RSS

Sabancı Öğretmenevi’nde İvrizliler Buluşması

İvrizliler Buluşması

İvrizlilerle  (4)31 Ocak 2015 Cumartesi günü,  İvriz İlköğretmen okulu mezunu arkadaşlarımdan bazılarının eşlerinin de katılımıyla, yaklaşık 70-80 kişilik bir grup İstanbul Sabancı Öğretmenevi’nde buluştuk. Bu buluşmanın sürprizlerinden biri de İvriz’de, 1961 yılında beni İstanbul Çapa İlköğretmen Okulu Müzik Seminerine hazırlayan Müzik Öğretmenim İmdat Halvaşi oldu. Yeni mezun olmuş ve  İvriz’e atanmıştı. Bütün yaz boyunca bizi çalıştırmış ve başarılı olmamızı sağlamıştı. kendisine şükranlarımı sundum.Birlikte öğle yemeği de yedikten sonra, İVRİZLİLER (Dünden Bu Güne) Grubunun fahri ve gönüllü başkanı Hüsnü Yıldırımer’in önerisiyle, kısa bir Hoş geldiniz konuşması yaptım.

İvrizliler Buluşması Benim konuşmalarımdan sonra da, bazı arkadaşlarımız İvriz Köy Enstitüsü ile ilgili anılarını paylaştılar. Anılarında Köy Enstitüleri ve İvriz günleri vardı.Dünyada bir örneği daha olmayan Köy Enstitüleri ve onlardan biri olan İvriz Köy Enstitüsü de; nerdeyse tüm Anadolu’nun okulsuz ve öğretmensiz olduğu gerçeği göz önüne alınarak dönemin Başbakanı İsmet İnönü’ün himayesinde, Millî Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel tarafından İsmail Hakkı Tonguç’un çabalarıyla kuruldular.

????????????????????Temel amaç, köylerden derlenen ilkokul mezunu zeki çocukların bu okullarda yetiştirildikten sonra tekrar köylere öğretmen olarak gönderilmeleriydi… Bu amaçla,1940 yılından başlayarak, tarım işlerine elverişli geniş arazisi bulunan köylerde ya da onların hemen yakınlarında Köy Enstitüleri açıldı. Kentlerden uzak ancak tren yollarına yakın tarıma elverişli 21 bölgede açılan bu okullarda yetiştirilecek öğretmenler, gittikleri yerlerde köylülere hem örgün eğitim verecek, okuma yazma ve temel bilgileri kazandıracak hem de modern ve ilmi tarım tekniklerini öğretecekti.

????????????????????Gerekirse, okulun olmadığı köylerde, köylülerin de yardımıyla okul binalarını yapabilecek donanım kazandırılacaktı ve kazandırıldı. Kitaba deftere dayalı öğretim yerine iş için, iş içinde eğitim ilkesi uygulanacaktı ve uygulandı. Her köy enstitüsünde olduğu gibi, İvriz’inde kendisine ait tarlaları, bağları, arı kovanları, besi hayvanları, atölyeleri vardı. Derslerin %50’lik bölümü temel örgün eğitim konularını içeriyordu. Geri kalanı ise uygulamalı eğitimdi. Yemeğe katılan bütün arkadaşlar sırasıyla kendilerini ve anılarını kısaca aktarırlarken, ben de birden 57 yıl öncesine, 1958 yılına gittim.

İvrizliler BuluşmasıNiğde’nin merkez köylerinden, eski adı Misli olan, Konaklı’dan gelmiştim rahmetli babamla İvriz Köy Enstitüsü’ne… Kaydımız yapıldıktan sonra, yaklaşık 60-70 kişinin yattığını öğrendiğim hangar gibi bir yere tahta bavulumu bıraktıktan sonra, babam benimle vedalaşmış ve Niğde’ye dönmek üzere Ereğli’nin yolunu tutmuştu… Konya Ereğli’sinden yaklaşık 13 km uzaklıkta olan İvriz, bir okul görünümünden çok, modern bir köyü anımsatır hep bana. Oldukça geniş bir arazisi olan İvriz, kupkuru bir dağın eteklerine kurulmuş olmasına rağmen, yeşillendirilmişti ve yeşillendirilmeye devam ediyordu.

İvrizliler BuluşmasıTarım derslerinin uygulama ağırlıklı olduğunu anımsıyorum. Dikeceğimiz fidanların çukurlarını bilimsel veriler doğrultusunda hazırlıyor ve öğretmenimiz tarafından notla değerlendiriliyorduk. Demem o ki, bizim öğrencilik yıllarımızda bilinçli birer çevreci gibi davranıyorduk. Ben bunları düşünürken yanımda oturan Emin Özgan, ‘’Hatırlıyor musun Akıncı?’’ Dedi. Neyi deyince de, ‘’70 kişilik yatakhanelerimizde soba olmadığı gibi, yemekhanemizde de sobamız yoktu.’’ Hatırlamaz mıyım Emin’’ dedim.

????????????????????Yemekhane binamız iki katlı olup, zemin katta mutfak ve yemekhane için gerekli erzak ve eşyalar bulunurdu. Yemekhane bir taraftan da okul idare binasına eklenmiştir. İdarede bulunan nöbetçi öğretmen ve öğrenci arkadaşlar tarafından kolay denetlenebilsin diye. Yemekhanemizde sandalye yerine, yer kaplamaması için olsa gerek, tabureler bulunurdu. Okulumuzda, yanılmıyorsam kadrolu ve maaşlı çalışan 8-10 görevli vardı. Bu nedenle de yemekhanede ve bulaşıkhanede biz öğrenciler servisi ve temizliği yapar, bulaşıkların yıkanmasına yardım ederdik.

İvrizliler BuluşmasıBu nedenle de ortamın çok temiz olduğunu da söyleyemem. Üzerine oturduğumuzda tabureler bazen pantolonumuza yapışırdı. Çaylarımızı karavana olarak tanımlanan kaplardan kepçe ile su bardaklarına alırdık. İkinci bir bardak çay alabilmek şansa kalmış olurdu. Hele dondurucu kış aylarında ilk yıllar çok zorlanmıştık. Geriye dönüp bakıyorum da, avcı ve meyve toplayıcı atalarımızın yaşadığı Paleolitik Çağ koşullarının bir bölümü varmış gibi geliyor İvriz’de… Doğal ortamda yaşadığımız için hastalandığımızı da hatırlamıyorum hiç.

İvrizliler BuluşmasıBiz Emin Özgan ile bunları konuşurken, sınıf arkadaşlarımızdan Hüseyin Kaya sohbetin arasına daldı ve ilk sınıf soba yakma nöbetini anlattı. Doğal olarak, sınıflarda kalorifer tesisatı yoktu bizim dönemimizde. Düşünün, ortaokul birinci sınıf ya da günümüz deyimiyle sekizinci sınıf öğrencisi olan iki kişi her akşam nöbetçi olurdu sırasıyla. Odun ve kömürlüğe giderek, ertesi gün yetecek kadar odun ve kömürün yanı sıra tutuşturmak için çıra da alırlardı.

İvrizliler BuluşmasıNöbetçi olan bu öğrenciler, sabah kahvaltısından önce zorunlu olan etüt saatinden de önce sınıfa giderek sobayı yakarlardı. Ben kendi nöbetlerimden birini anımsadım. Odun ve kömürü bir türlü tutuşturamamıştım. Yanmayan odun ve kömürden çıkan dumanlar sınıfı tilki inine çevirmişti de bütün pencereleri açmak zorunda kalmıştık kış ayazının şiddetli olduğu günde. Yine de hastalanmamıştık bu olay sonrasında. Emin Özgan, Hüseyin Kaya ve ben bunları fısıldaşırken mikrofonun bize geldiğini fark ettik. Önce Hüseyin Kaya mikrofonu alıp, kendini tanıttıktan sonra, aramızdaki sohbetin bir özetini sundu yemekteki arkadaşlara. İvriz anıları sayfalar dolusu, ancak bu günlük yeter diyerek yazımı sonlandırıyor ve yemeğe katılan arkadaşlarla bir araya geleceğimiz sonraki günleri heyecanla bekliyorum.

 

Etiketler: , , , , ,

2014 yılının içinde yayınlarım

WordPress.com istatistik yardımcı elemanları bu blog için bir 2014 yıllık raporu hazırladılar.

İşte bir alıntı:

Louvre Müzesi, yıllık 8.5 milyon ziyaretçi ye sahip. Bu blog, 2014 içinde yaklaşık 120.000 kez görüntülendi. Eğer bu Louvre Müzesi’nde bir sergi olsaydı, bu kadar insanın bunu görmesi yaklaşık 5 gün sürerdi.

Raporun tamamını görmek için buraya tıklayın.

 
Yorum yapın

Yazan: 01 Ocak 2015 in Genel

 

Jardin des Tuileries-Kiremitçiler Parkı Paris

Paris Tuileries Parkı

Paris Tuileries ParkıBu gün sizlere Catherine Medicis’in Paris’e hediyesi olan Tuileries Bahçeleri’nden ya da parkından söz etmek istiyorum. Eskiden kiremit üretim birimlerinin bulunduğu, sonra saray bahçelerine dönüştürülen Tuileries… Fransızcada Tuile, kiremit; Tuileries, kiremitçiler olunca, Jurden Des Tuileries, Kiremitçiler Parkı/Alanı olarak karşımıza çıkıyor. Konkort Meydanı’ndan bahçelere eşimle giriş yaptığımızda, şehrin ortasında karşılaştığımız bu cennet insanda hayranlık duygusu uyandırıyor. Ana girişin sağında bulunan Orangarie  ve solunda bulunan Jeu de Paume müzelerini gezebilseydik başlı başına birer yazı konusu olacaktı. 

Tuileries Parkı (69)

Jardin des Tuileries Paris (Vikipedi’den alıntı)

Jardin des Tuileris olarak bilinen bu bahçelere girdiğimizde sevimli havuzları, havuzlardaki kuşları ve yürüyüş yollarını süsleyen erotik heykelleriyle karşılaştık. Karşımıza çıkan ilk büyük havuzun çevresindeki yeşil sandalyelere oturup manzarayı seyreden, kitap okuyan, dinlenen, sohbet eden insanları görünce biz de aynı şeyi yaptık. Paris’in en büyük yeşil alanlarından birini oluşturan Tuileries Bahçeleri’ni Louvre Sarayı’nın bir eklentisi gibi düşünebilirsiniz. İstanbul’daki Gülhane Parkı’nın Topkapı Sarayı’nın bir uzantısı olduğu gibi… Louvre Müzesi ile Place de la Concorde arasında yer alan,1000 metre uzunluğunda ve 300 metre genişliğinde tasarlanmış.

Paris Tuileries ParkıBu bahçelerin ruhunu kavrayabilmek için Louvre Müzesi ile Tuileries Sarayı ve bahçesinin yaratıcısı olan Fransa Kraliçesi Catherine Medicis’i tanımamız gerekiyor. Michel Zevaco’nun Pardayanlar dizisini izleyenler ya da Alexandre Dumas’nın Kraliçe Margot’unu okuyanlar, 1562-1598 yılları arasında gerçekleşen din savaşlarına ve Fransa tarihinin bu kanlı dönemi konusunda biraz bilgilenmişlerdir. Bu romanlardaki en karanlık figür, Fransa kral naibi ve ana kraliçe Catherine de Medicis’tir. 12. yüzyılda başlayan müthiş bir aile hikâyesinin son noktası olan bu kadın, aynı zamanda Rönesans döneminin karanlık arka cephesini de kişileştirenlerden biridir.

Paris Tuileries ParkıCatherine de Medicis, İtalya’daki en ünlü Medicis ailesinin bir ferdi olarak, 1519 yılında Floransa’da dünyaya geldi. Doğumundan kısa bir süre sonra annesi öldü. Amcası, asıl adı Giulio di Giuliano de Medici  olan Papa VII. Clemens idi. Bu nedenle, annesinin ölümünden sonra, Floransa ve Roma’daki rahibelerce büyütüldü ve eğitildi. Henüz 14 yaşında iken, 1533 yılında, amcası tarafından Orleans Dükü Henry ile evlendirildi. Kocası Henry, babası I. Francois’in ölümü üzerine, 1547 yılında II. Henry adıyla Fransa Kralı oldu. Catherine Medicis de Fransa Kraliçesi unvanını elde etti.

Paris Tuileries Parkı Henry’den 10 çocuk doğuran Catherine, 1559 yılında bir turnuvada kocasının ölmesi üzerine, Fransa’nın yönetimini kral naibi olarak ele geçirmiştir. Önce büyük oğlu Francois, O’nun erken ölümünden sonra da 1560 yılında 10 yaşındaki oğlu IX. Charles Fransa tahtına çıkmıştır. Fransa’nın en karışık döneminde kral naibi olarak iktidarı ele geçirmiştir. Ölünceye kadar da Fransa’nın yönetiminde etkili olmuştur. Sanata yatkın, canlı, dışa dönük ve gözü pek bir kişiliği olan Catherine, kayınpederi Kral I. Francois’in görkemli saray çevresinde benimsenmişti.

Tuileries Parkı (3)

Catherine Medicis -Tuileries Sarayı ve bahçesi (Vikipedi)

Bayındırlık tutkusunu bu çevrede edindi. Aralarında Tuileries Sarayı’nın da bulunduğu pek çok şatonun tasarımını ve yapımını gerçekleştirmiştir. Özellikle, Louvre Sarayı’nın batıya doğru genişlemesini sağlayan eklentiler ve Tuileries Sarayı ve bahçeleri dikkat çekmektedir. Adını İngilizcede kuvvet ve güç anlamına gelen ‘’Lover’’ kelimesinden alan Louvre Sarayı, 13. yüzyıl başlarında, 1204 yılında Fhilippe Auguste tarafından ilk şekliyle inşa ettirilmiş. Saray, 14.yüzyılda kraliyet merkezi olmuştur. 15. yüzyılda Kraliyet merkezi, irili ufaklı yüzlerce şatonun bulunduğu Loire Nehri Vadisi’ne taşındı.

Paris Tuileries Parkı

Fransa’nın bahçesi olarak tanınan bu vadiye taşınan Kraliyet merkezi, Louvre Sarayı’nın bakımsız kalmasına neden oldu. Ayrıca, sarayın batısında, bu günkü Konkort Meydanı’na kadar olan bölgede Paris’in en büyük kiremit üretim birimleri bulunmaktaydı. Kraliçe Catherine, kocası II. Henry’nin ölümünden sonra naipliğini yaptığı oğlu II. Francois ve diğer çocuklarıyla daha güvenli bulduğu Louvre Sarayı bölgesine taşındı. Seine Nehri’nin güney kıyısında ve Louvre Sarayı’nın batısında oldukça büyük bir boş alan vardı. Bölgede bulunan Paris’in en büyük kiremit üretim evleri de boşaltılıp yıkıldı.

Paris Tuileries Parkı

Böylelikle yapılacak yeni bir saray ve bahçeleri için yeterli alan elde edilmiş oldu. 1564 yılında Tuileries Sarayı ve saray bahçelerinin yapımına başlandı. İtalya’daki Rönesans bahçeleri örnek alınarak, Floransalı bir peyzaj mimarı görevlendirildi. 1567 yılında kısıtlı olarak, 1589 yılından sonra halka açıldı. Yaklaşık 100 yıl sonra Kraliyet bahçıvanı  Andre Le Notre tarafından da bu bahçeler yeniden düzenlendi. Vikipedi ve çeşitli sitelerden derlediğim notlarımı bir kez daha gözden geçirdikten sonra, havuz çevresindeki heykelleri fotoğraflamak üzere kalkıyorum. Eşim Serap, ‘’sen fotoğraflarını çek, ben biraz daha bu romantik ortamı solumak istiyorum’’ dedi.

Paris Tuileries ParkıBahçede toplam 106 heykel yer aldığını öğreniyorum.  Ağırlıklı olarak Fransız tarihindeki önemli kadınların heykellerine yer verilmiş. Halka açılan bir saray bahçesi olarak Jardin des Tuileries, devrimin önemli mekânlarından biri oldu. Devrim sonrası yapılan kutlamalar, eğlenceler ve gösteriler için kullanıldı. Saray koleksiyonundan çıkarılan heykeller buraya yerleştirildi. Ayrıca, Katalan asıllı Fransız heykeltıraş, grafiker ve dokuma duvar halısı yapımcısı Aristide Maillol’un, 1944 yılında ölümünden sonra, modeli Dina Vierney’e miras kalan 7 heykeli 1963de Paris’de Jardin des Tuileries bahçelerine dikilmiştir.

Paris Tuileries Parkıİkinci Dünya Savaşı’da Almanlar tarafından cephanelik olarak kullanılmış ve zarar görmüş. Savaştan sonra General Charles de Gaulle tarafından peyzajı yeniden yapılmış, yeni ve modern heykeller eklenmiş. Heykelerin fotoğraf çekimlerini tamamladıktan sonra, eşimle birlikte Louvre Müzesi’ne doğru yürümeye başlıyoruz. Çocuklar için aktivite dolu bir park Tuileries bahçeleri… Bizi Louvre Müzesi’ne götürmekte olan yolun her iki tarafında kafeler, restaurantlar ve eğlen-dinlen mekânları yer almış.Gerek peyzajı, gerek parktaki heykellerin güzelliği, her şey kusursuz bir güzellik sunuyor parkı gezenlere.

Paris Tuileries ParkıLouvre’a doğru ilerledikçe ağaçlık bölgenin dışına çıkıyor ve ikinci bir havuzla karşılaşıyoruz. Orada da yeşil sandalyeler var, oturup biraz dinlendikten sonra devam ediyoruz. Louvre’a yaklaştıkça labirent çalılıklar biçiminde düzenlenmiş bölgeler ve gül bahçeleriyle karşılaşıyoruz. Yürüyüş parkurunun en sonunda karşımıza bir başka zafer takı ‘’Arc de Triomphe du Carrousel’’ çıkıyor. 1806 yılında Napolyon’un emri ile yapımına başlanan takın yapılış amacı Fransız İmparatoru olarak zaferlerini taçlandırmaktır. Napolyon’un ölümünden sonra, 1836 yılında tamamlanmıştır…

Paris Tuileries ParkıLouvre’un avlusundaki bu anıtsal tak üzerinde İstanbul Hipodromu’ndan getirtildiği düşünülen, ”Mahşerin Dört Atlısı” olarak anılan bronz at heykelleri bulunmaktadır. Ben böyle algıladım. Müslümanlara karşı düzenlenen Haçlı seferlerinin maddi ve manevi yönden en büyük destekçisi olan Venedik Cumhuriyeti şövalyeleri, girdiği birçok ülkede değerli olan ne varsa yağmalamışlardır. Bu tür yağmalardan Bizans’ın başkenti olan İstanbul da nasibini almıştır. 1204 yılında yağmalanan İstanbul’da, ele geçirilen bronz at heykellerini ya da kopyalarını Venedik’te, San Marco Kilisesinin terasında görmüştüm.

Paris Tuileries ParkıM.Ö 4.yüzyılda, Yunanistan’da yapıldığı sanılan bu atlar, antik çağdan günümüze sağlam olarak ulaşan ender heykellerdir. İncil’de sözü geçen Mahşerin Dört Atlısından beyaz olan birincisi ”Kral olan İsa’yı temsil eder. Taç takar, yay taşır. Savaşır ve yener.” İkinci at kırmızı olup, ”savaşları temsil eder.” Savaşların habercisidir. Üçüncü at siyah olup, ”kıtlık, açlık, yoksulluk” ile ölüme yakınlığı simgeler. Yeşil olan dördüncü at ”Ölümün soğuk yüzü ve çürümeyi” temsil eder. Ölüm, öldürülme ve vakitsiz ölümlerin olacağını anlatır İncil’deki Vahiy 6. bölümde. Üzerinde Mahşerin Dört Atlısı’nın bulunduğunu varsaydığım Zafer Takı’nın altından geçerek Louvre Müzesi avlusuna giriyoruz…

 

 

Etiketler: , , , , , ,

Place de la Concorde Paris

Konkort Meydanı Paris

Eyfel Kulesi ve ParisParis kentini yaşamak ve anlamak için meydan, cadde ve sokaklarını gezmeyi sürdürüyoruz eşimle… Trocadero Meydanındaki gölet ve anıtsal çeşmelerin yanı sıra Eyfel Kulesi’nin de panoramik fotoğraflarını çektikten sonra Place de la Concorde olarak bilinen Konkort Meydanına gitmek istiyoruz.

Paris FransaParis’in en büyük meydanlarından biri olduğu gibi, batısında Fransızların Av. des Champs-Élysées dedikleri Şanzelize, doğusunda ise Catherine de Medicine’nin Paris’e hediyesi olan Tuilleries Bahçeleri yer alıyor. Mükemmel bir başlangıç noktası…

Paris AnılarıBu mükemmel başlangıç noktasına ulaşmak için, New York Bulvarı üzerinden, Seine Nehri kıyısında yürüyüşümüz başlıyor. Paris bir müzeler ve köprüler cenneti… Daha ilk adımlarda; solda Mona Bismarck Amerikan Center. Sanat ve kültür için Mona Bismarck Amerikan Merkezi…

Seine Nehri ParisGörsel zenginlik sağlayan sergiler, eğitim programları ve etkinlikler aracılığıyla, Amerikan sanat ve kültür çeşitliliği kavratarak, Fransa ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki anlayış ve dostluğu güçlendirmei misyonun üstlenmiş.

Seine Nehri ParisHemen sağda Seine Nehri üzerinde ise 1900 yılında açılışı yapılmış 125 metre uzunluğunda bir yaya köprüsü Passerelle Debilly bulunuyor. İlk İmparatorluk Ordusu Generali Jean Louis Debilly,yi onurlandırmak için 1906 yılında Passerelle Debilly adını almış. İlerlemeye devam ediyoruz.

Seine Nehri Paris-Fransa EnstitüsüBu kez Palais Tokyo, Paris Modern Sanat Müzesi ile  biraz daha ilerde ise sağda, 143 metre uzunluğunda ve 42 metre genişliğinde bir kemer köprü olan Pont Alma kendini gösteriyor. Köprü, Seine Nehrin’deki su seviyesini ölçme aracı olarak da kullanılıyormuş. Su seviyesi beton ayakları aştığında sel baskını uyarısı yapılıyormuş. Pont Alma geçilerek, Pont İnvalides’e doğru yürüyoruz.

Paris Anıları-Simon Bolivarİki köprü arasındaki nehir kıyısı oldukça geniş bir yeşil alan olarak düzenlenmiş. Bisiklet yollarının yanı sıra, yerli ve yabancı konukların dinlenebilecekleri oturma yerleri düzenlenmiş. Seine Nehri Tekne turunun başlangıç noktası olan Bateaux-Mouches da burada bulunuyor.

Paris AnılarıPont İnvalides’i de geçerek, çok beğendiğimiz ve üzerinde onlarca fotoğraf çektiğimiz III. Alexandre Köprüsü’ne ulaşıyoruz. Köprünün kuzeyinde Petit Palais ile Grand Palais yer alırken, güneyinde Les İnvalides yer almakta. Burada biraz mola verdikten sonra yürüyüşümüzü sürdürerek Konkort Meydanı’na ulaşıyoruz.

Konkort Meydanı ParisParis’in de en meşhur meydanıdır Concorde… Şanzelize Bulvarı ile 250 bin metrekarelik Tuileries Bahçeleri arasında kalan bu sekizgen meydan, Fransızca adıyla Place de la Concorde, Bordeaux’ta bulunan Quinconces Meydanı’ndan sonra Fransa’nın en büyük ikinci meydanıdır.

Konkort Meydanı Paris Meydanın dört bir yanına ülkenin önemli geçim kaynağı olan su taşımacılığını/Seine Nehri taşımacılığını simgeleyen altın yaldızlı heykellerin süslediği fıskiyeli çeşmeler bulunmaktadır. Meydanın çevresinde onlarca heykel bulunuyor.

Konkort Meydanı ParisBu heykellerin her biri Fransa’da yer alan şehirleri temsil ediyormuş. Meydanın tam ortasında gösterişli bir obelisk göreceksiniz. Bu obelisk kavalı Mehmet Ali paşa tarafından o dönemin Fransa kralı olan Louis Phillipe’ye armağan edilmiştir.

Konkort Meydanı ParisObselik tam 3200 yıllıktır ve 230 ton ağırlığındadır. Uzunluğu ise 23 metredir. Bu denli büyük olan obeliskin bulunduğu noktaya koyulması 5 yıl sürmüştür. Obeliskin üzerinde yer alan hiyeroglifler ise II. Ramses ile ilgilidir.

Konkort Meydanı Paris16 yaşındayken babası I. Seti, Ramses’i veliahtı olarak seçmiştir. 20’li yaşlarının başında tahta geçen Ramses Mısır’ı M.Ö 1279dan M.Ö 1213e kadar, tam altmış altı yıl yönetmiştir. 99 yaşına kadar yaşadığı rivayetleri bulunmakla birlikte, 89, 90 ya da 92 yaşında öldüğü tahmin edilmektedir.

Konkort Meydanı Paris Kadeş Savaşı’nda ise tanrı Amon’un ilahi gücü ile Hititlerin 43.500 kişilik ordusuna karşı başarı kazandığı söylenir.Obeliskin yan tarafında yer alan gösterişli çeşmeler ve havuzlar ise Vatikan’daki eserlerden esinlenerek yapılmıştır.

Konkort Meydanı Paris Bu iki havuzlardan biri Fransa’da yer alan nehir ve gölleri diğeri ise Fransa’da yer alan denizleri temsil etmektedir. Paris’te yer alan en prestijli oteller de bu meydanda sağlı sollu şekilde konumlanmışlardır. Meydan gün boyunca yerli ve yabancı pek çok turiste ev sahipliği yapmaktadır.

Tuileries BahçeleriKendine has bir kalabalığı olsa da oldukça keyifli ve son derece güzel bir manzaraya sahiptir.Havuzları bir tarafa bırakarak, bizi Louvre Müzesi’ne götürecek olan Tuilleries Bahçelerine giriyoruz. Tuileries Bahçeleri Paris’in en tanınmış yeşil alanlarından birini oluşturur.

Louvre Müzesi dış mekan (24)Louvre Sarayı-Müzesi ile Concorde Meydanı arasındaki geniş yeşil alan Parislilerin özellikle hafta sonu tercih ettikleri dinlenme yerini oluşturur. İtalyan asıllı Kraliçe Catherine de Medici tarafından 1564. yılında ilk temelleri atılmıştır. Bir sonraki  yazı dizisinde Tuilleries Bahçelerini tanı(t)maya çalışacağım…

 

Etiketler: , , , , , , ,

Trocadero Gardens-Eyfel Kulesi-Champ de Mars Paris

Trocadero Gardens-Eyfel Kulesi-Champ de Mars Paris

Trocadero Gardens-Eyfel Kulesi-Champ de Mars Paris

Les İnvalides ParisSeine Nehri üzerindeki en ünlü ve muhteşem köprüsü Pont Alexandre ve güneyindeki Les İnvalides bölgesini gezdikten sonra Eyfel Kulesi’nin bulunduğu bölgeye gitmeye karar verdik eşimle. Amaç, yürüyerek ve yaşayarak Paris’i tanımak… I’Üniversite Caddesi’ni izleyerek, yaklaşık 25 dakikada, Eyfel Kulesi’nin kuzey-doğusuna ulaştık. Panoramik fotoğraflarının çekildiği Champ de Mars’ın merkezine ulaşmam gerekiyordu.

Paris AnılarıChamp de Mars, Paris’in en büyük yeşil alanlarından biri… Bu yeşil alanda binlerce turist ve öğrencinin sere serpe oturduğu ve piknik yaptıklarını okumuştum. Sonbahar mevsimine denk gelmiş olduğumuz gibi, sıkça da yağmur yağmış olmasından ötürü merkezdeki yeşil alanlar korumaya alınmıştı. Yine de koruma alanları dışında oldukça kalabalık gezginciler vardı. Bir bölümü Eyfel Kulesi’nin panoramik fotoğraflarını çekerken, bir bölümü de arkadaşı ya da sevgilisiyle ortamın tadını çıkarıyordu.  

Eyfel Kulesi ve ParisMars Bahçeleri olarak bilinen bu yeşil alan Seine Nehri’nden, Kulenin güney-doğusunda yer alan Ecole Militaire olarak bilinen Askeri Okula kadar uzanmakta ve yaklaşık 200 000 m2 lik bir alana yayılmaktadır. Paris’teki en büyük yeşil alanlarda biri olan Champ De Mars, adını Roma mitolojisindeki Savaş Tanrısı Mars’tan almış. Günümüzde yeşil alan olarak kullanılan Champ de Mars, 16. yüzyılda üzüm ve sebze üretimi yapılan bir bölgeymiş.

Paris Anıları-Champ de Mars18. Yüzyıla gelindiğinde, aynı anda 10 000 askerin birlikte hareket edebilmesi için gereken özelliklere sahip olduğundan, askeri amaçlarla kullanılmaya başlamış. Pek çok eğitim ve hazırlık tatbikatına ev sahipliği yapmış. Bu yeşil alana Antik Roma’nın savaş tanrısı Mars’ın adının verilmiş olmasının nedeni budur. Bugün Champ de Mars, çeşitli bitkilerin, geniş yürüyüş patikalarının bulunduğu, ağaçlarla çevrelenmiş çok büyük bir alandır.

Paris Anıları-Champ de MarsHer yıl, Fransızların Ulusal Günü 14 Temmuz’da,  burada muhteşem havai fişek gösterileri yapılarak kutlanıyormuş. !4 Temmuz’da Champ de Mars inanılmaz kalabalık ve bir o kadar da eğlenceli oluyormuş. Bu tarihlerde oradaysanız kaçırmayın demişti rehberimiz. 1900 yılında düzenlenen Dünya Sergisi’nin de bu alanda kurulmuş olduğunu öğrenmiştik. Yorulmuş olan eşim, Eyfel Kulesi’ini rahatlıkla görebileceği bir banka oturdu.

Paris Anıları-Champ de MarsDiğer banklar üzerinde oturan gençler, sevgililer, aileler etraftan aldıkları ya da yanlarında getirdikleri sandviçleri yiyorlardı. Ben de, Champ de Mars’ın güneyinde, sonlandığı yerde bulunan Ecole Militaire/Askeri Okul’u görmek ve fotoğraflamak için gittim. Napolyon Bonapart da, 1784 yılında bu okula öğrenci olarak girmiş ve topçu teğmeni olarak mezun olmuş… İçine girme olanağı olmayan okulun fotoğraflarını çektikten sonra, kuzeye döndüm.

Paris Anıları-Champ de Mars Bu uzaklıktan Eyfel Kulesi’nin en güzel panoramik fotoğraflarını çekme olanağı bulmuştum. Adını, yapımını üstlenen firma olan Gustave Eiffel’den alan Eyfel Kulesi, yılda 6 milyon turisti ağırlıyormuş. 1887 ile 1889 yılları arasında Gustave Eiffel’in firması tarafından, Fransız Devrimi’nin 100. yıl kutlamaları çerçevesinde düzenlenen Paris Dünya Fuarı’nın giriş kapısı olarak yapılmış.

Eyfel Kulesi ve ParisRehberimizin söylediğine göre; 3.000 işçi 26 ay boyunca 18 038 adet demir parçayı 2,5 milyon perçinle bir araya getirmiş. Hiç bir ölüm vakasının yaşanmamış olması, o günün şartlarında şaşırtıcı bir durum olsa gerek demişti rehberimiz. Eyfel Kulesi 300 m yükseklikte olup, zirvesindeki televizyon vericileri 27 m daha yükseklik kazandırır.

Eyfel Kulesi ve ParisGünümüzde yaygın olarak kullanılan çelik yerine demirden inşa edilmiş. Özel teknikler sayesinde günümüze kadar sağlam olarak gelmiş. Kamuya açık platformlar 57 metre, 115 metre ve 276 metre yükseklikte bulunuyor. Ziyaretçiler, üç asansörle kuzey, batı ve doğu kanatlarından ilk iki platforma ulaşıyor. Biz, Seine Nehri Tekne Turundan sonra grup olarak geldiğimizde, 115 metre yükseklikteki platforma çıkmıştık.

Eyfel Kulesi ve ParisBaşta Seine Nehri olmak üzere, bütün Paris panoramik olarak görüş alanımıza girmişti. Kabeyi tavaf eder gibi, Demir Leydi’nin çevresinde 360 derece dönerek Paris Kenti’ni bir bütün olarak hafızamıza kazımaya çalıştık. Her neyse… Askeri okuldan ayrılarak kuleye, eşimin yanına geliyorum. Eyfel Kulesi’nin altından geçerek kuzeye, nehrin öteki yakasına bakıyoruz.

Paris Anıları-Trocadero MeydanıChaillot bölgesinin merkezi olan Trocadero Meydanı ve meydandaki Palais de Chaillot ya da Chaillot Sarayı görüş alanımıza giriyor. Chaillot olarak bilinen tepenin üzerine inşa edilen bu ilk yapı 1878 Dünya Fuarı için inşa edilmiş. Palais du Trocadero olarak bilinen bu yapı, iki kanat ve iki kule ile büyük bir konser salonuna da sahip. 

Paris Anıları-Trocadero bahçeleriChaillot Sarayı sıra dışı bir mimariye sahip bulunmaktadır. Hem Mağribi hem de Bizans mimarisinin bütün unsurları içeriyor. 1937 yılında Paris Dünya Fuarı ev sahipliğini üstlendiğinde, fuar merkezi olarak Chaillot Sarayı önerilmiş. Bu nedenle yeni bir Palais ya da saray planlanmış. Üç mimar tarafından modernize edilerek, eski sarayın temelleri üzerine kurulan yapı, eskisinden farklı olarak, iki kanatlı geniş bir yay biçiminde tasarlanmış.

Paris Anıları-Trocadero Meydanı Her iki kanadın önünde Apollon ve Herakles’in oldukça büyük heykelleri yer alırken, Fransız şair ve filozof Paul Valery’nin özlü sözleri yapıların duvarlarını süslemektedir. Heykellerin önlerinde yer aldığı kanatlar birbirinden bağımsız kalmış. Öyle ki, bu iki kanat arasından bakıldığında, Eyfel Kulesi ve Mars Bahçeleri’nin en iyi panoramik görüntüsü elde edilebilsin.

Eyfel Kulesi ve ParisGerçekten de Eyfel Kulesinin görülebileceği en güzel yer Trocadero Meydanıdır. Eyfel buradan son derece görkemli ve etkileyici görünür. Özellikle sabahları yeni doğan güneşin puslu havayı parçalayan ışıklarına bulanmış Eyfel’i arkanıza alarak etkileyici resimler çekebilirsiniz demişti rehberimiz. Sabah ayrı bir güzel akşam daha da başka bir güzel Trocadero Bahçeleri ve karşısındaki Eyfel Kulesi…

Paris Anıları-Trocadero bahçeleriGece ışıklandırılmış Eyfel Kulesini Trocadero Meydanı’ndan izlemeden Paris’ten gidilmez diyen rehberimiz Paris Şaheserleri turunda bize bu olanağı sağlamıştı…Bugün, Chaillot Sarayı bir dizi farklı müzelere ev sahipliği yapmaktadır. Güney kanadında ise, Musée de la Marine-Deniz Müzesi ve Musée de l’Homme -Man Müzesi olmak üzere iki müze bulunmaktadır.

Paris AnılarıDeniz Müzesi, Louis XV ait eski eserler ile başlayan bir koleksiyon ile geliştirilmiş deniz temalı bir müzedir. Musée de l’Homme ise, bir etnoloji müzesi olan Natural History Museum’un çeşitli bölümlerinden biridir. İnsanlık tarihinin farklı dönemlerine ait bulguları sergileyen bu müze şu anda restorasyonda olup, 2015 yılı içinde ziyaretçilerini ağırlamaya hazırlanıyor.

Paris AnılarıChaillot Saray kompleksi içinde yer alan bir başka müze de, 2007 yılında açılan Cité de l’mimarisi et du patrimoine ya da Fransız Mimari müzesi de var. Müze, Ortaçağ’’ın içinden Modern Fransız Mimarisi’ni de kapsayacak biçimde eserler sergilemektedir. Vitrinlerinde tüm dönemlerin heykelleri, binaların ölçekli modelleri, mimari elemanların kopyaları ve yaklaşık 20.000 fotoğraf bulunmaktadır.

Eyfel Kulesi ve ParisEski Musée des Monuments Français ya da Fransız Anıtlar Müzesi’nin eserlerini içermektedir… Théâtre National de Chaillot olarak bilinen Fransız Ulusal Tiyatrosu meydanın aşağısında yer almaktadır. 1.200 seyirci koltuğuna sahip olan yapı, Dünya Savaşı sonrasında Paris kültür merkezi oldu ve hala konserler ve tiyatro oyunları için popüler bir yer olarak bilinmektedir. Chaillot Sarayı komleksinin altında CineAqua olarak bilinen bir de akvaryum bulunmaktadır.

Paris AnılarıTrocadero bahçeleriAkvaryumda 10 000 omurgasız balık ve bir köpek balığı bulunmaktadır. Palais de Chaillot’ın terasında, Eyfel Kulesi tarafında, Trocadero bahçeleri bulunmaktadır. Dikdörtgen biçimindeki 10 000 m2 lik bir alana sahip olan Trocadero bahçeleri bir gölet çevresine konuşlandırılmış. Trocadero Bahçeleri’nde bir göletin dışında anıtsal çeşmeler yer alıyor. Geceleri ışıklandırılan gölet ve anıtsal çeşmelere Eyfel Kulesi de eşlik edince muhteşem bir görüntü ortaya çıkıyor.

Paris Anıları-Champ de Mars Meydan Trocadero ismini 1823’te Fransa’ya karşı isyan çıkaran İspanyollar’ı bastıran Fransız ordusunun adından almış. Chaillot bölgesi, 19. yüzyıla kadar bir köy olmasına rağmen İkinci İmparatorluk döneminde Paris’in büyümesiyle şehirle kaynaşmış ve kentin bir parçası olmuş. Günümüzde müze olarak kullanılan bu saray kompleksi, güney tarafındaki taraçalı bahçeleriyle Seine Nehri’ne ulaşıyor.

Paris AnılarıBurada bulunan Trocadero Çeşmeleri’de görülmeye değer anıtsal yapılar bulunuyor. Chaillot meydanındaki anıtlardan biri de Mareşal Ferdinand Foch’un atlı heykelidir. Vikipedi’den edindiğim bilgilere göre, I. Dünya Savaşı sırasında müttefik kuvvetleri kurmaylarındandı. 1918 yılında mareşal oldu ve batıdaki bütün İtilaf Devletleri birliklerinin komutası Rapallo Konferansı’nda ona verildi.

Eyfel Kulesi ve ParisAlmanların büyük Sonbahar Saldırısı’ndan beş gün sonra, 26 Mart 1918’de karşı saldırıya geçerek bozguna uğratmış ve Almanların yenilgisine kadar bu saldırının başında bulunmuştur. Trocadero Meydanındaki gölet ve anıtsal çeşmeler önünde fotoğrafları çekiliyor. Sonra da New York Bulvarı üzerinden, Seine Nehri kıyısında yürüyüşümüz başlıyor. Place de la Concorde ulaşıp, Tuileries Garden olarak bilinen bahçelere ulaşmak istiyoruz…

 

 

Etiketler: , , , , ,

Les İnvalides ve Fransız Askeri Müzesi

III. Alexandre Köprüsü ve Les İnvalides Paris

III. Alexandre Köprüsü ve Les İnvalides Paris

Paris AnılarıSeine Nehri üzerindeki anıtsal ve en güzel köprülerden biri olan III. Alexandre Köprüsü gezilip, fotoğraflar çekildikten sonra köprünün güney ucuna yöneldik. Seine nehri üzerindeki Alexande köprüsü üzerinden bakıyor ve yaklaşık 500 metre uzaklıkta, altın varaklı kubbesi ile Les İnvalides’i görüyoruz. Bu ihtişamlı yapının orta kısmında, altın varaklı kubbesi altında yatan, Napolyon Bonapart’ın anıt mezarının bulunmakta olduğunu öğrenmiştik. 

Paris AnılarıLes Invalides ya da Hotel national des Invalides… Paris’te bulunan, içinde pek çok farklı yapı barındıran, büyük ölçüde Fransa’nın askeri tarihiyle ilintili olan bir anıtsal yapılar topluluğudur. 24 Şubat 1670 tarihinde, XIV. Louis’nin emriyle yapılmasına karar verilmiş. Monarşinin savunması için canını verenlerin onuruna ve XIV. Louis döneminde gazi olan, kanlarını akıtan askerlerin kalan günlerini sükûnet ve rahatlıkla geçirebilmeleri amacıyla inşa edilmiştir.

Paris AnılarıGünümüzde de gazileri ağırlamaya devam etmektedir. Anıt, askeri nekropol ve çok sayıda müze dâhil olmak üzere, pek çok yapıya ev sahipliği yapmaktadır. IV. Henry ile III. Henry’nin bir projesi olan Les Invalides 14. Louis tarafından, 1670 yılında hayata geçirildi.  XIV. Louis tarafından da, gelecek kuşakları bilgilendirme amaçlı, bir tanıtım yazısı yazdırıldı.

Les İnvalides Paris Bu tanıtım yazısında ‘’ , ‘’Monarşinin savunması için canını veren ve kanlarını akıtan insanlar, kalan günlerini sükûnet ve rahatlıkla geçirebilmesi için diye’’ Diye yazmaktadır. Anıtsal yapılar topluluğu olan Hotel national des Invalides;  bir Kilise, bir üniforma yapım evi, bir basımevi, yaşlı askerler için bir misafirhane ya da bugünkü adıyla huzurevi ve bir askeri hastane barındırmaktadır.

Paris Anıları15 Temmuz 1804 tarihinde, Les Invalides kilisesinde şatafatlı bir resmi tören düzenlenmiştir. Bu törende Napolyon Bonapart Legion D’Honneur Nişanını yetenekli subaylara ilk kez vermiştir. Les Invalides yapılar topluluğuna,1872 yılında topçuluk müzesi ve 1896 yılında tarihi ordu müzesi olmak üzere iki müze daha eklenmiştir. Bu iki müze 1905 yılında birleştirilerek, ‘’Musée de l’armée’’ ya da Askeriye Müzesi olmuştur.  

Paris AnılarıMusee de L’Armee büyük bir askeri bir müzedir. Orta Çağ’dan İkinci Dünya Savaşına kadar askeri üniformalar, silahlar, araç gereçler burada görülebilir. Ayrıca burada Türkiye, Çin, Japonya ve Hindistan gibi yerlerden getirilen parçalar da mevcuttur. Fransızların ünlü İmparatoru Napoleon’un mezarı Askeri Müze’nin içindeki Saint-Louis-des-Invalides Katedrali’nde bulunuyor.

Paris AnılarıNapolyon Bonapart 1821’de, 51 yaşında, St.Helena adasında öldüğünde Geranium vadisine gömülmüş, 1840′ a kadar burada yatmış. Daha sonra 1840 yılında Louis Philippe’nin talimatı ile Paris’e getirilmiş, resmi bir cenaze töreni düzenlenmiş ve St.Jerome’s şapeline gömülmüş. 1861’de Les İnvalides’teki mezar tamamlanınca buraya taşınmış.  Müzenin avlusuna girdiğinizde gözünüze ilk çarpan şey karşı balkondan size doğru bakan Napoléon’un dev heykeli oluyor.

Paris Anıları-Les İnvalides Müzenin Seine Nehri’ne bakan ön yüzü 196 metre uzunluğundadır. 15 kadar avlusu olan yapının bu kısımları askeri geçitler için kullanılmaktaydı. Robert de Cotte tarafından tasarlanan 500 metre uzunluğundaki bir meydan Les Invalides’i Sen Nehrinden ayırır. Paris’in en görkemli müzelerinden biri olan Invalides – Musée de l’Armée  ya da Fransız Askeri Müzesi, görkemli Invalides binası ve Napoléon’un mezarının da yer aldığı yedi farklı bölümden oluşan çok kapsamlı bir savaş tarihi müzesi…

?????????????Diğer pek çok Paris müzesinde olduğu gibi bu müze de, bırakın içindeki birbirinden değerli sergi objesini, başlı başına binayı gezip görmek için bile ziyaret edilmeye değer muhteşem bir yapı. Yapının içine girmeseniz bile o muhteşem altın yaldızlı kubbeleri yakından inceleyin ve parkında oturup soluklanın demişti rehberimiz.1676 yılında Les Invalides yapısına istek üzerine Saint Louis Kilisesi eklenmiştir.

Paris Anıları-Les İnvalidesHotel des Invalides’in mimarı olan Jules Hardouin Mansart tarafından inşa edilmiştir. Bu kilise Dome des Invalides olarak bilinen şapele bağlıdır. Çok sayıda ünlü Fransız askerinin ve Napolyon Bonapart’ın mezarı da burada bulunuyor. Les Invalides’in bahçesindeki topların namluları Élysée Sarayı’na doğru yönlendirilmiş. Bunun sembolik anlamı Fransa’da halkın egemenliğinin bulunduğu ve her zaman silahları tekrar ele geçirebileceklerinin Élysée Sarayı’ndakilere uyarısıymış. Zaman kısıtlaması nedeniyle Askeri Müzeyi gezemedik. Saint Dominique Caddesi’ni izleyerek, Eyfel Kulesi’nin panoramik fotoğraflarının çekildiği Champ de Mars’a gitmek üzere yollara döküldük…

 

Etiketler: , , , , , , ,

Seine Nehri ve III. Alexandre Köprüsü

III. Alexandre Köprüsü

III. Alexandre Köprüsü

Seine Nehri Paris-III. Alexandre KöprüsüDünyada en çok ziyaret edilen ve bir marka olan Paris, düz bir ovanın ortasından kıvrılarak geçen bir akarsuyun, Seine Nehri’nin içine ve çevresine kurulmuş bir kenttir. Notre Dame Katedrali’nin üzerinde bulunduğu ada İle de la Cite ya da Şehir Adası Paris’in atası olarak biliniyor. Nehrin ortasında kalan Şehir adası düşmanlara karşı korunması kolay bir ada olduğundan, Paris’in doğum yeri olmuş.

Paris Anıları-III. Alexandre KöprüsüKeltler’in nehir üzerindeki küçük bir adaya kurduğu bu kale zamanla dünyanın kültür ve sanat merkezine dönüşmüş. Paris’in ortasından kıvrılarak akan nehrin adının Seine (sen) olduğunu, Paris’e gitmesek de, hepimiz biliyoruzdur sanırım. Paris panoramik turunda rehberimizin verdiği bilgiye göre, Paris’in resmi armasında Latince “Fluctuat nec mergitur” yazar. Sallanır ama batmaz anlamına gelir.

Seine Nehri Paris-III. Alexandre KöprüsüBelki de bu yüzden Paris’i anlatmaya Seine nehri ile başlamak en doğru yol olacaktır. Fransa’nın batısında 446 metre gibi çok yüksek sayılmayacak bir yerden doğup 777 Km kat ettikten sonra Manş Denizine kavuşur.  Seine Nehri, kolları ile beraber, yaklaşık 80000 km2 lik bir bölgeyi sulamaktadır. Sulanan bu bölge de Fransa nüfusunun yüzde otuzu yaşar. Fransız ekonomisinin yüzde ellisinden fazlasını bu bölge tek başına üretir.

Paris Anıları-Les İnvalidesParis’in doğusundan batısındaki Manş Denizi’ne doğru akan nehir sehri iki yakaya ayırır. Nehrin akış yönünde baktığınızda; sağ tarafınızda kentin kuzeyi, sol tarafınızda ise güneyi yer alır. Bu nedenle nehrin kuzeyine Sağ Yaka, güneyine ise Sol Yaka denir. Sağ Yaka daha canlı ve ticari, Sol Yaka ise içerisinde daha nezih muhitler barındırır. Sakindir ve entelektüel hayatı daha yoğundur.

Seine Nehri Paris-Şehir Adası Seine Nehri Paris’i boydan boya kıvrılarak geçerken üç adet adacık oluşturmaktadır. Bunlardan ikisi Paris’in tam merkezinde ve yerleşime açık adacıklardır. Paris’in tam ortasındaki bu adacıklardan batıya bakanı üzerinde Notre-Dame Katedrali gibi birçok tarihi yapıyı barındırır. Paris’in tarihi merkezi de diyebileceğimiz ve dilimize ancak Şehir Adası diye çevirebileceğimiz “ile de la Cite” ile doğusunda kalan  “Saint-Louis” Adasıdır.

?????????????Ben, bu yazı dizisinde, nehrin Paris içindeki kısmından ve üzerindeki muhteşem köprülerinden söz etmek istiyorum. Champs-Elysees  ya da Şanzelize Bulvarı’ndan Grand Palais ve Petit Palais yönüne saptığınızda Pont Alexandre III olarak bilinen Alexandra III Köprüsü’ne ulaşırsınız.  Bu köprüden karşıya geçtiğinizde de karşınıza Les Invalides çıkar.

Paris Anıları-III. Alexandre KöprüsüEşimle ben, önce Büyük Saray ve Küçük saray olarak bilinen müzeleri tanımaya ve fotoğraflamaya çalıştık. Sonrasında Alexandre III Köprüsü’ne geldik. Champs-Elysees ve Les Invalides bölgelerini birbirine bağlayan köprü üzerinde ilk dikkati çeken ve hayranlık uyandıran şey peyzajı ve altın sarısı heykelleridir, Her iki girişinde, sağlı sollu bulunan, 17 metrelik dört kaide üzerindeki altın sarısı heykelleri ile harika bir görüntü oluşturuyor.

Paris Anıları-III. Alexandre Köprüsü Seine Nehri üzerindeki irili ufaklı 37 köprüden en görkemlisi ve en güzeli olan Pont Alexandre III/Üçüncü Alexandre Köprüsü 1900 yılında inşa edilmiş eşsiz bir sanat eseri… Art Nouveau tarzında yapılmış lambaları, melekleri, kanatlı atlarlardan oluşan süsleriyle Paris‘in en güzel köprüsü. 1896 ile 1900 yılları arasında Paris Evrensel sergi için açılmış. 1892 Yılında oluşturulan Fransa-Rusya birliğinin ardından 1896’da inşaatına başlanan köprü, dönemin Rus Çarı II. Nicholas’nın babası Çar III. Alexandre’ın adını taşıyor.

Paris Anıları-III. Alexandre KöprüsüTek kemerli köprünün yol kenarında sıralanan süslemeleri köprünün estetiğine ayrı bir hava katmaktadır. Köprünün tam ortasında, her iki tarafta bulunan heykellerden biri Seine Nehri’ndeki, diğeri de St. Petersburg’taki Neva Nehri’ndeki sirenleri temsil ediyormuş… 107 metrelik uzunluğu, 40 metrelik genişliği ile Seine Nehri’nin en güzel anıtsal yapısı olan bu köprüye baktıkça insanın hayranlığı bir kat daha artıyor.

Paris Anıları-III. Alexandre Köprüsü“Neden İstanbul’da, özellikle Haliç’te, bu tarz ya da yerel zevki yansıtan estetik bir köprü geçişi düşünülmemiş, vaktiyle yapılanlarsa neden korunmamış” diye iç geçiriyor haliyle… Seine Nehri üzerinde 6 metre yüksekliğinde tek aralıklı çelik bir kemerden oluşun bu köprü yapılırken Şanzelize‘nin manzarasını kapatmaması için büyük titizlik gösterilmiş. Bu titizlik sayesinde köprü üzerinden muhteşem manzaralar izlenebiliyor.  Paris’e yolunuz düşerse, III. Alexandre Köprüsü ile iki tarafında yer alan bölgeleri görmenizi öneririm…

 

Etiketler: , , , ,

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 315 takipçiye katılın