlamenter cumhuriyettir. On altı eyaletten oluşmaktadır. Rehberimizin bu açıklamaları oldukça yararlı oldu. Soluklanan rehberimiz, açıklamalara biraz ara verelim. Sizler de pencerelerinizden doğal çevrenin güzelliklerini içinize sindirin. Dedi. Otobanı ve çevreyi gözden geçiriyorum…

Brüksel-Amsterdam (65)

Otobanın çevresinde yerleşim birimleri varsa, ses yalıtımı yapılmış olduğunu görüyorum. Otoban ile yerleşim birimi arasına ses yalıtım duvarları yapılmış. Kilometrelerce uzanan ses yalıtım duvarları ve panolarını oldukça ilginç buluyorum. Düzenlemelerin insan odaklı olması da hoşumuza gidiyor. Yerleşim birimleri geçildikten sonra ses duvarları ortadan kalkıyor. Uçsuz bucaksız kırlar ve çayırlar ortaya çıkıyor. Çayırlarda otlayan inekler, koyunlar ve atlar ile barındıkları çiftlikler dikkatimizi çekiyor. Bazı konuklarımızdan hayranlık ifade eden sesler duyuyorum.

Köln AlmanyaÖyle ki, önde oturan çiftlerden birinin hanımı ‘’Heidi çizgi filmlerini anımsadım birden. Büyükbabası ile yaşayan Heidi, uçsuz bucaksız kırlarda ve çayırlarda hoplayıp, zıplarken ne kadar da mutluydu.’’ Dedi. Benim de anılarım canlandı… İsviçre’li yazar Johanna Spyri’nin  Heidi kitabının tamamının Heidi adı altında uyarlandığı çizgi dizi, döneminde herkes tarafından keyifle izlenmişti. Biz, çizgi film kahramanı Heidi’yi düşünürken rehberimizin sesi duyuldu tekrar. Arkadaşlar, biraz sonra Alman topraklarına giriş yapıyoruz. Dedikten sonra devam etti.

Köln Almanya

 Ulaşmak istediğimiz Köln, Almanya’nın dördüncü, Kuzey Ren-Vestfalya Eyaleti´nin en büyük kentidir. Köln, eyaletin en önemli ulaşım, kültür, bilim, sanat, ticaret ve eğlence merkezidir. Köln tam anlamıyla bir müzeler cennetidir. Kentte çok sayıda müze mevcuttur. Ayrıca demir ve havayolu ulaşım ağının da kesişme noktasıdır. Ren Nehri, kentin tam ortasından geçmektedir. Nehrin her iki yakası sekiz köprüyle bağlanmıştır, bunlardan ikisi demiryolu köprüsüdür.

Köln Almanya

Ren Nehri,  İsviçre  Alplerinde doğar. Lihtenştayn ve Fransa, sınırlarından; Almanya  ve  Hollanda topraklarından geçtikten sonra Rotterdam’ da Kuzey Denizi’ ne dökülür. 1230 km uzunluğuyla Batı Avrupa’ nın en önemli nehirlerinden biridir. Nehrin 883 kilometresi gemi ulaşımına elverişli olup, bu nehrin kolları ile birlikte kapladığı alan 185.000 km²dir. Kozmopolit bir yapıya sahip olan Köln’de turistlerin en çok ilgisini çeken şey ren Nehri ile Köln Katedrali’dir. Köln, Orta Çağ’da hızla büyüyerek Avrupa’nın en büyük merkezlerinden biri haline gelmişti.

Köln Almanya12. yüzyıldan itibaren Köln, Hıristiyan Âlemi’nde;  Kudüs,  İstanbul ve Roma’nın ardından kutsal kent olarak ilan edildi. Sancta Colonia/ Kutsal Köln olarak da anılan kentte 1248 yılında Köln Katedrali’nin temeli atıldı. Hıristiyanlığın Katolik mezhebi için açılmış bir ibadethanedir. 1248 yılında temeli atılan katedral, tam 632 yıl sonra, 1880 yılında tamamlanabilmiştir. Kölner Dom olarak da adlandırılan Köln Katedrali, Gotik tarzda ve çift kulelidir. Unesco Kültür Mirası listesinde yer alan Köln Katedrali 7 000 m2 lik bir alan üzerine kurulmuş olup, kulelerinin yüksekliği 157 metreyi bulmaktadır.

Köln Almanya2005 yılında düzenlenen Dünya Katolik Gençleri Günü dolayısıyla Papa XVI. Benedictus,  Köln´e gelip, milyonlarca insana Köln´ün Hıristiyan Âlemi için hala kutsal bir şehir olduğunu, bunda da yüzyıllardan bu yana kemikleri bu katedralde olan Üç Kutsal Kral´ın etkisinin olduğunu anlattı. Rehberimizin anlattığı bu yararlı ve ilginç bilgileri dinlerken, zaman ve yol hızla akmış, Köln’e giriş yapmıştık. Köln Garı’nın hemen yanındaki alt geçitten geçip, katedralin önündeki meydanın az ilerisinde yer alan caddede otobüsümüz bizi indirdi.

Köln Almanya

Elindeki kırmızı şemsiyesiyle önümüze düşen rehberimizin peşine düşerek, katedrale doğru yürümeye başladık. Burada bizleri hoş bir sürpriz bekliyordu… Hemen karşı kaldırımda Şekerbank ve Ziraat Bankası’nın şubeleri vardı. Yanlarında ise guguklu saatlerin de satıldığı hediyelik eşya dükkânları bulunuyordu. Rehberimiz bizi uyardı. Her nekadar Türk bankaları olsalar da Alman bankaları gibi çalışmaktadırlar. Türkiye’de olduğu gibi yararlanamazsınız. Dedi… Nihayet Köln Katedrali’nin önündeki meydana ulaşmıştık. Katedral, ülkenin en çok turist çeken yapısı ve giriş ücretsiz. Katedrali ayrı bir yazı dizisi yapmak istiyor ve kısa kesiyorum. Bir sonraki yazı dizisinde, Köln Katedrali’nde buluşmak üzere…

 

 
 

Etiketler: , , , ,

Mavi Seramikler Kenti Delft-Hollanda

Delft Kenti

Delft KentiAmsterdam’ın cennet köylerinden biri olan Volendam’dan 80 kilometre güneybatıda olan Delft kentine gitmek üzere yollara dökülüyoruz. Delft’in yaklaşık 20 km güneydoğusunda da Hollanda’nın en büyük liman kenti olan Roterdam bulunuyor. Her zaman olduğu gibi rehberimiz Can İriliş açıklamalarını sürdürüyor.  Delft daha çok günübirlikçi turistlerin uğrak yeri olan ve onun dışında üniversite öğrencilerine evsahipliği yapan büyüleyici, düzenli ve huzur verici bir yerdir. Diyor ve ekliyor.

Delft KentiAyrıca belirtmek isterim ki, benim en sevdiğim yaşanılası şehirlerden biridir bu kent. Sevimli dar sokakları ve cetvelle çizilmiş gibi sıralanan kanalları ile biraz Brugge kentini anımsatıyor. Sonraki günlerde, Paris’ten Brüksel’e giderken uğrayacağımız Brugge kenti, kuzeyin Venedik kenti olarak bilinir. Aynı tanımlamayı biraz da Delft için yapabiliriz. Bir başka deyişle, Delft kentinde biraz da Venedik havası vardır. Unutmadan söylemeliyim, bir de dillere destan mavisi vardır. ‘’Delft Mavisi’’ diye adlandırdıkları ve seramiklerinde kullandıkları tatlı bir mavidir bu. 

Delft KentiÖyle ki, şehir merkezinin hemen girişinde, Delft Mavisi rengindeki camdan yapılmış kocaman bir kalp maketi bu tatlı mavinin mükemmel bir uygulamasıdır. Rehberimize göre, Delft seramiklerini de unutmamamız gerekiyor. Özellikle 17. ve 18. yüzyılda çok revaçtaymış Delft seramikleri. Seramikçiler, iyi kalitedeki karoları kullanarak, Delft mavisi boya ile desenlerin gölgelerini çiziyorlar. Delft mavisinin tonlarıyla da belirginleştirerek bu seramikleri oluşturuyorlar. Karoların boyanması bittiğinde 1000oC’de fırınlanıyormuş.

Delft Kenti

Bu işlemdeki kalaylı sır, beyaz şeffaf ve camsı bir şekle dönüşüyor ve mavi boya çökerek kalaylı sırın içine işliyormuş. Mavi rengin yanı sıra turuncu, sarı ve yeşil renklerin de kullanıldığı Delft seramiklerine de rastlamak mümkün. Delft seramikleri el yapımı olduğundan oldukça pahalıdır diyor rehberimiz. Özellikle İstanbul’daki Metro ve Marmaray İstasyonlarındaki İznik Vakfı çinilerini görmüş biri olarak, Delft seramikleri ilgimi çekiyor. Delft’de görmek istiyorum. Rehberimizin tanıtıcı sohbetlerinden, zamanın akışının farkına varmamıştık.

Delft KentiVolendam’dan ayrılalı yaklaşık 2 saat olmuş, sisler içinden Delft’in göğe yükselen ünlü saat kulesi de kendini göstermişti. Sağımızda ve solumuzda kanallar yer alıyordu. Küçük tonajlı gemilerin işleyebileceği büyüklükte bir kanal üzerindeki köprüden geçtikten bir süre sonra, tur otobüsümüz saat kulesinin üzerinde bulunduğu kilisenin yanında duruyor. Restorasyona girdiği anlaşılan kilisenin avlusu tahta perdelerle çevrilmiş. Perdeler üzerinde de, sonradan öğrendiğime göre, Hollanda’nın ilk kurucu lideri olan Oranje Prensi William’ın portreleri işlenmişti.

Delft Kentiİleride sol tarafta da rehberimizin anlattığı gibi, kentin girişindeki Delft mavisi camdan yapılmış büyük boyuttaki kalp heykeli duruyordu. Delft’in sembolü sayılabilecek bu heykelin yanında hem eşimin, hem de benim fotoğraflarım çekiliyor.  O anı ölümsüzleştiriyoruz. Belediye Sarayının bulunduğu meydana girmeden konuklarını karşılayan bu muhteşem Delft mavisi camdan yapılmış maket kalp vakfının tanıtımı için de oldukça yararlı olmuştur diye düşünüyorum. Fotoğraflar çekildikten sonra, hemen ileride ve sağdaki Delft Meydanına giriyoruz.

Delft KentiOldukça büyük olan meydanın karşı tarafında, bizim saray olarak tanımladığımız, Belediye Binası yer alıyor. Meydana girişin sağ tarafında da, bir türlü fotoğraf karelerine sığdıramadığım bir kilise ile göğe yükselen bir saat kulesi yer alıyordu. Belediye Sarayı, Rönesans Mimarisinin bir uygulaması olarak biliniyor. Diğerlerine göre farklı bir mimarisi olması yönünden gerçekten ilgi çekici bulunuyor. Belediye Sarayı olarak kullanılmadan önce, Prens William of Orange burada kalıyormuş. Bağımsız Hollanda’nın kuruluşunda, birinci derecede etkili olan, Orange Prensi William’dır. Diyor rehberimiz.

Delft Kenti16. yüzyılda, savaş ve miras yoluyla, Alçak Ülkeler diye bilinen Hollanda toprakları Kutsal Roma İmparatoru V. Karl’ın eline geçti. Oysa Hollandalılar bağımsızlık istiyorlardı.1548 yılında V. Karl Hollanda’nın Onyedi Vilayetleri’ne özerklik verdi. Ancak V. Karl’ın oğlu II. Felipe  babasının tersine Hollanda’ya taviz vermeme taraflısıydı. Çok dindar bir Katolik  olan II. Felipe Hollanda’da yayılmaya başlayan  Protestanlıktan memnun değildi. Protestanlık, Hıristiyanlığın en büyük üç ana  mezhebinden biridir. 16. yüzyılda Martin Luther  ve Jean Calvin’in öncülüğünde Katolik Kilisesine ve Papa’nın otoritesine karşı girişilen  Reform hareketinin sonucunda doğmuştur.

Delft KentiProtestanlık diğer Hıristiyan mezheplerinden bazı ayrımlar gösterir. Katolik ve Ortodokslar gibi ruhanî başkanları yoktur. Bu durumdan hoşlanmayan Felipe, Hollanda’ya zorla ağır yasalar ve vergiler getirdi, Protestanlığı yok etmeye çalıştı. Bütün bu sert yönetim koşulları Hollanda’da ayaklanmalara yol açtı. Liderliğini de Oranje Prensi William yaptı. Ayaklanmalar 1568-1648 yıllar arasında devam etti.  Seksen Yıl Savaşları adıyla anılan bu ayaklanmalar sırasında, 1579 yılında 7 Protestan ağırlıklı Hollandalı eyalet bir araya gelerek Utrecht Birliği’ni kurdular.

Delft KentiBu eyaletlerin arasındaki Oranje Prensliğinin Prensi olan I. Willem Hollandalı isyancıların başına geçti. Günümüzdeki Hollanda kraliyet ailesi olan Oranje-Nassau Hanedanı böylece I. Willem tarafından kurulmuş oldu. Utrecht Birliği zamanla Yedi Birleşik Alçak Ülkeler Cumhuriyetine/ Republiek der Zeven Verenigde Nederland’e dönüştü. Bu cumhuriyet i günümüzdeki Hollanda’nın çekirdeğini oluşturdu. Rehberimizin bize anlattıkları bu bilgiler oldukça yararlı oldu ve Belediye Binası oldukça anlam kazandı.

Delft KentiEskiden Prens William’ın konutu olan Belediye Sarayı’nın tam karşısında yeni kilise olarak adlandırılan küçük bir kilise var. Yeni kilise dendiğine bakmayın. Yapım yılı 1496 olan kilisede, Utrecht’deki kiliseden sonra, Hollanda’nın ikinci en yüksek saat kulesi bulunuyor. Giriş ücretinin 3 € olduğu bu yüksek saat kulesine çıkıp, şehri tepeden izlemek mümkün. Öyle ki, açık havalarda, kilisenin kulesinden Amsterdam, Leiden, Rotterdam ve Hague şehirlerini izlemek bile gerçekleşebiliyormuş. Yeni kiliseden alacağınız giriş bileti ile eski kiliseyi de gezebiliyorsunuz.

Delft Kenti Eski kilisenin yapım yılı 1246. Bu nedenle meydandaki kilise, yeni kilise adını almış. Eski kilisenin iç süslemeleri bir harika diyor rehberimiz. Hem havanın yağmurlu ve kapalı olmasından, hem de kısıtlı zamanımızdan ötürü kiliseleri gezemedik, kuleye de çıkamadık. Kilise şehirden geçen kanalın yanına inşa edilmiş. İnşaat sırasında kanalın yanındaki toprak yeterli sertliğe sahip olmadığı için, kilisenin suya batma ve kulesinin eğilme tehlikesi ortaya çıkmış. Bu nedenle suyun yönü değiştirilmiş. Ayrıca kulenin eğilmesini önlemek için, bir yarısından sonra ters yönde kavis verilerek inşa edilmiş.

Delft KentiBurası seramiği ile ünlü. Yukarıda da anlatıldığı gibi, ‘’Delft Mavisi’’ diye adlandırdıkları ve seramiklerinde kullandıkları tatlı bir mavileri var. Bu nedenle, el yapımı seramikleri hediyeliklerin en iyisi olarak tanımlanıyor. Rehberimiz bunlardan almamızı öneriyor. Meydanda Delft’in ünlü seramiklerini satan birkaç dükkân var. Eşim, seramik dükkânları ve eczanelerde araştırma yaparken, ben de Delft’in ara sokaklarına daldım. Önce, henüz kapanmamış bir süper market bulup 2 litrelik sulardan aldım. Daha sonra da bu şehrin harika kanallara sahip olduğunu fark edip arka sokaklarında kaybolmayı tercih ettim.

Delft KentiHollanda’nın kendine özgü yapılanması burada da kendini gösteriyordu. Delft de bir kanallar kentiydi. Delft, sessiz sakin bir kent ama arka tarafları Brugge gibi. Zamanın ilerlediğini fark edince, tekrar ana meydanına dönüp, açık olan bir mağazaya girip porselenlerine baktım. Arkasında el yapımı olduğu yazılı lale şeklinde çok hoş kupa bardaklar 1,5€ idi. Ancak, İstanbul’daki evimizde yeterli sayıda kupa olduğunu hatırlayınca, almadım. Bize ayrılan serbest zaman süresi de dolmuş olduğundan, tur otobüsündeki yerlerimizi alarak Roterdam’a doğru yola çıktık.

 

 

 
 

Etiketler: , ,

Amsterdam’ın Cennet Köylerinden Volendam

Volendam Kuzey Hollanda

Volendam Kuzey HollandaMasalımsı bir havası olan Marken’den, yerel saat ile 10.25 te ayrılıp, bir başka cennet köy olan Volendam’a hareket ediyoruz. Rehberimize göre, Hollanda’yı tanımak ve anlamak için, Amsterdam dışındaki kırsalı tanımalıymışız. Kırsaldaki köyler, geleneklerinin yanı sıra doğal dokuyu da daha iyi korumuşlar. Volendam, şirin mi şirin bir balıkçı köyüdür diyor rehberimiz. Huzur dolu, butik bir kasaba ile karşılaşacaksınız. Evleri, restoranları, barları, süs eşyaları satılan dükkânları son derece zevkli bir görüntü oluşturuyor.

Volendam Kuzey Hollanda

Ayrıca bu dükkânlardan alabileceğiniz Hollanda bebekleri, tahta ayakkabılar, yerel kostümler, süs eşyaları gibi şeylerin fiyatları da Amsterdam’a göre daha hesaplıdır. Yaklaşık 20 kilometrelik yolun yarısı, gelirken kullandığımız rota üzerinde bulunuyor. Rehberimiz, Volendam’dan önce, süt ve süt ürünlerinin üretilip satıldığı bir çiftlik kompleksine uğrayacağımızı söylüyor. Hollanda denince aklımıza gelenlerin başında, Hollanda’nın inekleri ve peynirleri gelir diyen rehberimiz, yolumuz üzerindeki çiftlik kompleksinin yararlı olacağını söylüyor.

Volendam Kuzey HollandaYol boyunca meralarda otlayan inekler, koyunlar, keçiler, atlar ve barındıkları çiftlik evleri oldukça ilgimizi çekti. Her çiftlik evinin kendisine özel otlanma alanları bulunuyor. Hareketimizden yarım saat sonra sözü edilen hayvan çiftliğine ulaşıyoruz. Önce, çok değişik peynir ürünlerinin üretildiği bölüme giriyoruz. Yerel giysileri içinde bizi karşılayan, çiftlik sahibi olduğunu sandığımız, bir hanımefendi grubumuza üretim aşamalarını anlatıyor. Rehberimiz de tercümesini yapıyor. Açıklamalar bittikten sonra tadım faslı başlıyor. Tadım faslından sonra da satış bölümüne geçiliyor.

Volendam Kuzey HollandaSatış bölümünde, dünyaca ünlü 12 çeşit peynir bulunduğunu öğreniyoruz. Yeme içme ile pek fazla aram olmamasına rağmen, peynir markaları ilgimi çekiyor. Adını Hollanda’daki Gouda kentinden alan ‘’Gauda Peyniri’’ dünyada en popüler olan Hollanda peyniri olup, inek sütünden yapılıyor. Isındıkça uzayan bir peynir çeşidi olan Gouda tostlarda ve pizzalarda kullanılıyormuş. Taze Gauda peynirleri kırmızı parafin ve balmumu ile kaplanırken, eski Gaudalar ise siyah balmumu ile kaplanıyormuş. Tekerlek şeklinde bir yapısı olan ve adını Hollanda’nın Edan kentinden alan peynir, yarı sert olup, parafinle kaplanmış. Hollanda’nın önemli ihraç ürünlerinden birini oluşturuyor.

Volendam Kuzey HollandaTadım ve alış veriş faslı tamamlandıktan sonra tur otobüsündeki yerlerimizi alıyoruz. Rehberimiz, Holllanda’daki kara parçalarının büyük bir bölümünün deniz seviyesinin ortalama 6 metre altında olduğunu hatırlatıyor. Arkasından da, gülerek, Hollandalıların bir deyimini aktarıyor. Tanrı Dünyayı yarattı, Hollandalılar da Hollanda’yı yarattı. Deyimin haklılığı su götürmez biçimde gerçek. Deniz seviyesi altında bulunan ülkenin büyük bir kesimi, taşkınlara karşı doğal ve yapay birimlerden oluşan bir kıyı savunma yapısı ile korunmaktadır.

Volendam Kuzey Hollanda

Çağlar boyunca bu düşük kotlu bölgede yaşayan kişiler, denizden gelen tehditlere karşı sonsuz bir sıkıntı ile yüz yüze kalmışlardır. Bu nedenle, arazi ıslahı olarak bilinen denizden kazanım, polder olarak bilinen taşkın koruma sahaları yapımı, sedde inşaatı ve deniz seviye kontrolü ile ilgilenmek zorunda kalmışlardır. Kıyı alanındaki Hollanda yerleşimleri; neredeyse yarısını barajlar ve seddelerin koruduğu 451 kilometrelik kıyı çizgisi boyunca, Dünya’daki en kapsamlı kıyı savunma sistemini kullanmaktadır. 1990 yılından bu yana kıyı politikası, kum beslemesi yoluyla, daha fazla toprak kaybını önleyerek, kıyı çizgisini korumaktır.

Volendam Kuzey HollandaBu politika bugüne kadar başarılı olmuştur. Günümüzdeki kıyı savunma sisteminden önceki uygulamada en etkin araçlar yel değirmenleriydi. Volendam’a girmeden önce, bir kanal üzerindeki özel mülkiyete ait bir yel değirmeninin fotoğraflarını çekmek için 10 dakikalık mola verileceğini söylüyor rehberimiz. Verilen molada, uzaktan da olsa, fotoğraflar çekiliyor. Cervantes’in kahramanları Don Kişot ve Sancho Panza’nın ezeli düşmanı olarak tanımıştık yel değirmenlerini öğrencilik yıllarımızda.

Volendam Kuzey Hollanda

Geçmişte su tahliyesi için kullanılan yel değirmenleri, günümüzde bıçkı tezgâhı ve yağhane olarak kullanılıyor. Elektrikten tasarruf yapılıyor. Fotoğraf çekiminin ardından otobüsümüze binerek Volendam yolunu tutuyoruz. Yaklaşık 10 dakika sonra, Volendam’ın tur otobüslerine ayırdığı otoparkında otobüsümüzden inerek rehberimizin arkasına takılıyoruz. Kıyıdan köyün alış veriş merkezine ulaşmak istiyoruz. Yağmurun yanı sıra şiddetli bir rüzgâr muhalefeti ile karşılaşıyoruz. Ancak, yılmadan yürümeye ve arada bir durup fotoğraf çekmeye çalışıyoruz.

Volendam Kuzey HollandaBizler, deniz seviyesinden oldukça aşağıda bulunan evler ile deniz arasındaki bir set üzerinde yürümekteyiz. Sete komşu olan konutların minnacık bahçelerinde olağanüstü bir peyzaj yapılmış. Eşimin heyecanla gösterdiği avuç iç kadar bahçelerin fotoğraflarını çekiyorum. Sete komşu konutların arkasında yapay kanaletler ve çevre düzenlemelerinin göz alıcı olduğu konutlar bulunuyor. Anlıyorum ki, bu küçük balıkçı kasabası Volendam, Hollanda’nın gerçek güzelliklerini görmek isteyenlerin uğraması gereken bir yermiş doğrusu.

Volendam Kuzey Hollanda600 yıldır özelliklerini koruyan, kendine has küçük evleri ile bu romantik kasaba, ziyaretçilerinde hoş anılar yaratmayı başarıyor. Tekrar anlıyorum ki Hollanda Amsterdam’dan ibaret değil. Amsterdam çevresindeki bu ufak ve şirin kasabalar konuklarını büyülü birer masal diyarına taşıyorlar. Yürüdükçe, Volendam kasabasının güzelliğinin sahil şeridindeki bir sokak boyunca ilerleyen sağlı sollu evlerinde gizli olduğunu anlıyorum. Bir taraftan yürüdüğümüz set üstü yolun sağ tarafında, deniz seviyesinin altındaki bölgede yer alan birbirinden güzel evleri hafızamıza kazımaya çalışırken, rehberimizi de gözden kaybetmemeye çalışıyorduk.

Volendam Kuzey HollandaVolendam’ın en işlek alış veriş caddesine girerken sağ tarafında yer alan ‘’Linest Food Corner’’ levhasının yer aldığı köşe gıdayı öneriyor rehberimiz. Atıştırmalık deniz ürünlerinin satıldığı bu köşe gıdanın önünde hemen bir kuyruk oluştu. Eşim Serap da kuyrukta yerini aldı. Deniz ürünleri vitrininden, rehberimizin önerisine uyarak Jumbo karides, Midye, Kalamar ve Kuzey denizinden çıkan Kot balığı ile iki kadeh şarap alınca 20 Euro ödedik. Kot balığının tavuk etine benzer bir tadı vardı.

Volendam Kuzey HollandaBalıkçılığın önemli bir geçim kaynağı olduğu bu şirin kasabaya gelip de deniz ürünlerinden yememek olmazdı. Köşe gıda da değil de tezgâhlarda satılanlardan alsaydık belki biraz daha az ödeme yapabilirdik. Ancak yağan yağmurun yanı sıra üşüdüğümüzü de göz önüne alırsak, doğru seçim yaptığımız sonucu ortaya çıkar.Deniz ürünleriyle birlikte şaraplarımızı da yudumladıktan sonra, karşımızdaki bir alış veriş mağazasına girdik. Bu mağazada, Hollanda tarihini ve Kuzay Denizi ile yaptıkları mücadeleyi anlatan bir videoyu Türkçe olarak izledik. Hollandalılara olan hayranlığımız pekişti bu video gösterisinden sonra.

Volendam Kuzey HollandaEşim mağazadaki ürünlerle ilgilenirken ben de Volendam’ın sokaklarında buldum kendimi fotoğraf çekerken. Sokak aralarında hızla gezinirken, sanki Volendam’da güzellik yarışması düzenlenmiş gibi geldi bana. Güzel kadınların daha da güzel görünmek için süslendikleri gibi, Volendam’daki evler de, herbiri diğerinden daha güzel görünmek için orkideler ve ortancalarla süslenmiş. Avuç içi kadar bahçelerinde harikalar yaratmışlar. Karşılıklı olarak konuşlanmış Volendam evlerinin sokağa bakan camları, önünden geçenlerin ilgisini çekmek istercesine, özel düzenlenmiş vitrinler gibi birbirleri ile yarışıyorlar.

Volendam Kuzey HollandaSanki evler sadece oturanlar için değil, sokaktan geçenler için de güzel görünmek için düzenlenmiş duygusu veriyor. Bu güzellikleri içime sindirmeye ve hızla her tarafı fotoğraflamaya çalışırken aklıma saate bakmak geldi. Saat 13.30 da tur otobüsümüzde yerimizi almalıydık. Önümde 10 dakikalık bir süre kalmıştı ve ben de deniz kenarında bir yerde bulunuyordum. Bir ara kayboldum duygusuna kapıldıysam da Food Corner’in bulunduğu başlangıç noktasına ulaşmıştım ki eşimin de orada beni aradığını fark ettim. Birlikte tur otobüsümüze giderek yerimizi aldık diğer konuklar gibi. Sayım sonrasında yeni ve güzel mekanlar için yelken açtık, bakalım nerede duracağız.

 
 

Etiketler: , , , , , ,

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 299 takipçiye katılın