RSS

Anadolukavağı-Boğaziçi’ndeki Kutsal Kapı

Anadolukavağı İstanbul

Anadolukavağı İstanbulİstanbul Boğazı’nın Anadolu yakasında,  Anadolufeneri ve Anadolukavağı olmak üzere, görmediğim iki yerleşim yeri kalmıştı. İzmir’den gelen aile dostumuz Hülya’yı da gezdirme bahanesiyle, önce, Boğaziçinin kuzey ucundaki saklı cennet olarak tanımladığım Anadolufeneri Köyü’nü ziyaret ediyoruz. Görülmesi gerekenlerin fotoğraflarını çekip, Boğaziçi ve Karadeniz’in muhteşem manzaralarını seyrettikten sonra, Antik Hieron ya da Kutsal Kapı olarak da tanımlanan Anadolukavağı’na gitmek üzere yola koyuluyoruz.

Anadolukavağı İstanbulAnadolufeneri yolunda yaklaşık yedi kilometre yol aldıktan sonra, Yoros Kalesi levhasını görüyor ve bizi Anadolukavağı’na götürecek olan Tuna Caddesi’ne giriyoruz. Tuna Caddesi bir orman yolu olup, oldukça bozuk görünüyor. Ancak, iki tarafımızdaki ormanlar muhteşem. Arabamızı dikkatli kullanarak, yaklaşık dört kilometre sonra Yoros Kalesi uzaktan görünüyor. Sağ tarafımızda da Boğaziçi ve üçüncü köprü ayakları görüş ufkumuza girmiş durumda. Arabamızı uygun bir yere park ederek, bu muhteşem manzarayı arkamıza alarak fotoğraflarımızı çekiyoruz.


Anadolukavağı İstanbul Kendimizi fotoğraflarla ölümsüzleştirdikten sonra yolumuza devam ediyoruz. Tuna Caddesi ile Yonca Çıkmazı kavşağında durarak, Boğaziçi’nin en güzel panoramik fotoğraflarını çekme olanağı buluyoruz. Bir film ya da dizi ekibi de sanatçılarıyla buradaydı. Boğaziçi’ni fon olarak kullanıp, çekimlerini yapıyorlardı. Tepede biraz ilerleyince, bütün görkemiyle Yoros Kalesi’ni görüyoruz. Eteklerinde Yoros Kafesi ile karşısında Çam Vadisi Mesire Alanı yer alıyordu. Yoros Kalesi ve çevresinin tarihçesine baktığımızda oldukça ilginç bilgilere ulaşıyoruz.

Anadolukavağı İstanbul

Tarih boyunca İstanbul Boğazı, Karadeniz ve Ege denizi arasındaki temel geçiş noktası olduğundan dolayı ticari ve stratejik anlamda çok önemli bir bölge olmuştur. Tam da bu nedenle boğaz kıyılarında birçok kale ve savunma noktası inşa edilmiştir. Bunlar arasında en göze çarpanı Yoros Kalesi’dir. Yoros Kalesi ve çevresinden,  Cholchis yolu üzerinde bulunan Jason ve Argonauts tapınağı olarak adlandıran yerlerden ilk kez, antik tarihçi Herodot söz etmektedir.  Dahası, birçok Yunan ve Roma kaynaklarında, buradan “Hieron”, yani kutsal mekân olarak bahsedilmektedir.

Anadolukavağı İstanbul12 Tanrı ya da Zeus Ourios/İyi Rüzgârlar sunağını da içeren büyük bir tapınak Antik dönemde tapınma noktası olarak hizmet vermiştir. Hieron, buraya giriş ya da çıkış yapan denizciler için bir tapınma, Karadeniz’e açılan bir kapı konumundaydı. Dahası bu kale tüm Karadeniz seyir çizelgelerinin ölçüt aldığı bir nokta olmuştur. Korsanlara, fırtınalara, boğaz rüzgârlarına karşı hayati bir korunak olarak hayati öneme sahipti. Erken Bizans döneminde, İmparator Jüstinyen kaleye bir özel bir ücret ve bir vergi memuru atamıştır.

Anadolukavağı İstanbul

Ayrıca Orta Bizans Döneminde daha büyük bir duvarla sağlamlaştırılmış ve kuzey bölgesini kontrol etmek için kullanılmıştır.Bizanslılar, Cenevizliler ve Osmanlılar bu stratejik öneme sahip kaleyi almak için dolayı sürekli savaşmışlardır. 1352’deki deniz muharebesinin ardından boğazdaki ticari gemi geçişlerini kontrol etmek ve başkente saldırılmasını engellemek amacıyla kaleye Ceneviz askeri ve ticari birlikleri getirilmiştir. Yaklaşık yarım yüzyıllık Ceneviz idaresi bu kaleye Ceneviz Kalesi adının verilmesine neden olmuştur.

Anadolukavağı İstanbulYoros kalesi Venedik ve Cenevizlilerin kolonileşme döneminde hayati öneme sahipti ve altın çağında bugünkünden iki kat daha büyük alana sahip olduğundan Boğaz kıyısındaki en geniş kaleydi.yüzyılın sonlarından itibaren kale, Osmanlılar tarafından ele geçirilmiş ve Fatih Sultan Mehmet’in 1453’teki İstanbul fethinde önemli bir karargâh olan Anadolu Hisarı’nın yapımında üs olarak kullanılmıştır. Bu tarihten sonra İstanbul’un savunulmasında hayati öneme sahip bir nokta haline gelen kalenin Cenevizliler tarafından kullanılması yasaklanmıştır.  15. ve 17. yüzyıllarda kale birçok kez restore edilmiştir.

Anadolukavağı İstanbulSultan II. Beyazıt (1481 – 1512) döneminde kaleye bir cami, hamam ile askerler ve aileleri için farklı mekânlar dâhil edilmiştir.  Birçok Batılı ve Türk gezgin ve coğrafyacı Yoros Kalesi’nden bahsetmiş ve stratejik önemini vurgulamıştır. Yoros kafe ile Çam Vadisi Mesire Alanını geçerek Anadolukavağı’na giriş yapıyoruz. Yolları dar olduğu gibi, oldukça kalabalık bir taşıt trafiği de var. Arabamızı park edecek bir yer ararken, bir otoparka rastlıyoruz ve 10 TL karşılığında arabamızı bırakıyoruz.

Anadolukavağı İstanbul


Turistik bir balıkçı kasabası olmasıyla öne çıkmış olan Anadolukavağı, yeşil ve mavinin bütün tonlarının
buluştuğu Boğaziçinin en güzel bulunduğu yerlerden biri. Daha önceleri köy olan Anadolukavağı, Büyükşehir belediyeleri yasa tasarısı ile birlikte Beykoz ilçesinin mahallelerinden biri konumuna gelmiştir. Anadolukavağı’nın kuzeydoğusunda,Boğaziçi ile Karadeniz’in bağlantı noktasına hâkim bir noktada konumlanan, Doğu Roma döneminden kalma Yoros Kalesi, yöre turizminin ana dayanağı olarak biliniyor.

Anadolukavağı İstanbulDiğer taraftan, Suyu ve inciri ile meşhur olan Anadolukavağı, “şifalı” olarak nitelenen birçok güzel su kaynağına ev sahipliği yapmaktadır. Anadolukavağı denince, camileri ve çeşmeleri yanında, meşhur balıkçı restoranlarına da değinmek gerekir. Bu turistik öğeleri sayesinde, özellikle yaz aylarında,  nüfusunun 4-5 katı konuğu ağırlayabilmektedir. Yerli turistler daha çok karayoluyla gitmeyi tercih ederken, yabancı turistler de şehir hatlarının gezi vapuruyla gitmeyi tercih etmektedirler. Karayolu ulaşımı, Kavacık’tan kalkan 15A hat numaralı belediye otobüsleriyle sağlanmaktadır.

Anadolukavağı İstanbul15A hat numaralı bu toplu taşım araçları, Kanlıca-Çubuklu-Paşabahçe-Beykoz güzergâhından Anadolukavağı’na ulaşmaktadırlar. İstanbul’un Rumeli yakasında oturanların tercihi ise şehir hatları vapurlarıdır. Sarıyer’den kalkan şehir hatları motorlarıyla da Anadolukavağı’na gidilebilir. Bunun dışında yörenin turistik öneminden ötürü, 15 Eylül – 15 Nisan tarihleri arasında, her gün bir kez, 15 Nisan – 15 Eylül arasında ise hafta içinde iki kez, yaz sezonunda hafta sonlarında günde üç kez olmak üzere Eminönü’nden kalkan Özel Gezi seferleri de düzenlenmektedir. Ayrıca yaz sezonu boyunca, cumartesi günleri Bostancı’dan kalkan vapurlarla, Mehtap gezileri düzenlenmektedir. Mehtap Gezileri canlı müzik eşliğinde yapılmakta olup; saat 20.00 ‘de Anadolu Kavağı’na ulaşıp, 22.00’de geri dönülmektedir. 

 

Etiketler: , , ,

Anadolufeneri-İstanbul Boğazının kuzey ucundaki Saklı Cennet

Anadolufeneri İstanbul

Anadolufeneri İstanbulİstanbul Boğazı’nın Anadolu yakasında görmediğim iki yerleşim yeri kalmıştı. Poyrazköy’ü görmüş ve gezmiştim de kuzeyindeki Anadolufeneri ile güneyindeki Anadolukavağı’nı görmemiştim. İzmir’de yaşamakta olan 35 yıllık aile dostumuz Hülya bizi ziyarete gelince;eşim Serap Akıncı, Hülya ve ben, başta Anadolufeneri olmak üzere Poyrazköy ile Anadolukavağı’nı birlikte görmek istedik. Eyüp İlçesi’nin merkez mahallesi olan Göktürk’ten harekete geçtik. Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nü geçtikten sonra, yeni Riva yolu ile Yeni Anadolufeneri yolunu izleyerek, Boğaziçi’nin Anadolu yakasındaki son yerleşim yeri olan köye ulaştık.

Anadolufeneri İstanbulİstanbul Boğazı”nın Anadolu yakasındaki son yerleşim noktası Anadolufeneri Köyüdür. Bazıları modern yapılar olan villa tipi evlerle çevrili dar bir  yolun sonunda  bizi ilginç mimarisi ile köyün camisi ve hemen sağında köye adını veren  tarihi deniz feneri karşıladı.  Rumelifeneri sahilinden ya da köyün yalı diye adlandırılan sahilinden bakıldığında, cami minaresi ile fener bitişikmiş gibi gözükmekte ve ilginç bir manzara oluşturmaktadır. Köyün camisi 1800 lü yıllarda yapılmış. İstanbul”un en güzel camilerinin başında geldiğini söyledi caminin bitişiğinde boncuklu elişi ürünler satan beyefendi.

Anadolufeneri İstanbulCaminin seyir balkonu muhteşem bir manzara ve görsel bir şölen sunuyor bize. Anadolufeneri Köyüne gelen herkesin ilk ziyaret ettiği ilk yerlerden biriymiş caminin seyir balkonu. Yüksek bir tepenin üzerine kurulu köyün denize en sıfır noktasındaki bu caminin seyir terası, köyün balıkçı barınaklarının bulunduğu koya tepeden kuşbakışı bir konumla bakıyor.  Mevsimine göre, izleyenlere eşsiz bir manzara sunuyor. Yazın denize girenler ve teknelerine yeni sezon hazırlığı yapan balıkçılar kışın ise hırçın denizin dalgaları izlemeye doyulmayan bir manzara oluşturuyor. 

Anadolufeneri İstanbul

Biz, kıyıdaki teknelerle, güneşin koyda oluşturduğu yakamozları seyretmekle yetindik. Seyir terasından çıkarak, köyü panoramik olarak algılamaya çalışıyorum. Şirin, güzel, sakin, kendi halinde hemen herkesin birbiriyle akraba olduğu, içinde dolaşırken İstanbul”da olduğunuzu bir anda unutuverdiğiniz küçük bir balıkçı köyü. Sokaklarında çocukların özgürce oynayabildiği, hala güzel komşuluk ilişkilerinin kaybolmadığı bu köyde herkes birbirini tanıyor. İnsanların birbirleriyle karşılaştığı zaman selamlaştığı,  hal hatır sorduğu, yardımlaştığı, bir görenin bir daha görmek istediği bir köy Anadolufeneri.

Anadolufeneri İstanbulKöye gelen ziyaretçilerin yemek yiyebilecekleri  çeşitli balık lokantaları var. Köyün girişinde ise büyük piknik alanı olarak da hizmet veren piknik bahçeleri bulunuyor. Buralarda her çeşit yemeği, odun ateşiyle yanan semaverlerde demlenmiş çayı güler yüzlü bir hizmet eşliğinde yiyip içme olanağı var. Biz Poyrazköy’de, kıyı lokantalarından birinde balık yemek istediğimizden, gezmeyi ve fotoğraf çekmeyi öncelikler arasına aldık. Caminin sağ tarafındaki Anadolufeneri bahçesine demirden bir merdivenle çıkıyoruz.

Anadolufeneri İstanbul

Bir kaç yıl önce deniz fenerinin  bahçesi düzenlenerek halkın ziyaretine açılmış. Konuklarının oturup, İstanbul Boğazı ile Karadeniz’in kucaklaştığı noktadan  manzarayı, gemileri, balıkçı teknelerini, eğer o gün şanslıysanız, yunusların dansını seyir imkânı sunuyor. Çok beğendik ve banklardan birine oturarak; İstanbul Boğazı’nın bitim noktasını, karşı kıyıda yer alan Rumelifeneri ve Karadeniz’i seyrettik. Gözümüzü güneybatıya çevirdiğimizde ise üçüncü Boğaz Köprüsü’nün yükselen ayakları görüş alanımıza girmişti.

 

Anadolu Feneri

Anadolufeneri İstanbulİstanbul’un Asya yakasında İstanbul Boğazının Karadeniz’le birleştiği kuzey ucunda Yon (Hrom) Burnu üzerinde bulunan deniz feneridir. Karşısındaki Rumelifeneri’nden 2 deniz mili ya da 3704 metre uzaktadır. Fenerin bulunduğu köy de aynı isimle, Anadolufeneri olarak adlandırılmıştır. Anadolu Feneri,  Kırım Savaşı sırasında, Fransız ve İngiliz gemilerinin Boğaz’ın ve Karadeniz’in girişlerini görebilmeleri için 1834 yılında yapılmasına karar verilmiştir. 15 Mayıs 1856 yılında Fransız  tarafından, karşı sahildeki Rumelifeneri ile beraber kule kısmı yapılarak işletilmeye başlanmıştır.

Anadolufeneri İstanbulHer iki Fener  de, 1933 yılında, Fransızlara verilen 100 yıllık işletme imtiyazı iptal edilmiş ve tamamen Türkiye Cumhuriyeti yönetimine geçmiştir. Fenerler, kuruldukları yıllarda fitilli gazyağı lambası ile çalışırken, daha sonraları gazlı sistem ile çalıştırılmıştır. Şu anda 1 000 watlık elektrik ampulü kullanılmaktadır.  Işığın kaynağını kuvvetlendirmek için, odak uzaklığı 50 cm olan 4 adet katadioptrik panel kullanılmaktadır. Paneller bilye üzerinde dönebilmektedir. Panellerin döndürülmesi için kurmalı devir makinesi kullanılırken, 2005 yılında elektrikli tahrik sistemine geçilmiştir.

Anadolufeneri İstanbulElektrik kesintilerine önlem olarak, bütangaz ile destekli, kurmalı sistem yedekte tutulmaktadır. İlk günkü gibi korunan ve açık havalarda 16 deniz mili açıklığı görebilen fener, İstanbul’un Karadeniz’e açılan kapılarından birinde Karadeniz’den gelip Boğaz’a girecek gemilere rehberlik etmektedir. Beyaz taştan yapılmış fenerin boyu 20 metredir. Yalnızca Beykoz’a dönük yüzünün dar kısmı karanlıkta kalır. Anadolufeneri orijinal halini koruyan nadir fenerlerden biridir.  Fenerin kristalini döndüren motor ve ampul sonradan eklenmiş. Denizden 75 metre yükseklikteki fener, saniyede bir beyaz ışık veriyormuş.

 

Etiketler: , , , ,

Poyrazköy-İstanbul Boğazı’nın Kuzeyindeki Saklı Cennet

Poyrazköy Beykoz İstanbul

 

Poyrazköy Beykoz İstanbulİstanbul Boğazı’na yapılmakta olan üçüncü köprü ayaklarının yapılacağı yerler ve çevreye vereceği zararlar tartışılırken güncellendi Garipçe ve Poyrazköy. Bu güncelleme nedeniyle, geçtiğimiz günlerde Garipçe Köyü’nü ziyaret etmiş ve bir tanıtım yazısı da yayınlamıştım.

Poyrazköy Beykoz İstanbulRumelikavağı ile Rumelifeneri arasında bulunan Garipçe’nin tam karşısında, Boğaziçi’nin Anadolu yakasında bulunan Poyrazköy’ünü görmesem olmazdı. Görmek istediğim bu şirin ve turistik köye ulaşmak için, yaz aylarında iseniz, hem Boğaziçi ulaşım araçlarından hem de karayolundan yararlanmak mümkün görünüyor.

Poyrazköy Beykoz İstanbulBoğaziçi ile ulaşmak için, sadece yaz aylarında işletmeye açılan, Sarıyer’den kalkan vapurlar kullanılabilir. Yaz aylarında Poyrazköy Plajı’na gidenler, genelde bu suyolunu tercih ederler. Karayolu ulaşımı sadece Beykoz üzerinden yapılmaktadır. Benim için oldukça uzun, yorucu ve sinir bozucu bir yolculuk oldu ama değdi doğrusu.

Poyrazköy Beykoz İstanbulGöktürk’ten Mecidiyeköy-Beşiktaş-Üsküdar-Beykoz rotasını izledim. Beykoz’da tekrar aktarma yaptım. Kavacık’tan kalkan 135 numaralı otobüsle Poyrazköy’e ulaştım. Toplu taşıma araçlarını kullandığım bu yolculukta harcadığım zaman üçbuçuk saate yaklaştı. Köye ulaşım her 15 dakikada 135 Kavacık Beykoz hattından özel halk otobüsleri ve belediye otobüsleriyle sağlanıyormuş. Sonradan öğrendim.

Poyrazköy Beykoz İstanbulPoyrazköy’ün Beykoz bağlantısı, 1958 yılına kadar, deniz yoluyla balıkçı tekneleriyle yapılmış. Beykoz Anadolu Fener köyüne yol 1941 yıllarında kazma ve küreklerle insan gücüyle yapılmış. 1958 yılında ise Poyrazköy’den bu yola bağlantı yapılarak köy halkının ilçeyle bağlantısı sağlanmış. Kavacık’tan gelen 135 numaralı toplu taşım aracı Beykoz’u geçip, Riva Caddesi üzerinden Sırmakeş Caddesi’ne, sonra da Anadolufeneri Köyü yoluna giriyor. 

Poyrazköy Beykoz İstanbulYeşillikler içindeki yolu izleyen aracımız, Garipçe yolunda olduğu gibi, Beykoz sırtlarına tırmanmaya başlıyor. Manzaranın muhteşem olduğu bu yolun da her iki yanı ve gözlerinizin uzanabildiği yamaçları çam ağaçları ile kaplı. Çam kokusu bizi kendimizden geçiriyor. Toplu taşım araçlarının avantajlarından biri de çevreyi rahatlıkla seyredebilme olanağı sunması oluyor.

Poyrazköy Beykoz İstanbul Bir ara gözüm Yaros Kalesi levhasına ilişiyor. Bir başka zaman Yaros Kalesi’ne gitmeyi akıl defterime yazarak, çevreyi izlemeyi sürdürüyorum. Sonradan Anadolufeneri yoluna bağlanan Poyrazköy yoluna giriyoruz. Beykoz sırtlarının en tepesine çıkmış olmalıyız ki, Poyrazköy’e doğru, kıvrılarak ve sıkça frenleyerek inmeye başlıyoruz.

Poyrazköy Beykoz İstanbul15-20 dakika sonra, bir dönemeci döndüğümüzde, bütün güzelliği ile panoramik olarak Poyrazköy ve 3. köprü ayakları görünüyor. Otobüsten inmenin tam zamanı diye düşünüyorum ama otobüs durmuyor. Tam köyün girişinde, Karaağaç Yolu civarındaki durakta otobüsten inerek, tepelere doğru geri dönüyorum. Plaj Caddesi ile İncirlik Sokak kavşağına tırmanıyorum.

Poyrazköy Beykoz İstanbulBu bölge panoramik fotoğraflar için en iyi çekim noktalarını oluşturuyor. Bir hayli fotoğraf çektikten sonra, Plaj Caddesi’ni izleyerek köye giriyor ve İETT Dere Mahallesi durağına ulaşıyorum. Sol tarafımda ince sarı kumu olan oldukça uzun bir plaj görüyorum. Durgun, berrak, masmavi suları ve sarı ince kumlarının oluşturduğu kumsalıyla bir cennet bahçesini andırıyor. Fotoğrafların çekiyorum.

Poyrazköy Beykoz İstanbulBen de fotoğraf karelerinde yerimi almak için özçekim/selfie yaparken, Rıdvan ve Özkan adlarında iki genç arkadaşla tanışıyorum. Bana yardımcı oluyorlar. Mendirek yolunu izleyerek limana ve balıkçı barınağına ulaşabileceğimi söylüyorlar. Ben de onları fotoğraf karelerime alıyor ve teşekkür ederek ayrılıyorum.

Poyrazköy Beykoz İstanbul Biraz ileride plajın giriş kapısı ve güvenlik görevlisi var. Giriş ücretinin 7,5 TL olduğu plaja para ödememek için, görevliye sadece fotoğraf çekmek için girmek istediğimi söylüyorum. Anlayışla karşılanıyorum. Hatta kapıdaki görevli genç arkadaşlardan biri uzattığım fotoğraf makinemle bir hayli fotoğrafımı çekiyor. Teşekkür ederek ayrılıyor ve limana doğru yürüyorum.

Poyrazköy Beykoz İstanbulDalgakıranın korumalık yaptığı kocaman bir balıkçı barınağı ise biraz ileride, plajın hemen yanında yer almış. Karınca gibi çalışan balıkçılardan, bazıları ağlarını onarıyor, bazıları da karaya çıkardıkları teknelerini boyuyor. Balıkçı barınağının kuzeyinde Poyrazköy Kalesi görünüyor. Sağ tarafında da Poyrazköy Camisi var.

Poyrazköy Beykoz İstanbulCamiye çıkan oldukça eğimli bir yolu tırmanmaya başlıyorum. Yolun ortasına geldiğimde ikiye ayrıldığını görüyorum. Sağdaki yol merdiven basamaklarıyla sosyal mekânlara çıkıyor anladığım kadarıyla. Nitekim merdivenlerin sonunda ‘’Mahallenin Kahvehanesi’’ denilen yere ulaşıyorum. Oldukça yüksekteki yamaçta bulunan kahvehanenin konumu olağanüstü bir yere sahip.

Poyrazköy Beykoz İstanbulYarım ay şeklindeki Poyrazköy Koyu ayaklarımın altında duruyor. İstanbul Boğazı ve Poyrazköy sahilinin tamamı halı gibi, ayaklarımın altına serilmiş sanki. Tam karşıda Garipçe köyü, solunda 3. köprü ayaklarından biri ve sağında da Rumelifeneri yer alıyor. Manzara tek kelime ile doyumsuz olup, kendimden geçiyorum.

Poyrazköy Beykoz İstanbulBoğazın ve koyun panoramik görüntüsünün en iyi göründüğü bir yere oturup, bir çay söylüyorum yanıma gelen kahvehane görevlisine. Karşımdaki doyumsuz manzaradan gözlerimi ayırarak, çevreme bakıyorum. Müşterilerinin okumaları için gazete, dergi ve kitap bulundurulduğunu görüyorum.

Poyrazköy Beykoz İstanbulGeniş, temiz ve iyi döşenmiş bu kahvehanede bulunanların bazıları sohbet ederken, bazıları da gazete ve kitap okumaktaydı. Tekrar İstanbul Boğazı’na ve köprü ayaklarına odaklanıyorum. Yarım ay şeklindeki koyun sivri uçlarından sağdakinde Porazköy Kalesi yer almış. Soldakine 3. köprünün ayaklarından biri oturtulmuş.

Poyrazköy Beykoz İstanbul3.Köprünün Avrupa yakasındaki bağlantı noktası olan Sarıyer Garipçe ve Anadolu yakasındaki bağlantı noktası Beykoz Poyrazköy’de konuşlanmış. 1408 metre uzunluğundaki köprüyü taşıyacak köprü ayaklarını, kule vinçler inşaa etmeye devam ediyor. Hızla yükselen köprünün ayakları ise 20 metre derinlik ile 20 metre çapında bir tabana yerleştirilmiş. Ayaklar her iki yakada da deniz seviyesinden 12 metre derinliğe indirilmiş.

Poyrazköy Beykoz İstanbulAyaklarının yüksekliğinin 320 metre olması planlanan köprünün genişliği ise 59 metre olacak ve köprünün üzerinden 10 şerit geçecek.  8 şerit karayolu, 2 şerit ise Marmaray ve İstanbul Metrosu’yla bütünleşmiş demiryolundan oluşacak. Boğaz Köprüleri üzerinden ilk kez demiryolu hattı geçirilirken; proje sayesinde Atatürk, Sabiha Gökçen ve yeni yapılacak 3. Havalimanı birbirine bütünleşmiş tren yoluna sahip olacak.

Poyrazköy Beykoz İstanbulBu özelliği ile üzerinde raylı sistem olan dünyanın en uzun asma köprüsü unvanına kavuşacak diyor yetkililer. 3. köprü ile ilgili bu bilgileri hatırladıktan sonra, yarım ay şeklindeki Poyrazköy koyuna bir kez daha bakıyor ve kaleye gitmek üzere kalkıyorum. Kahvehane ile kale arasında cami bulunuyor.

Poyrazköy Beykoz İstanbul Eski kaynaklara göre cami, 1441 yılında, bölgedeki tabur tarafından yapılmış. Bu bilgi bir söylence olarak duruyor. Yeni bilgilere göre, Kaptan-ı Derya Cezayirli Hasan Paşa tarafından 1782 yılında yaptırılmış. Mülkiyeti Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ait olan cami, 1991 yılında onarım görmüş. Camiyi geçerek kaleye gidiyorum.

Poyrazköy Beykoz İstanbulBir ikizi Garipçe’de bulunan Kale, Osmanlı Padişahı III. Mustafa tarafından, Macar asıllı Fransız mimar Baron François de Tott’a yaptırılmış. Yarım ay şeklindeki koyun sağındaki kayalıklar üzerine inşa edilen kale, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından bir süre kullanılmış.

Poyrazköy Beykoz İstanbulKullanılmış ama ben ortalıkta kale ve kale girişi göremiyorum. Bir minibüsü çayhane haline getirmiş olan bir hanımefendiye kalenin girişini soruyorum. Çöplük ve pislik yuvası haline gelmesi nedeniyle, Askeri yetkililer tarafından girişi kapatılmış. Üzülerek ayrılıyorum. İETT Dere Mahallesi durağına giderek, 135 numaralı otobüsü beklemeye başlıyorum. Yaklaşık 20 dakika sonra gelen otobüsle, tekrar gelmek üzere, Poyrazköy’den ayrılıyorum. Zamanı olanların, gezilecek yerler listesinin ilk sıralarına Porazköy’ü eklemelerini öneriyorum.

 

 

 

 

Etiketler: , , ,

3. Köprü ayağında saklı cennetlerden biri Garipçe Köyü İstanbul

Garipçe İstanbul

Garipçe İstanbulUzun süredir eşimle birlikte görmek istediğimiz üçüncü Boğaziçi Köprüsü ayaklarından birisini oluşturan Garipçe Köyü’ne gitmek üzere hazırlıklarımızı yapıyoruz.Sakin, doğal güzellikte, henüz el değmemiş güzel bir yer olduğunu duymuştuk. Garipçe’yi gezen bazı arkadaşlar da ‘’İnsanın kendini cennetteymiş gibi sanmasına neden olan muhteşem bir manzarası var’’ demişlerdi. Google haritalardan rotamızı belirliyoruz. Ancak, günlerden pazar, İstanbul’un büyük bir bölümü kahvaltı için Garipçe’dedir.

Garipçe İstanbul

Vilayetler Evi’nde sabah kahvaltımızı yapmalıyız. Tarabya Bayırı Caddesi’nden inerek, Vilayetler Evi’ne ulaşıyor, kahvaltımızı yapıyor ve kahvelerimizi içiyoruz. Eşimle birlikte, Sarıyer üzerinden bu cennet köşesine ulaşmak için arabamızda yerlerimizi alıyoruz. Sarıyer İlçesi’ne bağlı 8 köyden biri olan Garipçe, bir balıkçı köyü olup, Sarıyer’e 8 km uzaklıkta bulunuyor.  Sarıyer’den, Sarıyer Rumelifeneri yoluna girip, Koç Üniversitesi’nin önünden geçip, yeşillikler içindeki yolu izliyoruz.

Garipçe İstanbulFener yoluna doğru dönerek rampa çıkmaya başladığımız zaman, boğazın damı sayılabilecek bir yüksekliğe ulaşıyoruz neredeyse. Manzara muhteşemdi. Bu yolun her iki yanı ve gözlerinizin uzanabildiği yamaçları çam ağaçları ile kaplı örtüsü ve çam kokusu bizi kendimizden geçirdi. Arabamızın camlarını açarak ciğerlerimizi çam kokularıyla doldurduk. Yıllar önce, Marmaris’ten Datça’ya giderken de aynı duyguları yaşamıştık.

Garipçe İstanbulYol boyunca çam ağaçlarının arasından görebildiğimiz ölçüde, Boğaziçi’ni ve Anadolu yakasındaki Poyrazköy kıyılarında, birçok teknenin yan yana dizilip, kıçtankara bağlandıklarını da görmeye çalıştık. Girdiğimiz bu ormanlık yolda ilerlerken başka bir dünyaya gelmiş duygusuna kapılıyor insan. Çiftlik Caddesi yolunu geçtikten biraz sonra da boğazın damından kıvrılarak sahile doğru inmeye başladık. Köy meydanına geldiğimizde sol tarafta köy kahvesini, sağ tarafta da lokantaları gördük.

Garipçe İstanbul-001Sessiz, sakin denilen Garipçe ana baba günüydü. Mahşeri bir kalabalık vardı.Rastgele park edilen arabalardan ötürü ilerlemekte zorluk çekiyoruz. Nihayet, valenin bulunduğu paralı otoparklardan birini bulabildik de, Köye adımlarımızı atabildik. Avuç içi gibi küçük bir koyun yamacına kurulmuş 105 haneli bir yerleşim yeri Garipçe. Koyun iki başında yüksek tepeler köyün bir bakışta tamamını görme imkânı ve panoramik fotoğraflar çekme olanağı veriyor.

Garipçe İstanbulKöy içinde dolaştıktan sonradır ki bir kalenin bulunduğunun farkına vardık. Kale ile ilgili herhangi bir levha ya da tanıtım yazısı yoktu. Set tarzındaki merdivenlerden çıkarak çöplük haline getirilmiş bir alana çıktık. Kalenin üstüne çıkmışız. Garipçe Kalesi’nin, Boğazın Karadeniz yönüne tamamen hâkim bir tepede olduğunu görüyoruz. Kuzeyinde Rumelifeneri bulunuyor. Rumelifeneri’nin tam karşısında da Anadolufeneri yerini almış. Eğimli bir koridorla kalenin içine giriliyor. Ne yazık  ki alt katlar pislik içinde ve karanlık. Yalnız girmeye cesaret ister. Görmesem aklımda kalırdı, gezdim ve fotoğraflarını çektim.

Garipçe İstanbulKale, Osmanlı Padişahı III. Mustafa tarafından, Macar asıllı Fransız mimar Baron François de Tott’a yaptırılmış. Antik Çağ’da Likyalıların Limanı adı verilen koyda kayalıklar üzerine inşa edilen kale Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından bir süre kullanılmış. Kalenin yıkılan ve dökülen bölümleri betonarme malzemeyle yenilenmiş. Mimari yapısı ile dikkat çeken ve muhteşem bir boğaz manzarasına sahip olan kalenin, Anadolu Yakası Poyrazköy Burnu’nda da bir ikizi  varmış. Önümüzdeki günlerde onu da görmek isterim.

Garipçe İstanbul-002Bir kez daha vurgulamakta yarar var. Garipçe Kalesi şu anda, harabe bir yapı görünümünde ve çöplük halinde bulunuyor. Biraz üzülerek, biraz da tiksinerek gezdikten sonra tekrar kalenin üstüne çıkıyorum. Kalenin hemen dibine, doğru düzgün yaya yolu bile olmayan yerlere, evler yapılmış, şimdi bu evlerden bazıları, metruk bir halde, kaderlerine terk edilmiş. Garipçe köyünün, Yeni Cami adında, 1941 yılında inşa edilmiş bir camisi de var. 1974 ve 2003 yıllarında olmak üzere, iki büyük onarım görmüş.

Garipçe İstanbulKalenin üstünden, köyün panoramik görüntüsünün yanı sıra, köprü ayakları da rahatlıkla görülebiliyordu. Tam karşıda, Boğaziçi’nin Anadolu yakasında, Poyrazköy ve köprünün diğer ayağı görüş alanımıza girmişti.İstanbul’un 3. Köprüsü, 59 metrelik genişliği ile bittiğinde dünyanın en geniş köprüsü unvanını alacak. 8 şerit karayolu 2 şerit demiryolu olarak toplam 10 şeritli köprünün uzunluğu 1408 metre olacak. Köprü bu özelliği ile üzerinde raylı sistem olan dünyanın en uzun asma köprüsü olacak.  

Garipçe İstanbul-003Avrupa yakasında Garipçe köyündeki kulenin yüksekliği 322, Anadolu yakasında Poyraz köy kesimindeki kulenin yüksekliği ise 318 metreyi bulacak. 3. Köprü, ayak yüksekliği ile de dünyanın en büyüğü olacak. Köprü üzerindeki raylı sistem, Edirne’den İzmit’e kadar yolcu taşıyacak. Marmaray ve İstanbul Metrosu ile bütünleşmiş raylı sistemle Atatürk Havalimanı, Sabiha Gökçen Havalimanı ve yeni yapılacak 3. Havalimanı da birbirine bağlanacak. İnternetten yaptığım araştırmalara göre; 3. köprü ile birlikte, Kültür ve Turizm Bakanlığı, kalenin turizme kazandırılması çalışmaları başlatmış.

Garipçe İstanbul Kale ve kulenin 5225 sayılı Kültür Yatırımları ve Girişimlerini Teşvik Kanunu kapsamında ‘Kültürel Amaçlı Özel Tesis’ olarak yerli girişimcilere kullandırılması amaçlanmış. Buna göre, Garipçe Kalesi ve Kulesi, müze, çok amaçlı salon, sergi salonları, sanat atölyeleri, sanat galerileri, kütüphane, arşiv ve dokümantasyon merkezi haline getirilecek. Halk kültürü araştırma, eğitim ve uygulama  merkezi ya da kültür ve sanat araştırma ve uygulama merkezi gibi kültürel üniteler ile müze mağazacılığı düşünülüyor.

Garipçe İstanbulKafeterya ölçeğindeki yeme ve içme üniteleri, açık ve kapalı otopark gibi ticari ve sosyal işlevli mekânlar olarak 49 yıllığına kiraya verilecekmiş. Umarım bu amaç gerçekleşir.Garipçe Köyü’ne, toplu taşıma araçlarıyla, sadece Hacıosman metro durağından hareket eden ve Sarıyer üzerinden geçen 150 numaralı İETT otobüsleriyle gidebilirsiniz. Başka herhangi bir seçeneğiniz yoktur. Köye minibüs gitmiyor.  Otobüsle seyahat ederken, Sarıyer’in zorlu yokuşlarına, maden mahallesi sırtlarına çıktıktan sonra sizi eşsiz bir boğaz manzarası karşılar.

 

Etiketler: , , , , ,

Antik Liman Kenti Teos

Teos Antik Kenti

Teos Antik KentiGünümüzde, Yunanistan’ın İyonya Denizi’ne bakan bölgeden, Dor istilasından kaçarak gelen İyon kavimleri Anadolu’nun batısına, Ege kıyılarına yerleşmişlerdi. Milattan önce 1200 yılında, Iones’ın önderliğinde,  yüksek bir uygarlık kurmuşlardı. Kıyı şehirleriyle Ege Denizi’ndeki adaların bir kısmı İyonlara aitti. Batı Anadolu’da, kabaca Gediz Nehrinden Küçük Menderes Nehirlerine kadar ki kıyı bölgesine İyonya adını vermişlerdi.

Teos Antik Kenti İyonlar 12 şehir devleti kurmuşlar ve oluşturdukları medeniyete de İyon Medeniyeti demişlerdi. İyon Medeniyeti içinde yer alan bu şehirler kısa bir süre içinde gelişmiş, batının birer uygarlık merkezi hâline gelmişti. Bu şehirler Efes, Selçuk, Kolofan, Milet, Myus, Priene, Erthrai, Klazomenia, Phokaia/Foça, Teos /Seferihisar,  Smyrna/İzmir ile Khios/Sakız şehirleridir.

Teos Antik KentiMilattan önce 600 yıllarında Thales, 12 İon kentinin merkezi olarak Teos’un seçilmesini önermiştir. Ancak Thales’in önerisi kabul görmemiştir. Bu şehirler içinde Efes ve Milet, devrin bir kültür ve uygarlık merkezi olmuştur. Ticaret yollarının bitiş noktasında bulunmaları, tarım ve deniz ticareti sayesinde zenginleş­meleri sonucunda kültürel ve bilim yönüyle Anadolu medeniyetlerinin en gelişmişini oluştur­muşlardır.

Teos Antik KentiYerleşme amacıyla özellikle Marmara ve Karadeniz kıyılarından pek çok koloni kurmuşlardır. Şehir devletleri halinde yaşamaları, bilim insanlarının yetişmesine uygun özgür düşünce or­tamına zemin hazırlamıştır. Bazı ünlü İyonyalılar; tıpta Hipokrat, tarihte Heredot, felsefe’de Diyojen, matematikte Pisagor, Thales gibi bilim insanları yetişmiştir.

Teos Antik KentiEfes kalıntılarında görüldüğü gibi, mimaride İyon stilini geliştirmişlerdir. İnsan figürleri biçiminde tasarımladıkları çok tanrılı din anlayışları vardır. Özellikle Efes kentinde bir ana tanrıça figürü olan  Artemis önemli tanrıçalardır. Perslwr tarafından İyon Medeniyeti’ne son verilmiştir. Perslere teslim olan Miletos hariç diğer birçok İyon kenti yağmalanmıştır.

Teos Antik KentiBu nedenle, Efes kalıntılarının büyük bir bölümü günümüze sağlam ulaşabilmiştir. Ionia Medeniyetleri döneminden, Çeşme Yarımadası’nda üç önemli Antik Kent günümüze kadar varlığını korumuştur. Ildırı’daki Erythrai Antik Kenti, Urla’daki Klazomenai Antik Kenti ve Seferihisar’daki Teos Antik Kenti’dir. Seferihisar topraklarında en eski yerleşim yeri Antik liman kenti Teos’un bulunduğu bölgedir.

Teos Antik Kentiİlk yerleşim M.Ö. 2 000 yıllarında Akalardan kaçan Giritliler tarafından kurulduğu düşünülmektedir. Teos antik kenti ise M.Ö. 1 000 yıllarında İyonya kolonisi olarak kurulmuş. Bu demektir ki bulunduğumuz yöre 4000 yıldan bu yana yerleşim yeri olarak kullanılmaktadır. Antik liman kenti olan Teos; önce Pers yönetiminde kalmış, sonra Lidyalıların yönetimine girdiyse de bağımsızlığını İyonya birliğine girdiğinde kazanmıştır.

Teos Antik KentiAntik Iyonya Bölgesi’nin 12 kentinden biri olan Teos Antik Kenti’nde ilk kazı  çalışmaları, 19. yüzyılda İngiliz  Dilettanti Cemiyeti, 20. yüzyılın ilk çeyreğinde  Fransızlar ve daha sonra 1964 – 1967 yılları arasında Ankara Üniversitesi Klasik Arkeoloji Anabilim Dalı öğretim üyeleri Prof. Yusuf Boysal ile Prof. Baki Öğün tarafından sürdürülmüştür. Mimar Duran Mustafa Uz, 1980- 1992 yılları arasında Dionysos Tapınağı ile Arkaik Tapınak’ta kazı çalışmalarına devam etmiştir.

Teos Antik KentiYeni Dönem Teos Antik Kenti kazı, belgeleme ve restorasyon çalışmaları, 26 Temmuz 2010’da uzun bir aradan sonra yeniden başlamıştır.  Helenistik ve Roma mimari yapılanmasında birinci öncelik tapınaklar, ikinci öncelik de tiyatrolar olarak karşımıza çıkmaktadır. Teos Antik Liman kentinde de durum değişmemiştir. Birinci önceliği Dionysos tapınağı almıştır.

Teos Antik KentiTeos Antik kentinin en önemli yapısı, Anadolu’da az sayıda örneği görülen Dionysos tapınağı olup, İyon mimari yapı düzeninde kurulmuştur. Ana kayanın düzleştirilmesiyle oluşturulan ve doğudan 12, batıdan 5 basamakla yükseltilen bir podyum üzerine yerleştirilmiştir. Geniş bir kutsal alan içine yerleştirilmiş olan tapınak ve sunağı doğuya doğru yönlendirilmiştir.

Teos Antik Kenti Temelde Anadolu kökenli olan İyon mimari düzeni M.Ö. dördüncü yüzyılda Yunanistan’ın Anadolu’nun güneybatı kıyılarındaki İyonya kolonilerinde gelişti. Dor düzeninden daha sonra ortaya çıkan İyon düzeni Dor düzenine göre daha karmaşık ve dekoratif bir niteliğe sahiptir. Tıpkı Dor mimari düzeninde olduğu gibi İyon düzeni de görünüşe göre eski ahşap inşa biçimlerinden türemiştir ve ahşap ayrıntıların çoğu taş üzerinde dekoratif unsurlar olarak varlıklarını sürdürmüştür.

Teos Antik Kenti İyon sütunları Dor sütunlarına göre daha uzun ve daha incedir. Boyları genişliklerinin dokuz katıdır. Sütunlarda, yuvarlak gövdenin üzerine oyulmuş, yukarıdan aşağıya dikey bir şekilde uzanan 24 sütun yivi vardır. Bunun yanı sıra yivsiz, düz sütun gövdeleri de kullanılmıştır. Dor sütunlarının tersine İyon sütunlarının sütun kaideleri vardır. Yuvarlak biçimli olan sütun kaidesi üst üste duran kabartılı yatay halkalardan/silmelerden oluşur.

Teos Antik Kenti İyon sütunlarının en ayırt edici kısmı sütun başıdır. İyon sütun başlarında bir kâğıt rulosuna veya koçboynuzlarına benzeyen, oyulmuş oylumlar bulunur. Sütun başının iki yanında yer alan oylumlar önden arkaya doğru uzanır ve ikisi arasındaki boşlukta, üzerinde yumurta ve ok-başı süslemelerinin bulunduğu bir şerit yer alır. Kentin tiyatrosu, akropolün güney yamacına, arazinin doğal eğimi üzerine kurulmuştur.

Teos Antik Kenti Eğimin yetersiz görüldüğü durumlarda tonozlu geçitler yapılmış. Güneydoğuya yönlendirilmiş olan tiyatro alanında sahne yapısının mimari elemanları korunmuş olmasına rağmen, seyircilerin oturduğu kısma ait bloklar tahrip olmuş. At nalı şeklindeki planı ve yamaç eğiminin kullanılmış olması nedeniyle tiyatro Helenistik mimari özellikleri göstermektedir. Teos antik kenti, diğer pek çok İyon kenti gibi bir yarımada üzerinde kurulmuştur.

Teos Antik KentiAncak akropol, burunda değil, iki kıyıya eşit uzaklıkta ikinci bir tepe üzerinde, kentin en kuzeyinde yer almıştır. Akropol’de yüzeyde görülebilen en önemli kalıntı bir tapınağa aittir. Tapınağın Helenistik dönemde ve hatta öncesindeki Arkaik dönemde yapıldığı düşünülmektedir. Anakaya üzerine moloz taş dolgu yapılarak alt yapısı oluşturulmuştur.

 

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

Seferihisar ve Teos Körfezi Çevresi

İzmir Seferihisar

İzmir Seferihisar (2)Günümüzde, Yunanistan’ın İyonya Denizi’ne bakan bölgeden, Dor istilasından kaçarak gelen İyon kavimleri Anadolu’nun batı kıyılarına yerleşmişlerdi. Milattan önce 1200 yılında, Iones tarafından,  yüksek bir uygarlık kurmuşlardı. Kıyı şehirleriyle Ege Denizi’ndeki adaların bir kısmı İyonlara aitti. Batı Anadolu da kabaca Gediz Nehrinden, Küçük Menderes Nehirlerine kadar ki kıyı bölgesine İyonya adını vermişlerdi.

İzmir Seferihisar (27)İyonlar 12 şehir devleti kurmuşlar ve oluşturdukları medeniyete de İyon Medeniyeti denmiştir. İyon Medeniyeti içinde yer alan bu şehirler kısa bir süre içinde gelişmiş, batının birer uygarlık merkezi hâline gelmişti. Bu şehirler Efes, Selçuk, Kolofan, Milet, Myus, Priene, Erthrai, Klazomenia, Phokaia/Foça, Teos /Seferihisar,  Smyrna/İzmir ile Khios/Sakız şehirleridir.

İzmir SeferihisarBu şehirler içinde Efes ve Milet, devrin bir kültür ve uygarlık merkezi olmuştur. Ticaret yollarının bitiş noktasında bulunmaları, tarım ve deniz ticareti sayesinde zenginleş­meleri sonucunda kültürel ve bilim yönüyle Anadolu medeniyetlerinin en gelişmişini oluştur­muşlardır. Yerleşme amacıyla özellikle Marmara ve Karadeniz kıyılarından pek çok koloni kurmuşlardır.İzmir SeferihisarŞehir devletleri halinde yaşamaları, bilim insanlarının yetişmesine uygun özgür düşünce or­tamına zemin hazırlamıştır. Bazı ünlü İyonyalılar; tıpta Hipokrat, tarihte Heredot, felsefe’de Diyojen, matematikte Pisagor, Thales gibi bilim insanları yetişmiştir. Efes kalıntılarında görüldüğü gibi, mimaride İyon stilini geliştirmişlerdir. İnsan figürleri biçiminde tasarımladıkları çok tanrılı din anlayışları vardır.

İzmir SeferihisarÖzellikle Efes kentinde bir ana tanrıça figürü olan  Artemis önemli tanrıçalardır. Perslwr tarafından İyon Medeniyeti’ne son verilmiştir. Perslere teslim olan Miletos hariç diğer birçok İyon kenti yağmalanmıştır. Bu nedenle, Efes kalıntılarının büyük bir bölümü günümüze sağlam ulaşabilmiştir. Ionia Medeniyetleri döneminden, Çeşme Yarımadası’nda üç önemli Antik Kent günümüze kadar varlığını korumuştur.

İzmir Seferihisar Bunlar Ildırı’daki Erythrai Antik Kenti, Urla’daki Klazomenai Antik Kenti ve Seferihisar’daki Teos Antik Kenti’dir. Ildırı’daki Erythrai Antik Kent buluntuları ile Urla’daki Klazomenai Antik Kenti buluntularını görmüştüm. Urla’da bana rehberlik yapan arkadaşım Şahap Seferihisar İlçesi’nin Sığacık Köyü’ndeki yazlığında kalıyordu.

İzmir SeferihisarÜstelik Sığacık Körfezine tepeden bakan Teos Antik Kenti kalıntıları da köyden 5 km uzaklıktaydı. Arkadaşım ve rehberim Şahap Cesur ilçe ile ilgili bildiklerini anlatmaya başladı. Seferihisar ilçesi topraklarında en eski yerleşim yeri Teos olup, burası M.Ö. 2000 yıllarında Akalardan kaçan Giritliler tarafından kurulmuştur. Karyalıların bir kenti olduğu bilinmektedir.

İzmir Seferihisar Bu demektir ki bulunduğumuz yöre 4000 yıldan bu yana yerleşim yeri olarak kullanılmıştır. Rehberim ve arkadaşım Şahap, bir taraftan araba kullanırken, diğer taraftan da beni bilgilendirmeye çalışırken Teos Marina bölgesine gelmiştik. Marina 2010 yılında yenilenmiş. Yenilenen Teos Marina, denizde 480, karada 80, kanal rıhtımında ise 30 küçük tekne kapasitesi ile Seferihisar – Sığacık’ta hizmet vermektedir diyor Şahap arkadaşım.

İzmir SeferihisarMarina, adını aldığı Teos Antik Kentinin çok yakınındadır. Mükemmel bir körfez olan Sığacık Körfezi içinde, bu körfez ve yakın çevresinde bulunan birçok koyla iç içedir. Ayni zamanda Sığacık Körfezi temiz suları ile dalıcıların, rüzgârı ile sörfçülerin de cazibe merkezidir. Marina çevresi çok güzel düzenlenmiş. Üstü örtülü kafeler arasında bariyer bulunmuyor. Farklılıklarını masa örtüleriyle ortaya koymuşlar.

İzmir SeferihisarRehberim Şahap Cesur’u izleyerek Sığacık Kalesi’ne ulaşıyor ve üzerine çıkıyoruz. Tarihin, doğanın ve teknolojinin yıpratmakta aciz kaldığı kalenin geçmişi Selçuklular dönemine kadar uzanıyor. Şiddetli yer sarsıntılarıyla harap olunca, önce Aydınoğulları daha sonra Osmanlı’lar tarafından tamir görmüş. Ege denizindeki önemli stratejik konumunun Kaptan-ı Derya Piri Reis tarafından fark edilmesiyle Kanuni Sultan Süleyman tarafından, Palak Mustafa Paşa’ya, Teos harabelerinden getirilen taşlar kullanılarak yaptırılmış.

İzmir SeferihisarKaleyi de gezdikten sonra, bir hayli acıkmış olduğumuzun farkına varıyoruz. Şalgam suyu eşliğinde balık ekmek yedikten sonra, akşam yemeği için balık alıp, arkadaşımın yazlık konutuna gidiyoruz. Eşi İnci tarafından büyük bir konukseverlikle karşılanıyoruz. Beni iki kişilik havadar bir odaya yerleştiriyorlar. Akşam yemeği hazırlıkları başlıyor. Arkadaşım Şahap’ın mangal konusunda bir hayli maharetli olduğunu görüyorum bu arada. Bir kuş sütünün eksik olduğu sofrada, balıklarımızla birlikte içecek olarak rakıyı kullanıyoruz ve keyifli bir muhabbetten sonra, oldukça geç bir zamanda, odalarımıza çekilerek günü tamamlıyoruz.

 

 

Etiketler: , , , , ,

Klazomenai Antik kenti 2

Urla İzmir

Urla İzmirİnternetten edindiğim bilgiler ve yaptığım gezilerdeki izlenimlerime göre; Ionia Medeniyetleri döneminden, Çeşme Yarımadası’nda üç önemli Antik Kent günümüze kadar varlığını korumuştur. Bunlar Ildırı’daki Erythrai Antik Kenti, Urla’daki Klazomenai Antik Kenti ve Seferihisar’daki Teos Antik Kenti’dir. Ildırı’daki Erythrai Antik Kent buluntularını gezmiş ve yazmıştım.

Urla İzmirÇeşme’den Seferihisar’a giderken, yolumuz üzerindeki Urla’ya uğradık. Klazomenai Antik Kenti buluntularını görmek istiyordum. Klazomenai/Kilizman kentinin kalıntılarının, günümüzde, Urla ilçesinin İskele Mahallesi’nde, denize komşu tarlalarda ve kıyıya yakın Karantina Yarımadası üzerinde bulunmakta olduğunu internetten öğrenmiştim.  Zeytinyağı ticaretinde isim yapmış olan bu antik kentin Zeytinyağı İşliği ya da fabrikasını da görmeliydim.

Urla İzmirKlazomenai Antik Kenti kalıntıları arasında yer alan ve M.Ö. 6. yüzyıla tarihlenen zeytinyağı işliği, tanımlanabilen en eski zeytinyağı üretim tesisi olarak biliniyor. İskele Mahallesinde, Türk Telekom binasının karşısındaki kamulaştırılmış Hamdi Balaban tarlasında bulunan bulunduğunu öğreniyoruz. Deniz kıyısına doğru uzanmakta olan Mithatpaşa Caddesi’nin bitiminde ve doğusundaki tarlada kazı çalışmaları yapan bir ekip görüp, kendileriyle tanışıyoruz.  

Antik Klazomenai Kenti Verdikleri bilgilere göre; Hitit Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Yaşar Ersoy’un başkanlığında  sürdürülüyor. Hitit, Ege, Ankara, Mersin, Dokuz Eylül ve Orta Doğu Teknik üniversitelerindeki 20 akademisyen, 30 da bölgedeki işçilerden oluşan 50 kişilik kazı ekibiyle yürütülen çalışmalarda, İon Medeniyeti’nin bölgedeki kalıntılarının aranmasına devam ediliyor.

Urla İzmir Ekim ayına kadar sürecek çalışmalar kapsamında bu yıl ilk kez, Klazomenai Antik Kenti’nin merkez yerleşimi konumunda bulunan, günümüzde de Karantina Adası olarak adlandırılan 30 hektarlık yarım adada kazılara başlanmış durumda. Kazılar hakkındaki bu bilgilerinden sonra, kazı alanındaki Zeytiyağı İşliğini gösteriyorlar. Klazomenai Zeytinyağı İşliği, farklı mimari yapıları olan depoları ve kuyularıyla, diğer yapılar arasında kendilerini hemen belli ediyordu.

Urla İzmirTarlanın diğer ucundaki giriş kapısına ulaşmak üzere, Mareşal Fevzi Çakmak Caddesi’ne çıkıyoruz. Mareşal Fevzi Çakmak Caddesi’nden de bakıldığında; tarla içinde yan yana yükselen düz damlı, taş duvarlı depo binası ile saz çatılı, kerpiç duvarlı zeytinyağı işliği ya da fabrikası hemen dikkatimiz çekti. Klazomenai Antik Kenti HBT Sektörü Kazı Alanı levhasının bulunduğu kapıdan giriş yaparak arabamızı park ediyoruz.

Urla İzmirÖğle yemeğini yemiş olanlar kazı alanına dönüyorlar.  Yetkili birini ararken, kazılarda görevli bir arkeoloji öğrencisi bize yardımcı olmak üzere önümüze düşüyor. Zeytinyağı İşliği’ne giderken, bir taraftan da bizi bilgilendiriyor. Tesisin işlik bölümü, yatay bir düzlem elde etmek amacıyla, anakaya yüzeyinin oyulmasıyla oluşturulmuş. İçine, batı kenarından kayaya oyulmuş bir basamakla inilmekteymiş.

Urla İzmirİşliğin tabanında, çeşitli derinlik ve şekillerde, farklı işlevlere sahip on altı çukur saptanmış. Bu çukurların işlevlerinin yorumlanması sonucundadır ki burada bir zeytinyağı işliğinin bulunduğu yargısına ulaşılmış. Klazomenai Zeytinyağı İşliği, 1992-2004 yılları arasında, Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Güven Bakır’ın başkanlığını yaptığı kazı ekibi tarafından, deposu ve kuyularıyla tamamen ortaya çıkarılmış.

Urla İzmirAynı yıllarda, Hamdi Balaban tarlası içinde yer alan diğer açmaların kazısı sürerken, kazısı tamamlanan açmaların içinde yer alan zeytinyağı işliğinin ayağa kaldırılması çalışmaları başlamış ve aslına uygun bir biçimde yeniden yapılandırılmış. Kılavuzluk yapan öğrencinin bilgilerini dinlerken, Zeytinyağı İşliği’ne de gelmiştik. Ağaçtan yapılmış ve adeta şifreli bir anahtar bir deliğe sokulduktan sonradır ki kapıyı kapatan eski zaman sopalarından biri çıkarılarak kapı açıldı.

Urla İzmir İçeride ilk dikkatimi çeken bir kaldıraç sistemi oldu. Ucu çatallı ve yaklaşık on metre uzunluğundaki baskı kolunu, zeytin hamuru doldurulmuş kıl torbaların tabla üzerine istiflenmesi sırasında yukarıya kaldırmak, baskı sırasında da aşağıya indirmek için, işliğe bir bucurgat yerleştirilmiş.  Baskı kolu bucurgat yardımıyla yukarıya kaldırılıyor. Baskı tablası üzerindeki kıl torbalar zeytin hamuru ile dolduruluyor.

Urla İzmirBaskı kolu bucurgat kanalıyla aşağıya indiriliyor. Baskı koluna bağlı 1 500 kg ağırlığındaki bir taş blok bucurgat kanalıyla yukarı kaldırılıyor. Zeytin hamuru üzerindeki baskı arttırılarak, hamurdaki zeytinyağının akması sağlanıyor. Baskı tablasının altına denk gelecek şekilde açılmış kazana benzer iki kuyucuk, ahşap baskı tablasından sızan yağı toplamaktadır.

Urla İzmirKenarları yükseltilmiş ahşap baskı tablası üzerine üst üste dizilen kıl torbalar içindeki zeytin hamurundan süzülen yağ ve karasu, uzun bir oluk aracılığı ile polima’ya, ayrıştırma işleminin başladığı üç kuyudan ortadakine, ikinci kuyuya akıtılmaktadır. Ortadaki ikinci kuyu, dibinden bir kanalla solundaki birinci kuyuya bağlanmakta olup, bu kuyular bileşik kaplar esasına göre çalışmaktadır.

Urla İzmirBu kuyular yarısına kadar su ile doldurulmuş olmalıdır. Ortadaki kuyuya baskıdan gelen karasu-zeytinyağı karışımında, hafif olan zeytinyağı suyun üzerine çıkmaktadır. Ağır olan karasu, dipteki kanallardan biri ile birinci kuyuya geçmektedir. Kuyular dolunca, ortadaki kuyuda üstte bulunan zeytinyağı yayvan bir kepçe ile dinlendirilmek üzere, sağındaki üçüncü kuyuya aktarılıyor. Bu arada, kara su ile dolan birinci kuyu da boşaltılmaktadır. Oldukça basit ve ilginç bir üretim yöntemi karşımıza çıkmıştı. Üretilen zeytinyağının depolanması ve satışı için üretilmiş olan amforaların bulunduğu depoyu da gezip, fotoğrafladıktan sonra, bize rehberlik eden öğrenci arkadaşa teşekkür ederek mekândan ayrıldık.

 Kaynaklar:

1)   http://tr.wikipedia.org/wiki/Klazomenai

2)   www.izmirkulturturizm.gov.tr/TR,77421/klazomenai-urla.htm

 

 

 

 

Etiketler: , , , , ,

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 280 takipçiye katılın