RSS

Old City Sevilla

Sevilla İspanya1

“Endülüs beyaz bir güvercin, Sevilla ise o güvercinin gerdanlığındaki en pırıltılı inci” demiş 11. yüzyılda Kurtuba’lı ya da Cordoba’lı bilge şair ve düşünür İbn-i Hazm. Şairin beyaz bir güvercin olarak tanımladığı Endülüs, İspanyollar tarafından Andolucia olarak adlandırılmış. 40 milyon nüfuslu İspanya’nın 17 özerk bölgesinden biri Endülüs.  Sekiz idari birimden ya da İl’den oluşan bölgenin başkenti de Sevilla…

???????????????????????Endülüs özerk bölgesinin sanat, kültür ve ekonomi merkezidir Sevilla. Bizet’in Carmen’i, Mozart’ın Don Juan ve Figaro’nun Düğünü, Rossini’nin Sevil Berberi, Beethoven’in Fidelio’su, Verdi’nin La Forza di Destino’su, Donizetti’nin Maria Padilla’sı gibi hayranlıkla seyrettiğimiz operalara ilham vermiş bir kenttir Sevilla. Sevilla’nın en etkileyici yerlerinden biri olan İspanyol Meydanı ile turumuz başladı.  Meydandaki iki katlı bina Sevilla Üniversitesi ve Endülüs Özerk Bölge Yönetimi hizmet binaları olarak kullanılıyormuş. Plaza de Espana ya da İspanya Meydanı, 1929 yılında yapılması kararlaştırılan İbero-Amerikan Dünya fuarında İspanyanın sanayi ve teknolojik ürünlerinin sergi vitrini olarak tasarlanmış.

???????????????????????

İspanya Meydanı gezilip, anı fotoğrafları çekildikten sonra tur otobüsünde yerlerimizi alıyoruz. Av. Portugal’ı izleyen otobüsümüz, Sevilla Üniversitesi’nin bulunduğu dairesel kavşağa ulaştıktan sonra kuzeye yönelerek, Coulomb Anıtı’nın bulunduğu bölgeye gidiyor ve bizleri uygun bir yerde bırakıyor. Rehberimizin peşinden anıtın bulunduğu parka giriyoruz.

???????????????????????Sevilla İspanya’nın güneyinde bir iç şehir olmakla birlikte The Guadalquivir nehri sayesinde 87 km uzaklıktaki Atlas Okyanusu’na bağlanır. Bu nehir sayesinde Kolomb gibi denizciler yelkenlileri ile birlikte Sevilla’dan yola çıkıp Yeni Dünya’yı keşfe çıkarlar. Bu çıkışların şehre dönüşü altın ve diğer ticari mallar ile olur. Yeni Dünya’nın nimetlerinden ilk Sevilla nemalanır. Bundan ötürüdür ki Coulomb’un yelkenlisi ile sembolize edildiği anıtının yanı sıra Sevilla Katedrali’nde mezarı da bulunmaktadır. Anıtın içinde bulunduğu yer Alkazar Saray bahçelerinin bir parçası olmalı… Bitki çeşitliliği ve asırlık kök salmış ağaçlarıyla tam bir botanik bahçesi.

???????????????????????

Buradan, Santa Cruz olarak bilinen Eski Sevilla ya da Old City Sevilla’nın beyaz boyalı, iki kişinin yan yana zor geçebileceği dolambaçlı sokaklara girerek Sevilla Katedrali’ne ulaşacağız. Old City olarak tanımlanan Antik Kent ya da Eski Şehir sokakları hem dar hem de dolambaçlıdır. Neden böyle bir yapıları vardır? Sorusunun iki yanıtı olmalıdır. Yanıtlardan birincisi, düşmanlarına karşı korunaklı bir yapı oluşturan bir kale içinde bulunmuş olmalarıdır.

???????????????????????Bilindiği gibi, kale içindeki yapılaşma alanı yeterince büyük olmayıp, verimli kullanılmalıdır. Her şeye rağmen düşmanlar kaleye girmişler ise, dolambaçlı yollarda işlerini bitirmek daha kolaydır. Yanıtlardan ikincisine gelince, hava sirkülâsyonu ile ilgilidir. Kesit alanı küçüldükçe akışkanların hızı artar, doğal klima etkisi ortaya çıkar. Kavurucu yaz sıcaklarından korunmanın yöntemlerinden biridir daracık sokaklar… Rehberimizin peşinden Santa Cruz’un sokaklarına giriş yapıyoruz. Kafanızı kaldırıp duvarlara baktığınızda, bir çiçek dünyası ile karşılaşıyorsunuz. İnsanın gözü gönlü açılıyor.

???????????????????????

Beyaza boyalı dolambaçlı ve dar sokaklarda ilerliyoruz. Arap mirası kokan konaklar, zarif bahçe ve avluların yanından geçiyoruz.  17 yüzyıl kolonyal mimari esintili binalarla karşılaşıyoruz. Çeşmeler, art-nouveau oteller, narenciye kokulu meydanlar, gönül ferahlatıcı küçük meydanlarda nefesleniyoruz. Oldukça ilginç geçen 15-20 dakikalık bir yürüyüşten sonra da Sevilla Katedrali’nin bulunduğu meydana çıkıyoruz. Tura katılan grubun tamamı bir araya gelince, katedrale girmek için sıraya giriyoruz.

 

Etiketler: , , , , , ,

Sevilla- Beyaz Bir Güvercin ve Müziğin Başkenti

Sevilla İspanya-001

 

???????????????????????“Endülüs beyaz bir güvercin, Sevilla ise o güvercinin gerdanlığındaki en pırıltılı inci” demiş 11. yüzyılda Kurtuba’lı ya da Cordoba’lı bilge şair ve düşünür İbn-i Hazm. Şairin beyaz bir güvercin olarak tanımladığı Endülüs, İspanyollar tarafından Andolucia olarak adlandırılmış. Yabancılar tarafından Anatolia olarak bilinen Anadolu’yu çağrıştırdı bende… Müslüman İspanya’ya atfen kullanılan bir kelime Endülüs…40 milyon nüfuslu İspanya’nın 17 özerk bölgesinden biri Endülüs.  Sekiz idari birimden ya da İl’den oluşan bölgenin başkenti de Sevilla… Endülüs özerk bölgesinin sanat, kültür ve ekonomi merkezidir Sevilla. Bizet’in Carmen’i, Mozart’ın Don Juan ve Figaro’nun Düğünü, Rossini’nin Sevil Berberi, Beethoven’in Fidelio’su, Verdi’nin La Forza di Destino’su, Donizetti’nin Maria Padilla’sı gibi hayranlıkla seyrettiğimiz operalara ilham vermiş bir kenttir Sevilla. Türkiye’nin en büyük şairlerinden biri olan Yahya Kemal Beyatlı, Büyükelçiliği sırasında,  “Zil, Şal ve Gül” adlı ünlü şiirini burası için yazmış.

Sevilla Endülüs

Sanata ilham veren bu şehir, UNESCO tarafından da “Müzik Kenti” unvanına layık görülmüş. Diğer taraftan üç dinin mozaik oluşturduğu bir kent olarak da bilinir Sevilla. Sinagoglar, Camiler ve Katedraller kentidir Sevilla. Catedral de Santa María de la Sede olarak bilinen Sevilla Katedrali Gotik Mimari tarz olarak dünyada birinci, kilise olarak dünyanın üçüncü büyük yapısıdır.

??????????????????????? Katedral bir cami yıkılarak yerine yapılmış. Camiden geriye turunç ağaçlarının bulunduğu avlu dışında bir tek minaresi kalmış. Minarenin de tepesine çan ekleyerek çan kulesi yapmışlar. İstanbul’daki Ayasofya Sevilla Katedrali’nden önce dünyanın en büyük katedraliydi. Diğer taraftan Sevilla İspanya’nın Flâmenko merkezi olup, bölgeye özel Sevillano adı verilen bir dansı olduğunu öğreniyorum internetten. Bu tür bilgilerle kendimizi donattıktan sonra, Sevilla yolculuğu için hazırdık.

Sevilla EndülüsGeldiğimiz gün, 7 Mart 2015 Cumartesi günü rezervasyonumuzu yaptırmıştık otelimizden. Otelimiz ya da Marbella’daki bir haftalık evimizden 11 Mart 2015 Çarşamba günü tur otobüsü tarafından saat 06,30 da alınacaktık. Bu nedenle, saat 05,30 da kalkarak, sabah kahvaltımızı odamızda yaptık. Otelimizden 5 dakika uzaklıktaki durakta tur otobüsünü beklemek üzere harekete geçtik. Otobüsümüz tam saatinde gelip bizi aldı. İlk gezginciler bizlerdik. Malaga’ya varıncaya kadar, değişik otel ve tatil köylerinden tur katılımcıları toplandı ve Sevilla yolculuğu başladı. Yolculuk boyunca en çok dikkatimi çeken görüntüler zeytin ağaçları ve oluşturdukları zeytin ağacı denizleriydi. Yer gök, velhasıl her yer zeytinlik ve zeytin ağaçlarıyla doluydu. Sağlı sollu uçsuz bucaksız, dağları tepeleri kaplayan, bakımlı zeytin bahçelerini seyirle geçti yolculuğumuzun bir bölümü. Onca ağacın zeytin hasadı nasıl yapılırdı?  Doğrusu aklımız almadı. Hasadı yapılan zeytin meyvesinin etli kısmı sabah kahvaltılarımızın vazgeçilmezidir.

Sevilla EndülüsHomeros’un “sıvı altın” olarak nitelendirdiği zeytinyağı, soframıza çeşitli işlemlerden sonra gelir. Sıvı altın görünümündeki zeytinyağı yemeklerimizin de vazgeçilmezidir. Uygun koşullarda yetiştirilirse, ekimini izleyen 5-6 yıl içinde, meyve verecek duruma gelir. Zeytin ağacının verimli hale gelmesi, 20 yılı bulur ve giderek de verimi artar. 35-150 yıl arası, ağacın  olgunluk  ve tam verim dönemidir. Sonra, daha yüzlerce yıl yaşar. Oldukça uzun bir yaşamı vardır. Ülkemizde AVM’ler ve HES’ler için zeytinliklerimiz yok edilirken, İspanyollar zeytinlikler denizleri oluşturmuşlar. Bu düşüncelerle internetten zeytin ve zeytinciliğimizi araştırırken, saat 11,00 olmuş ve Sevilla’ya giriş yapmıştık.

İspanya Meydanı Sevilla

İlk ziyaret noktamız, rehberimize göre, Sevilla’nın en etkileyici yerlerinden biri olan İspanyol Meydanı… Meydandaki iki katlı bina Sevilla Üniversitesi ve Endülüs Özerk Bölge Yönetimi hizmet binaları olarak kullanılıyormuş. Plaza de Espana ya da İspanya Meydanı, 1929 yılında yapılması kararlaştırılan İbero-Amerikan Dünya fuarında İspanyanın sanayi ve teknolojik ürünlerinin sergi vitrini olarak tasarlanmış. Sevilla’nın Maria Luisa parkının kenarında,  İspanyol Mimar Anibal Gonzales tarafından projelendirilmiş. Ana bina, yarım daire şeklinde, Art Deco ve Neo Mudejar karışık mimari tarzlıdır diyor rehberimiz.

İspanya Meydanı Sevilla

Ön cephenin tamamı, sırayla çevrelenecek şekilde, İspanyanın illeri ile ilişkilendirilen alegorik resimlerle betimlenmiş. Seramik karolarla süslü 58 loca olduğunu öğreniyoruz. Yarım ay şeklindeki yapıların her iki ucu kulelerle sonlanıyor. Yarım ay şeklinde düzenlenmiş bu yapılara paralel olarak, kayıkların gezebileceği büyüklük ve genişlikte gezinti kanalları oluşturulmuş. Kanallar masalımsı bir hava katmış meydana. Kanalların üzerine yapılmış köprülere ve bezemelerine gelince… Sanki bin bir gece masallarından çıkmışlar gibiydiler.

Sevilla İspanya

İspanyanın dört eski krallığını temsil eden gösterişli seramik çini köprüler vardı önümüzde. Fotoğraf çekimleri için arayıp da bulamadığım cinstendi köprüler. Meydanın tam ortasında fıskiyeli Vicente Traver havuzu bulunuyor. Fıskiyelerinden çıkan su sütunları adeta meydana bakan bina ve kulelerle yarış halindeydi. Havuzun arkasına geçerek ortamı fotoğrafladım. İspanyol Meydanı’nın en önemli görsellerinden biri de, düzenlenmiş olan 58 locanın her birinin önünde, tarihi olayların betimlemesini yapan seramiklerdi. Ateşte açan çiçekler olarak tanımladığımız bezeme araçları her yerde ve her koşulda görmek mümkün İspanya’da…

Sevilla İspanya-002

Fıskiyeli havuzu ve meydanı geçer geçmez, ispanya Meydanı ile Guadalquivir Nehri arasında Maria Luisa Parkı bulunuyor. Oldukça büyük olan bu parkın arazisi 19. yüzyılın sonlarında, park amaçlı olmak üzere,  Prenses Maria Luisa d’Orleans’ın tarafından bağışlanmış. Maria Luisa Parkının özgün düzenlemesi, Fransız peyzaj mimarı Jean Claude Forestier tarafından yapılmış. Park;  pek çok havuz, heykel, anıt, çeşme ve pavyonlarla süslenmiş. Serbest zamanımızda, gruptan ayrı olarak gezme fırsatım oldu parkı. İspanya Meydanı gezilip, anı fotoğrafları çekildikten sonra tur otobüsünde yerlerimizi alıyoruz.

Seville Endülüs İspanya

Av. Portugal’ı izleyen otobüsümüz, Sevilla Üniversitesi’nin bulunduğu dairesel kavşağa ulaştıktan sonra kuzeye yönelerek, Coulomb Anıtı’nın bulunduğu bölgeye gidiyor ve bizleri uygun bir yerde bırakıyor. Rehberimizin peşinden anıtın bulunduğu parka giriyoruz.

Sevilla Endülüs

Sevilla İspanya’nın güneyinde bir iç şehir olmakla birlikte  Guadalquivir nehri sayesinde 87 km uzaklıktaki Atlas Okyanusu’na bağlanır. Bu nehir sayesinde Kolomb gibi denizciler yelkenlileri ile birlikte Sevilla’dan yola çıkıp Yeni Dünya’yı keşfe çıkarlar. Bu çıkışların şehre dönüşü altın ve diğer ticari mallar ile olur. Yeni Dünya’nın nimetlerinden ilk Sevilla nemalanır. Bundan ötürüdür ki Coulomb’un yelkenlisi ile sembolize edildiği anıtının yanı sıra Sevilla Katedrali’nde mezarı da bulunmaktadır. Anıtın içinde bulunduğu yer Alkazar Saray bahçelerinin bir parçası olmalı… Bitki çeşitliliği ve asırlık kök salmış ağaçlarıyla tam bir botanik bahçesi. Buradan, Santa Cruz olarak bilinen Eski Sevilla ya da Old City Sevilla’nın beyaz boyalı, iki kişinin yan yana zor geçebileceği dolambaçlı sokaklara girecek ve sonunda Sevilla Katedrali’ne ulaşacağız. Antik Sevilla’nın sokaklarında buluşmak üzere…

 

Etiketler: , , , , , ,

Antik Ronda-Old City Ronda Endülüs

Endülüs İspanya

Bizim Endülüs’te bulunduğumuz Mart ayının ikinci haftası, baharın bütün güzelliği ile kendini gösterdiği zamandır.  Endülüs’te bahar biraz da yaz başlangıcını andırmaktadır . Hafif giyinmelisiniz ama aniden bastırabilecek bir yaz yağmuruna da hazırlıklı olmalısınız. Bu zamanlarda dünyamızın kuzey yarım küresinde doğa canlanır… Eriyen karların oluşturduğu ırmaklar ve çağlayanlar bir an önce denize ulaşma telaşına kapılırlar ve geçtikleri her yere hayat verirler. Yaşama ve yaşatma sevinci aşılarlar. Ağaçlar ve meralar yeşillenir, meyveli ağaçlar çiçek açar. Her yer bir başka güzelliğe bürünür ve yöredeki insanların yaşama sevinci artırır.

Endülüs İspanya

Güzelleşen ve dünyadaki cennete dönen yerlerden biri de üç gündür konuk olduğumuz Endülüs’tür. Endülüs’teki her yer çok güzel, çekici ve gizemlidir ama sanatçılara ilham kaynağı olan Ronda bir başka güzeldir. Endülüs’ün en eski ve zamanında en aristokrat kentlerinden biri olarak biliniyor Ronda.

Endülüs İspanya

İsa’dan 600 yıl önce kurulmuş bir Orta Çağ kenti. İki önemli dinin, İslam ve Hıristiyan dinlerinin izlerini taşıyan Endülüs’ün en eski yerleşim yerlerinden biri. Son derece korunaklı ulaşılması zor bir yerde Keltler tarafından kurulmuş Eski Ronda… İlk boğa güreşi arenası da burada, 1785 yılında açılmış. 

Endülüs İspanya

700 yıl boyunca İspanya’ya egemen olmuş Mağribîlerin İspanyollara en son teslim ettikleri bir Endülüs kalesi. El Tajo Kanyonu kentin tam ortasından geçmekte olup, kentin iki yakası Puento Nuevo olarak bilinen Yeni Köprü ile birleştirilmiş. Adı her ne kadar yeni olsa da 200 yıl önce yapılmış. 200 yıl önce böylesine ilginç, gizemli ve devasa bir köprünün nasıl yapıldığına şaşmamak elde değil. Kanyonun daha aşağılarında ise 11. yüzyılda yapılmış olan Puento Vieja, yani fotoğraflık olmuş olan eski köprü bulunuyor.

???????????????

Yeni Köprü’yü başlangıç noktası seçersek, Ronda’nın kuzeyinde görülmesi gereken yerlerden birincisi Endülüs Plaza de Toros olark adlandırılan eski Boğa Güreş Arenası’dır. 1785 yılında yapılan bu arenada birçok ünlü matador yetişmiş. Giriş kapısı önünde iki matadorun heykelleri bulunuyor. Modern boğa güreşine ‘’Ronda Tarzı’’ uygulamayı armağan eden boğa güreşinin babası ve bana göre boğaların katili Pedro Romero, adını matadorlar tarihine altın harflerle yazdırmış.

Ronda Endülüs

Plaza del Socorro olarak meydanı da görmeden gitmek olmaz. Meydan çevresinde onlarca kafeteryanın yanı sıra bir de kilise yer almaktadır. Alman lirik şiirinin en önemli temsilcilerinden biri olan Rilke’nin heykeli de bu meydanda yerini almış. Ayrıca bir havuzun içindeki sekizgen kaide üzerine konuşlandırılmış Herkül ya da Herküles, yanlarında bulunan iki aslanla dikkatimizi çekti. Bir an için bereket tanrıçası Kibele çağrışımı yaptı bende…

Endülüs İspanya

Bu meydandaki büfelerden birinden aldığımız sandviçlerle açlığımızı giderdikten sonra, ara sokaklardan geçerek Yeni Köprü’yü en iyi görebileceğim teraslanmış bir bölgeye ulaştım. Teraslanmış ve bir mesire yerine dönüştürülmüş bu bölgeden, dönemeçli merdivenlerle kanyonun dibine kadar inmek mümkün… Ancak buna zamanımız yok. Antik kentin diğer bölümü Yeni Köprü’nün güneyinde kalıyor.

Endülüs İspanya

Rehberimizin peşine takılarak gezimizi sürdürüyoruz. Marbella ve Avrupa’daki diğer antik kentlerde olduğu gibi dar ve kıvrımlı sokaklardan geçerek yürüyoruz. Sokaklar, duvarlar ve balkonlar çiçeklerle gelin gibi süslenmiş. İç avlulu, renkli fayanslarla bezeli siyah ferforje dar balkonlu ve az katlı yapılar arasından geçmek heyecan verici bir duygu…

 

Endülüs İspanya

Bu dar ve muhteşem sokaklardan sonra aniden karşımıza çıkan meydanlarda Endülüs İslam sanatı ve mimarisinin en nadide eserleri ile karşılaşmak apayrı bir duygu yaratıyor insanda. Bunlardan biri Santa Maria la Mayor Kilisesi… M.S. 5.yüzyılda bir Roma bazilikası olan yapı Endülüs Emevi Devleti döneminde camiye dönüştürülmüş.

Endülüs İspanya

Katolik Hükümdar Ferdinand’ın kenti fethetmesinden sonra, 1485 yılında, Enkernasyon’un Meryem Kilisesi olarak inşaatına başlanmış. Hıristiyanlığın enkarnasyon ya da beden alma doktrini oldukça ilginç… Bu doktrine göre İsa Mesih, insan bedeni almış Tanrı’dır. İsa hem Tanrı hem de insan özellikleri taşır. Bakire Meryem’den doğmuştur. Bu da İsa’nın ana rahmine doğaüstü bir şekilde düşmesine karşın doğumunun tamamen doğal olduğu anlamına gelir. İsa beden almış Tanrı olduğu için annesi Meryem de ilk Hıristiyan inanç bildirgelerinde “Tanrı’nın Annesi” ya da “Tanrı’yı doğuran” olarak adlandırılır.

???????????????

Santa Maria Kilisesi’ni de geride bırakarak, Ronda Şarap tadım atölyesinin yolunu tutuyoruz. Bodegas Sangre de Ronda olarak adlandırılan şarap tadım atölyesi Ronda merkezine sadece bir kaç metre uzaklıkta bulunuyor.

???????????????

Şaraphane Sangre de Ronda ya da Ronda kan şarap tadımı atölyesine rehberli turlar düzenlendiğini öğreniyoruz. Atölyeye girişte her birimize plastikten bardaklar veriliyor.  Kendi ürettikleri şarap fıçılarını musluklara bağlamışlar. Bildiğimiz çeşmelerin musluklarından değişik aromalarda kırmızı şarap akmakta…

???????????????

Ayrıca şarap fıçılarına da musluklar takmışlar. Değişik musluklardan değişik aromalı kırmızı şarap tatma fırsatını yakaladık. Yapının üst katları Şarap Müzesi haline getirilmiş. Şarapçılık ve üzüm bağlarının yazı ve fotoğraflarla anlatıldığı müze oldukça ilginç ve yararlı geldi bana. Zamanımız kısıtlı olduğundan, hızla katları dolaştım ve fotoğraflarını çektim.

???????????????

Müzeden ayrılarak El Tajo Kanyonu’na doğru yürümeye başladık biraz daha fotoğraf çekebilmek için…

 
 

Etiketler: , , , , ,

Ronda-Endülüs’ün Dağlı Güzeli

Ronda

Endülüs İspanya10 Mart 2015 Salı günü Puerto Banus Melia’daki bir haftalık evimizde erken kalkmış ve saat 07,30 da kahvaltımızı bitirmiştik. Tatlı ve heyecanlı bir telaş içindeydik. Buraya gelir gelmez rezervasyonlarını yaptırdığımız turlardan ilkine katılacaktık. Turizm broşürlerinde Costa del Sol olarak tanımlanan Güneş Sahili’nin gözbebeği olan Puerto Banus’tan, dağlık bir bölgedeki Ronda’ya gidecektik. Deniz seviyesinden 750-800 metre yükseklikte, oldukça derin bir kanyonun yamaçlarına kurulmuş Ronda.

Endülüs İspanya‘’El Tajo’’ kanyonunun kıyısındaki dik kayalıkların üzerine kurulmuş olmasından olsa gerek, Ronda’ya Endülüs’ün Dağlı Güzeli adını vermiş bazı gezginler. Endülüs’ün dağlı güzeline bir an önce ulaşmak için Melia Otelden ayrılıyoruz. Tur otobüsünün saat 9,40 ta bizi alacağı, bir gün önceden yerini belirlediğimiz, Shell Petrol istasyonunun yanına gidiyoruz. Yanlış bir noktada beklediğimiz için, otobüsü bulmak için heyecanlı bir koşuşturma olduysa da, saat 9,45 te kaptanın arkasındaki koltuklarda yerimizi almıştık.

Endülüs İspanyaKaptanımız, yaklaşık 60 km uzaklıktaki Ronda’ya doğru harekete geçti. Yol boyunca dağların ve vadilerin aşılması gerekiyor. Bir tarafının derin vadilerden oluştuğu tek şeritli dönemeçli yollar insana biraz ürküntü verse de penceremizdeki görüntülerin her biri tablo gibiydi. Küçük göller, küçük göllere kavuşan küçük dereler, çiçeklerle bezenmiş ağaçlar, gürgen ve asırlık çam ağaçları… Yemyeşil tarlalar ve uzaktaki sisler arasında bir görünüp, bir kaybolan mor dağlar… İnsanı mest eden bir ortam ve bahar havası…

Endülüs İspanya

Bizim Endülüs’te bulunduğumuz mart ayının ikinci haftası, baharın bütün güzelliği ile kendini gösterdiği zamandır.  Biraz da yaz başlangıcını andırmaktadır Endülüs’te bahar. Hafif giyinmelisiniz ama aniden bastırabilecek bir yaz yağmuruna da hazırlıklı olmalısınız. Bu zamanlarda dünyamızın kuzey yarım küresinde doğa canlanır… Eriyen karların oluşturduğu ırmaklar ve çağlayanlar bir an önce denize ulaşma telaşına kapılırlar ve geçtikleri her yere hayat verirler. Yaşama ve yaşatma sevinci aşılarlar. Ağaçlar ve meralar yeşillenir, meyveli ağaçlar çiçek açar. Her yer bir başka güzelliğe bürünür ve yöredeki insanların yaşama sevinci artırır.

Endülüs İspanya

Güzelleşen ve dünyadaki cennete dönen yerlerden biri de üç gündür konuk olduğumuz Endülüs’tür. Endülüs’teki her yer çok güzel, çekici ve gizemlidir ama sanatçılara ilham kaynağı olan Ronda bir başka güzeldir. Yaklaşık iki saatlik bir yolculuktan sonra Ronda’ya ulaşıyoruz. Rehberimizin yol boyunca yaptığı İngilizce bilgilendirme çalışmaları ve internetten edindiğim bilgileri birleştirecek olursam…

Endülüs İspanya

Endülüs’ün en eski ve zamanında en aristokrat kentlerinden biri olarak biliniyor Ronda. İsa’dan 600 yıl önce kurulmuş bir ortaçağ kenti. İki önemli dinin, İslam ve Hıristiyan dinlerinin izlerini taşıyan Endülüs’ün en eski yerleşim yerlerinden biri. Son derece korunaklı ulaşılması zor bir yerde Keltler tarafından kurulmuş Eski Ronda. İlk boğa güreşi arenası da burada, 1785 yılında açılmış. 700 yıl boyunca İspanya’ya egemen olmuş Mağribîlerin İspanyollara en son teslim ettikleri bir Endülüs kalesi.

Endülüs İspanya

Kente girer girmez, iki inanıştan da silinmeyen izlerle bezenmiş beyaz badanalı evlerle karşılaşıyoruz. El Tajo kanyonuna giderken ilk bilgilendirme noktamız Iglesia de Nuestra Senora de la Merced. 1585 tarihinden kalma bir bahçe içindeki manastır kilise olarak kullanılıyor.

Endülüs İspanya

Hemen yanında en eski arena, Plaza de Toros…1785 yılında yapılan bu arenada birçok ünlü matador yetişmiş. Giriş kapısı önünde iki matadorun heykelleri bulunuyor. Modern boğa güreşine ‘’Ronda Tarzı’’ uygulamayı armağan eden boğa güreşinin babası ve bana göre boğaların katili Pedro Romero, adını matadorlar tarihine altın harflerle yazdırmış. Arenayı geçiyoruz ve en çok merak ettiğim El Tajo Kanyonu ve üzerindeki köprüye geliyoruz.

?????????????

Alman lirik şiirinin en önemli temsilcilerinden biri olan Rilke, kentin tam ortasından geçen derin “El Tajo” Kanyonu ve Ronda için hayranlığını aşağıdaki cümlelerle anlatmış. ‘’Uçurumlarla iç içe, her an aşağı uçacakmış gibi duran evleri ve dik sokakları ile son derece etkileyici, özel bir yer. Dünyada eşi benzeri olmayan bu Kent, ırmağın üzerinde yüksek bir bayırın üzerine kuruludur. Bir meydanı vardır çeşmesi olan; banklar vardır meydanda ve bankları gölgeleyen kocaman ağaçlar. Evlerin balkonları meydana bakar. Altı sokak açılır meydana. Meydanı çevreleyen evler bir kemer altı oluşturur. Öyle ki, güneş cayır cayır kavurduğunda insan kemer altının gölgesinde dolaşabilir. Meydanın üç yanı da kemerlidir, dördüncü yanında da ağaçların gölgelediği bir kaldırım vardır. Bu ağaçlar ırmağın aktığı yarın kıyısındadır. Yarın yüksekliği 300 kademdir.” 

Ronda (130)

Çanlar Kimin İçin Çalıyor adlı kitabın yazarı Ernest Hemingway de Ronda hayranlarından biri olup, romanını bu yörede yazmış. Hemingway romanın bir yerinde El Tajo Kanyonu ile ilgili olarak ‘’Elleri arkadan bağlanmış faşistler bu meydanda toplanıp, biraz ilerideki uçurumlardan aşağıdaki Tajo Nehri’ne atılmışlardı. Faşistlerle dövüşenlerden biri, bu ceza yöntemini şöyle açıklamıştı etrafını çevirenlere: “Kurşunları ziyan etmek istemiyoruz. Daha çok faşist öldürebilmek için onlara ihtiyacımız olacak.”

Endülüs İspanya

Romandakiler ne kadar gerçeği yansıtmaktadır, bilemem ama… Faşist de olsalar uygulanan yöntemi doğru bulmadım, boğaların öldürülmesini doğru bulmadığım gibi… Ronda ile ilgili olarak kaleme aldığım yazı dizisinin ilkinde panoramik bir bakışla yaklaştım turumuza. Ayrıntılı bilgiler sonraki yazı dizilerimde…

 

 

 

Etiketler: , , , ,

Antik Marbella-Old City Endülüs

Antik Marbella10

Antik Marbella9 Mart 2015 Pazartesi katılacağımız bir tur olmadığından, serbest günümüzdü. 10 Mart Salı günü Ronda turumuz var. Marbella’dan 50 km uzaklıkta olduğunu öğrendiğimiz tur için kişi başına 36 Euro ödedik. Rezervasyonu yapan Halkla İlişkiler Müdürü Sofia, kalkış noktasının 15 dakikalık yürüyüş mesafesinde olduğunu söyledi. Verilen rota uyarınca, Melia Banus’tan yaklaşık 500 metre uzaklıktaki A7 otoyolunu bir üst geçitle geçtik.  Sonra da yaklaşık 150-200 metre ileride ve soldaki Shell akaryakıt istasyonu içerisinde Avis noktasına ulaştık.

????????????????

Antik Marbella-001Tur otobüsünün kalkış noktasını bulmuş olmanın rahatlığı ile geri döndük.  Eski Marbella’yı keşfetmek üzere, bir önceki gün bindiğimiz belediye otobüslerinin kalkış noktasına gittik. Saat 13,00 sıralarında bindiğimiz otobüs, saat 13,20 de Marbella Centro durağına ulaşmıştı. Durağın bitişiğindeki Museo Bonsai olarak tanıtılan Alameda Parkı’na girdik. Ateşin çiçeklere dönüştüğü seramiklerle kaplı havuzlarının fıskiyeleri çalışıyor ve parka ayrı bir hava katıyordu.  Botanik Parkı özelliği bulunan Alameda’da bir hayli fotoğraf çektikten sonra, karşı tarafa, Old City olarak tanımlanan Eski Marbella tarafına geçiyoruz.

Antik Marbella5

Bizi Plaza Africa ve İspanyol Bankası BBVA’nın bir şubesinin bulunduğu meydana götürecek bir sokağa giriyoruz. Tertemiz, ayna gibi parlıyor sokak.  Mozaik ve karo döşenmiş yollara… Mozaikler Roma dönemi taklitleri, ancak gerçekmiş gibiler. Plazza Africa ve Afrika Meydanı diyebileceğimiz dikdörtgen bir alana masa ve sandalyeler konulmuş.

????????????????

Antik Marbella1Melia Marbella Banus’un Halkla İlişkiler sorumlusu Sofia burasını önermişti. Plazza Africa da aile işletmesi Marbella Churreria –Chocolateria bulunuyor. Churreria –Chocolateria, çikolata sosuna batırılarak yenen, kızartılmış mayalı hamurdan yapılan geleneksel bir tatlı çeşidi. Melia’nın Halkla ilişkiler sorumlusu Sofia, Churreria –Chocolateria  mutlaka tadılmalı demişti. Çikolata sosu almayıp, üzerine toz şeker ekenler de vardı. Biz çikolata soslu olanını tercih ettik. Tatlımızı yerken, karşımızdaki yerel bir sanatçı da viyolenseli ile müzik ziyafet çekmekteydi  Plaza Afrikca’dakilere.

Antik Marbella2Viyolonseli görünce aklıma lise yıllarım geldi. Viyolonseli değil ama keman üzerine iki yıl çalışmıştım. Keman ailesinden dört telli ve bas sesli bir çalgı olan viyolonsel ya da çello, 16. yüzyılda ilk örnekleri Fransa’da ortaya çıkmış müzik enstrümanlarından biri. Bu çalgının şekli kadın vücudunu andırır. Başlangıçta beş telli olarak yapılan viyolonsel, önceleri orkestrada bas sesleri desteklemek için kullanılmıştır. Tek başına belirgin bir çalgı olarak ortaya çıkması ise 18. yüzyılda olmuştur.

????????????????

Viyolonsel “insan sesine en yakın” ses çıkaran müzik âletidir. Müzik ziyafeti eşliğinde çukulata soslu yerel tatlımızı yedikten sonra, eşim beğenisini göstermek adına, sanatçının, önüne açık olarak koyduğu viyolonsel kabına 1 Euro bıraktı. Diğer dinleyiciler de 1 ya da 2 Euro bırakarak sanata desteklerini sürdürüyorlardı.

????????????????

Marbella’nın Eski Şehri Old City Marbella, Costa del Sol kıyı bandı içindeki en keyifli yerlerden biri… İyi korunmuş ve bakımlı eski yapılar, sanat galerileri, butik alış veriş yerleri ve daracık sokaklardan sonra birden karşımıza çıkan masalımsı meydanlar… Önce Yunanlılar, sonra da Kartacalılar ve Romalıların yönetiminde kalan Marbella, 6. Yüzyıldan itibaren Arapların yönetimine girmiş. Araplar buraya portakal, limon, şeftali, şeker kamışı ve pirinç getirmişler.  

????????????????

Üç girişi olan bir kale yaparak, kendilerini Hıristiyanlardan korumak istemişler. Bir hendek ve bir duvarın kalmış kaleden günümüze. Old City, kale çevresindeki 90 000 m2 lik bir alanı kapsıyor. Labirent biçimli sokaklarına giriyoruz eşimle Eski Şehrin. Dar ve labirent/dolambaçlı sokaklar tipik mozaiklerle kaplanmış. Bir an için kendinizi Eski Roma sokaklarında zannediyorsunuz.  

????????????????

Roma tarzı mozaiklerle kaplanmış dar ve kıvrımlı sokaklardan, pencere ve balkonlarından sardunyalar sarkan Arnavut kaldırımlı dar sokaklara geçiyoruz. Sokaklar, duvarlar ve balkonlar çiçeklerle gelin gibi süslenmiş. İç avlulu, renkli fayanslarla bezeli siyah ferforje dar balkonlu ve az katlı yapılar arasından geçmek heyecan verici bir duygu… Bu dar ve muhteşem sokaklardan sonra aniden karşımıza çıkan meydanlarda Endülüs İslam sanatı ve mimarisinin en nadide eserleri ile karşılaşmak apayrı bir duygu yaratıyor insanda.

????????????????

Endülüs döneminden kalan çeşmeler ve havuzlardaki fıskiyelerden gelen su sesleri insanı mistik diyarlara sürüklüyor. Dar ve dolambaçlı sokakların duvarları, başta sardunyalar olmak üzere, değişik çiçeklerle bezenmiş. Bu sokaklardan sonra karşımıza çıkan meydanlar portakal ve turunç ağaçlarıyla kaplı… Çölde bir vaha duygusu bırakıyor insanda. Yaşama sevincinizin arttığını hissediyorsunuz.

????????????????

Bu vahalardan biri de Turuncu Meydanı olarak dilimize kazandıracağımız Plaza de los Naranjos… Old City’nin, kalabalık bir alış veriş bölgesinin merkezinde yer alıyor. Marbella yerel yönetim binaları da burada bulunuyor. Belediye bütün işlerini bu meydana bakan merkezinden yönetiyor. Ünlü portakal ve turunç ağaçlarının yer aldığı bu meydanın tarihi 1485 yılına kadar uzanmakta…  Marbella’nın kalbi ve Costa del Sol’un en güzel meydanlarından biri olan Plaza de los  Naranjos, Kastilya Kralı Ferdinad’ın emriyle bir Hıristiyan tasarımı olarak ortaya çıkmış. Turuncu meydanının ortasında İspanya Kralı Juan Carlos’un heykeli ile 1604 tarihli bir çeşme de bulunmaktadır.

????????????????

Turuncu meydanı gezip, fotoğraflarımızı çektikten sonra, bir başka ünlü yapıya, Saint Mary Katedrali’ne doğru harekete geçiyoruz. Tarihi 1485 yılına kadar uzanıyor. Katolik krallar tarafından yaptırılmış. İspanya iç savaşı sırasında zarar gören Katedral yenilenmiş. Katedralin batı ve kuzeyden olmak üzere iki girişi bulunuyor.

????????????????

Ana giriş cephesi Rokoko tasarımı ile kırmızı taştan yapılmış. Kapısı Korint sütunlarıyla çevrili… Tonoz yapılı çatısı olan üç nefli bir yapı katedral. Tüm sunak ve heykeller modern ve gözalıcı… Üstünde iki katlı, piramit külahlı ve kiremitle kaplı olan uzun bir çan kulesi bulunuyor. 33 metre yüksekliğinde olduğu söyleniyor. Kule, çan ve saatleri ile dört bölümden oluşmaktadır. Eski Çan doğu tarafında bulunmakta olup; kuzey tarafında ‘’Holy Trinity’’ olarak adlandırılan çan, batısında ‘’Aziz Barnabas’’ olarak adlandırılan çan ve güneyinde de ‘’Enkarnasyon’un Virgin’’ olarak adlandırılmış.

Antik Marbella10

Önemli turistik objelerden biri haline gelmiş. Oldukça fazla ziyaretçisi vardı. Saint Mary Katedrali’nin ziyareti sonrasında yorgunluk gidermek ve karnımızı doyurmak istiyoruz. Dar ve dolambaçlı sokaklardan sonra karşımıza çıkan küçük meydanlardan birinde servis yapan lokantalardan birinin meydandaki masalarından birine oturup, öncelikle birer bira söylüyoruz.  Menüyü gözden geçirip, siparişimizi veriyoruz. Karnımızı doyurup, biralarımızı içtikten sonra, Melia Banus Marbella’daki evimize dönmek üzere otobüs durağının yolunu tutuyoruz…

 

Etiketler: , , , , , , ,

Marbella Sahillerindeki Yeşil Yol-Viva Verde

????????????????

????????????????Bir dönem Avrupa Jet sosyetesi ile Suudi Kral ve prenslerinin gözbebeği olan Marbella, Endülüs’te yer alan bir cennet köşesi olarak biliniyor. Costa Del Sol olarak bilinen Güneş Sahilleri ile Dünyadaki en iyi 10 plajdan biri de bu cennet köşesinde bulunuyor. 26 km uzunluğundaki plajlara sahip olan bu kent eski bir Roma yerleşim birimi olarak karşımıza çıkar. Tarihi M.Ö. 1600 yılına kadar uzanan Marbella, balıkçılık ve çiftçilik yapan halkın bir kasaba iken, yılda 5 milyon turisti ağırlar hale gelmiş.

????????????????Akdeniz ikliminin hâkim olduğu 150.000 nüfuslu Marbella, İspanya’nın en popüler tatil yerlerinden biri. Yaz aylarında gelen ziyaretçilerle beraber nüfusu 800.000’i geçiyor. Yılın 300 günü güneş alan bu kentte yaşam hiç bitmemekte. Marbella sahilleri tüm dünyada olduğu gibi, tatil köyleri, oteller ve yazlık villalarla dolu. Puerto Banus ile Marbella arasındaki sahil şeridi de öyle…8 Mart 2014 Pazar sabahı belediye otobüsüyle gittiğimiz Marbella’yı panoramik olarak gezip, Puerto Banus’taki evimize dönmüştük.

????????????????

Ancak, aklım Marbella’daki Keyif Bulvarı olarak tanımlayabileceğim Paseo Maritimo ve uzantısı olan Yeşil yolda kalmıştı. Bu yoldan yürümeliydim. Bir bölgeyi keşfetmenin en iyi yolu yürüyerek ve fotoğraf çekerek gezmektir. Eşimle balkonumuzda çay keyfi yaptıktan sonra, çevreyi, özellikle Puerto Banus ile Marbella arasındaki Güneş Sahili’ni keşfetmek için odamızdan ayrıldım. Eşim dinlenmek istemişti.

Marbella Endülüs İnternetten yaptığım araştırmaya göre, Puerto Banus ile Marbella arasındaki ulaşım ağı Golden Mile olarak tanımlanıyor. Golden Mile olarak tanımlanan Altın Yol, Puerto Banus’tan başlayıp, Marbella’nın batı kenarına kadar 7 km.lik bir bölümü kapsıyor. Golden Mile üzerinde çalışan oto yol kenti ikiye bölmüş. Otoyol boyunca iş merkezleri, beş yıldızlı oteller, golf sahaları ve diğer turistik oteller ile tatil siteleri yer almış. Otoyolun kuzey tarafı Blanca Dağı’na yaslanmış olup, halen gelişme halindedir.

????????????????Otoyolun güneyinde kalan sahil kesimi ise tamamen gelişmiştir. İnternetten edindiğim bu bilgiler doğrultusunda, Puerto Banus’tan Marbella’ya doğru harekete geçtim. Rotam üzerinde birçok önemli plaj bulunuyor. Deniz ağzı kapatılarak yapay gölet ve sazlığa dönüştürülmüş nehri geçtikten sonra ilk karşılaştığım plaj Playa de Rio Verde… Yaklaşık 1500-1600 metre uzunluğundaki bu plajın kumları ince ve güzel olup, deniz dalgasızdı.  Başlangıç noktasında Las Cuchis La Playa Fantastica adlı bir kıyı restoranı var. Restorana bağlı olarak masa sandalye ve kiralık şezlonglar bulunuyor. Mevsim gereği olsa gerek, pek fazla müşterisi yoktu.

Marbella Endülüsum

Biraz ilerleyince bir tatil sitesi müşterilerinin kıyıdaki kumlara yayılarak güneşlendiklerini görüyorum. Yaklaşık 25 dakika yürüdükten sonra denize ulaşan, ancak suyu olmayan küçük bir ırmak ve üzerindeki köprü karşıma çıkıyor. Köprünün sol tarafına dikilmiş oldukça büyük bir levha üzerinde ‘’Viva Verde’’ yazmakta olup, iki daireden birinin içinde yürümekte olan bir yaya, diğerinde ise bisiklet vardı.

Marbella EndülüsV

Viva Verde’nin Yeşil Yol anlamına geldiğini öğreniyorum. Puerto Banus ile Marbella arasındaki Golden Mile-Altın Yol’un bir parçası olmalı diye düşünüyorum. Beş dakika sonra da Güneş Sahili’nin en güzel plajlarından birine daha Playa de Casaplanca’ya ulaşıyorum. Güneş Sahili ile tatil siteleri ve beş yıldızlı oteller arasında bulunan Yeşil Yol’un buraya kadar olan bölümü sıkıştırılmış toprak olarak düzenlenmiş.

????????????????

Viva Verde’ye girdiğim andan itibaren Yeşil Yol’daki yaya ve bisiklet trafiği artmış durumda. Avrupa’daki Yerel Yönetimler yürüyüş ve bisiklet yollarını kentin bir parçası olarak benimsemiş. Hafif aerobik sınıfına giren yürüyüş ile ağır aerobik sınıfına giren bisiklet sporunu teşvik ediyor ve öncelik tanıyorlar.

???????????????? İnsanlık tarihinin %99 luk bölümü Paleolotik Çağ olarak tanımlanıyor. Bu çağdaki atalarımız meyve toplayıcı ve avcı topluluklar halinde yaşamaktalar. Avlanmak ve meyve toplamak için de günde 15-20 km yürümek ve koşmak zorundaydılar. Bedenimizin her türlü eylemlerini sağlayan ve denetleyen ilkel beynimiz, bizim hala paleolitik çağda yaşadığımızı sanmakta… Hareketsizliği ve emekliliği reddetmekte fiziksel beynimiz… Hareketsizlik ve emekliliği karakış ya da kuraklık olarak algılamakta, acil olanlar dışındaki devreleri kapatmaktadır.

????????????????Bağışıklık sistemi çöktüğü gibi, bedenimizdeki karaciğer, dalak, mide gibi birçok organ çalışmasını sonlandırmaktadır. Çağdaş tıp, hastalıklardan korunmak ve bağışıklık sistemini güçlendirmek için yürümeyi, kaslarımızın gelişmesi ve çoğalması için de ağır aerobiğin bir parçası olan bisiklet sporunu öneriyor. Bu düşünceler arasında, Viva Verde’de, bisikletliler ve yayalar arasında yürüyüşümü sürdürüyorum. Viva Verde’de dikkatimi çeken ve çok hoşuma giden bir yapılanma ile karşılaştım. Her şeyden öce, en doğal ihtiyaçlarımızdan bir olan tuvalet ihtiyacı çözülmüştü burada.

????????????????Ortalama 500 metrede bir temiz, bakımlı ve ücretsiz tuvaletler vardı. Yeşil Yol olarak tanımladığım Viva Verde üzerinde, yorulan yayalar için banklar konulmuştu. Bunlar arasında ateşin çiçeklere dönüştüğü seramiklerden yapılmış banklara da rastladım. Ayrıca su, meşrubat, bira ve benzeri içeceklerin bulunduğu büfelerin yanı sıra plaj bölgesinde yemek yiyebileceğiniz, panoramik deniz keyfi yapabileceğiniz, sörf yapanları izleyebileceğiniz restoranlar da vardı. Açıkçası her şey insanlar içindi. Avrupa kentlerinin birçoğunda ‘’Keyif Bulvarı’’ olarak tanımlayabileceğimiz ‘’Paseo Maritimo’’ gibi yerler vardır.

????????????????Viva Verde’nin Marbella girişine yaklaştığımız yerdeki adı ‘’Paseo Maritimo’’ dur. Gerçekten de bir keyif bulvarıdır Viva Verde ve uzantısı… Aileler çocuklarını bisikletleriyle birlikte yanlarına almışlar. Şimdiden bisiklet sporu alışkanlığını kazandırmaya çalışıyorlar. Bir taşla üç kuş vurmaktan öte bir uygulama bunlar. Sağlık üzerindeki etkilerinin yanı sıra ulaşımda kullanıldığı için keseye yararlı, ulaşım giderleri azalıyor.

Marbella Endülüs

Bisikletlerde yakıt kullanılmadığından, sera etkisi yapan karbon salınımı yok ve çevreci araçlar. Daha yaşanır ve güzel bir dünyaya katkıları var. Palmiye ağaçları arasında süren yolculuğumuz devam ediyor. Sahilde güneşlenenler ve denize girenler görülüyor. Coğrafik konumu ve kıyı bölgelere sığınak olan La Concha Dağı sayesinde Marbella kendine özgü mikro iklim özelliklerine sahiptir. Sene boyunca hava ılımandır – ne sert kışlar ne de boğucu yazlar vardır- ve hazirandan eylüle kadar hemen her gün, aynı zamanda mart – ekim arası sıcak günlerde hatta bazı kasım günlerinde bile güneşlenebilirsiniz. 

????????????????

Palmiyeler arasında yürür ve kumsallardaki keyifli insanları izlerken zamanın  nasıl aktığının farkına bile varmamıştım. Saatime baktığımda bir saate yakın yürüdüğümü ve Playa de La Fontanilla’ya geldiğimi görüyorum. Sahil uzunluğu 1000 metreden fazla olan Fontanilla’nın sahil genişliği de 30 metreden fazla olup, bir kent plajının bütün beklentilerini karşılayacak özellikte… Kiralama sisteminin olduğu bölgelerinde bol miktarda şemsiye ve şezlong var ücretli olarak. Kiralama istemezseniz, diğer bölgelerinde denize girersiniz kendi şemsiyenizle. Deniz sonrası duş alabileceğiniz ücretsiz yerler var her yerde. Gıpta ettim Marbella Belediyesi’nin uygulamalarına…

????????????????

Fontanilla plajını gözden geçirerek yürümüş ve marinaya kadar gelmiştim bu arada. Bir saat 15 dakika yürümüştüm Viva Verde ve uzantılarında. Yorgunluk atmak için, Fontanilla’nın panoramik görüntüsünü alan bir kafeye oturup, 1,90 Euro’ya bira içtim. Yanın da da promosyon olarak zeytin vermişlerdi. 20 dakikalık bir moladan sonra Keyif Bulvarı olan Paseo Maritimo’da geri dönüş yolculuğu başladı Puerto Banus’a doğru. Yeşil Yol olarak tanımladığım Viva Verde üzerinde sıkı ve tempolu bir yürüyüşle otelimiz Melia’daki butik dairemize dönmüştüm…

 
 

Etiketler: , , , , , , ,

Marbella-Bir Endülüs Cenneti

Marbella Costa Del Sol

Antik Marbella8 Mart Pazar sabahı Puerto Banus Marbella Melia oteldeki 1+1 tipindeki süit dairemizde, İstanbul’dan getirdiklerimizle sabah kahvaltımızı yaptık. Şelaleli havuzları ile dünyadaki cennetlerden birini andıran otel bahçesi ile Endülüs’ün sıcak denizine bakan balkonumuzda çay keyfi de yaptıktan sonra alış veriş için çıkıyoruz. Ronda, Sevilla ve Cordoba çevre gezilerine katılmaya karar vermiştik. Bu nedenle, kahvaltı ve yemeklerimizi dairemizde ya da otel dışında bir yerlerde yemeliydik. 

Marbella Dali Meydanı

Çok geç geldiğimiz akşamlar da dairemizde yiyecek bir şeyler olmalıydı. Bir gün önceden, yaklaşık 1 km uzaklıkta olan, Hipercor Centro Comercial Costa Marbella adlı alış veriş merkezinin yerini öğrenmiştim.

Marbella Malaga İspanya

Eşimin söylediğine göre El Corte İngels adı altında faaliyet gösteren Hipercor’a gitmek üzere, otelin önünden hareke geçtik. Yaklaşık 500 metre sonra, Urb. Los Granados Caddesi’ne ulaştık. Güney batı yönünde 300 metre ilerledikten sonra da bir döner kavşağa vardık. Güzel bir peyzaj uygulamasının olduğu kavşak merkezinde Sürrealist sanatçı Salvador Dali’nin Gergedan adlı yapıtı yer alıyordu.

Marbella Melia BanusGergedan, gergedangiller familyasından bugüne kadar soyunu sürdürebilmiş kara hayvanları içinde filden sonra en iri olan hayvan türüdür. Gergedan Boynuzunun cinsel gücü artırıcı (afrodizyak) etkisi olduğuna inanılıyor. Salvador Dali, güncesinde, “Bir kez daha Sigmund Freud’a teşekkür ediyorum. Büyük doğrularını daha yüksek sesle ilan ediyorum” diyerek, gerçeküstücüler üzerindeki Freud etkisini açıkça ifade eder. Sonra da, tipik bir Dali havai fişeği patlatmayı da ihmal etmez.

Antik Marbella “Ben Dali, derin bir tefekküre dalıp en ince düşüncelerimi ayrıntılarıyla çözümledikten sonra, şimdiye kadar farkına varmadan, tüm hayatım boyunca gergedan boynuzları yapmış olduğumu keşfettim…’’ demektedir. Gergedanın çevresinde dolaşarak boynuzunu inceledik ve birlikte anı fotoğrafları çektik. Gergedandan ayrılarak Hipercor’a doğru ilerlerlerken bir otobüs durağı ile durakta bekleyen iki İspanyol kadın gördük. Eşim fırsatı kaçırmadı. Durak ve otobüs hakkında bilgi aldı.

Antik Marbella1Üzerinde L1 ringi yazmakta olan otobüsler bu duraktan geçip,  Marbella merkezine gidiyormuş. Biletler de otobüs kaptanı tarafından satılıyormuş. Bu bilgiyi aklımızın bir köşesine yazıp, İspanyollara teşekkür ettikten sonra yolumuza devam ettik. Ancak, İspanya’da AVM’lerin Pazar günleri kapalı olduğunu bilmiyorduk. Hipercor da kapalıydı. Biraz canımız sıkıldı, yapacak bir şey yoktu. Geldiğimiz yoldan geri dönüyorduk ki otobüs durağında konuştuğumuz İspanyolların hala otobüs beklediklerini gördük. L1 ringli otobüs de henüz gelmemişti. 

Marbella

Yapacak daha iyi bir işimiz olmadığından, ani bir kararla Marbella’ya gitmeye karar verdik. Biraz sonra gelen otobüse bindik. Kişi başı bilet ücreti 1,17 Euro idi. Koltuklarımıza yerleştikten sonra, yan koltuklara oturan İspanyollar bizim Marbella Centro’da inmemizi söylediler. A7 otoyolundan Av Bulevar Príncipe Alfonso de Hohenlohe bulvarına giren belediye otobüsümüz, Paseo Maritima olarak adlandırılan yürüyüş ve bisiklet yollarına paralel olarak hareket ediyordu. Otobüsün sol tarafındaki pencere kenarında oturduğum için, birden bir cami ile minaresini gördüm.

Marbella Malaga İspanya Kendi kendime burasını ziyaret etmeliyim dedim. Sonradan öğrendim ki, caminin bulunduğu yer özel alan olup, Suudi Prens Abdül Said el Suud’un yazlık sarayı… Bahçesine de küçük bir cami yapılmış.  Marbella, jet sosyetenin sevdiği yerlerden biri. Suudi kralının tüm sülalesiyle, bilmem kaç uçak ve tırlarla geldiği gözde tatil beldesi burası. Burada üç tane yat limanı bulunmakta olup, Puerto Banus en büyüğü ve lüks olanı. Bütün zenginler burada. Ayrıca Avrupa’da old city olarak adlandırılan en güzel tarihi şehir merkezlerinden biri de Marbella’da. Çok şirin ve bakımlı olan old city’ye ben Antik Marbella adını verdim.  Neyse, pencereden gördüğüm Camiyi geçiyoruz.  

???????????????????????Otobüsümüz, Akdeniz kıyı şeridine paralel olarak, Costa del Sol’un en şık ve yılın 300 günü güneş alan en modern tatil kasabası Marbella’nın merkezine gidiyor. Yolumuzun sağında ve solundaki villalar, beyaz badanalı yapılar, portakal ağaçları yer alıyor. Akdeniz ikliminin hâkim olduğu 150.000 nüfuslu Marbella, İspanya’nın en popüler tatil yerlerinden biri. Yaz aylarında gelen ziyaretçilerle beraber nüfusu 800.000’i geçiyormuş. Yılın 300 günü güneş alan bu kentte yaşam hiç bitmemekte. Yaşamın hiç bitmediği bu kentin merkezine, Marbella Centro’ya ulaşıyoruz nihayet. 

Marbella Malaga İspanyaİlk gözümüze çarpan, palmiye ağaçlarının yükseldiği yemyeşil bir vaha… Google haritalarda Alameda Parkı olarak adlandırılıyor.  Bazılarına göre ise Museo Bonsai Marbella… Şirin bir botanik park… Museo Bonsai ya da Alameda  Park’ta bitki çeşitliliğinin yanı sıra, fıskiyeli havuzları ve ateşin çiçeklere dönüştüğü seramiklerden oluşturulmuş oturma yerleri, yani banklar dikkatimizi çekiyor. Özellikle oturup, bankları inceledik ve fotoğraflarını çektik. Ama daha da önemlisi parkın devamında, Marbella Marina tarafında yer alan Salvador Dali’nin yapıtları.

Marbella Dali Meydanı (56)

Bu kentin bence en ilginç tarafı, denize doğru uzayan Avenida del Mar olarak adlandırılan Dali meydanında karşımıza çıkan emsalsiz açık hava heykel sergisi oldu. Salvador Dali’ye ait 10 bronz heykel, bu trafiğe kapalı cadde boyunca art arda sıralanmış olarak bizi bekliyordu. Dali’nin Marbella Belediyesine hediye ettiği bronz heykeller.

Marbella

Yöneticiler ve belediye başkanları sanata ve sanatçıya ne kadar değer verdiklerini ortaya koymuşlar. Bu anlayıştan ötürü Salvador Dali ve Dali gibiler dünyanın en önemli ressam ve heykel sanatçısı oluyor. Marbella halkı ve konukları bu eserlerle iç içe yaşıyor parkı gezerken. Sanatçının imzasını taşıyan eserlerin sonuncusu ise, kumsalın üzerindeki fil heykeli oldu.

???????????????

Heykel, aynı zamanda denize girenlerin duş alabilmesi için tasarlanmış. Gördüğümüz en hoş sergi diyebilirim. Fotoğraflar çekildikten sonra Av. Duque de Ahumada Bulvarı’na giriyoruz. Devamında Paseo Maritima bulunuyor. Hiçbir eksiği olmayan keyif bulvarları… Paseo Maritima’ya kadar olan bölümünde taşıt, bisiklet ve yaya yolları ile plajlara bakan yeme içme mekanları bulunuyor.

???????????????

Paseo Maritima’da ise bisiklet ve yaya yolları bulunmakta olup, taşıt trafiğine kapalı. Bulvar boyunca sıralanmış çok güzel restoranlar ve tapas barları var. Yanlarındaki tapasla şarap ya da biralarını keyifle yudumlayanlar, denizin panoramik manzarasının yanı sıra bulvardaki yaya ve bisikletlileri seyrediyorlar. Yaya ve bisikletlilerin bir bölümü, yaklaşık 7 km uzaklıktaki Puerto Banus’a kadar gidip geliyorlar.

Passeo Maritima

Nitekim bu muhteşem bulvar üzerinde ben de iki kez yolculuk yapacak ve büyük keyif alacağım. Eşimle ben her iki keyif bulvarında bir saate yakın dolaştıktan sonra, Av. Puerta del Mar’a bağlı sokaklardan birinde bulunan Casa Curro Taberna adlı restoranda karnımızı doyurmak ve bir şeyler içmek için oturuyoruz. Menüde çorba, paella, zeytin ve tatlı vardı. Yanına biralarımızı da söyledik ve kişi başı 8 Euro ödeyerek, otobüsle Puerto Banus Marbella’daki evimize döndük

 

Etiketler: , , , , , ,

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 325 takipçiye katılın