RSS

Amsterdam-Kuzey Avrupa’nın parlayan yıldızı

Marken Yarımadası Kuzey Hollanda

Brüksel-Amsterdam (48)Oluşturduğum siteler ve bloklarda, öncelikle ülkemi ve kentlerini tanı(t)maya çalışıyorum. Roma, Bizans ve Osmanlı İmparatorluklarına 2 000 yıl süreyle başkentlik yapmış olan İstanbul bu uğraşımda ilk sırayı almaktadır. Bir İstanbul sevdalısı olmamı sağlayan Tarihi Yarımada, öteki yaka olarak da bilinen Pera/Beyoğlu, Boğaziçi ve iki yakasındaki yerleşim yerleri ile müzeler, kasırlar, köşkleri tanımaya çalıştım. 2012 yılında kuruluşunun 10. yılını kutlamakta olan Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi önemli bir etkinlik gerçekleştirdi.

Brüksel-Amsterdam (66)

Hollanda ve Türkiye arasındaki diplomatik ilişkilerin 400. yılını kutlama etkinlikleri çerçevesinde ‘’Rembrandt ve Çağdaşları Sergisi’’ sanatseverlerin beğenisine sunuldu. Amsterdam’daki Rijksmuseum ile Dünyanın önde gelen özel koleksiyonlarına ait olan eserler, Türkiye’de ilk kez izleyicilerle buluşturuldu. Bir ay içinde 5 kez ziyaret ettiğim bu sergi sayesinde Hollanda’nın altın çağının yanı sıra topraklarının büyük bir bölümü deniz seviyesinin altında olan Hollanda’yı ve Başkenti Amsterdam’ı tanımaya çalıştım. Ziyaret edilecek ülkeler ve kentler listemin ilk sıralarına yerleştirdim.

Brüksel-Amsterdam (65)Akıncı ailesi olarak, kesemize uygun promosyonlu/özendirmeli tur programlarını izlemeye aldık ve 6 ay önce Gruppal tarafından düzenlenen Sonbahar Dönemi ‘’Benelüx & Paris’’ turunun koşulları bize uygun geldi. 20 Ekim 2014 çıkışlı bu tur programı 7 gece 8 gün süreli olup, 2 gün Amsterdan ve 3 gün Paris olmak üzere, büyük Hollanda turunu da içeriyordu. 20 Ekim 2014 Pazartesi sabahı İstanbul Sabiha Gökçen Havaalanı’na saat 08.00 de ulaşmıştık. Dış hatlar terminalinde bilet check-in sırasına girip, bavullarımızı da verdikten sonra uçak saatini beklemek için freeshop’ta vakit geçirmek üzere, giriş yaptık. 

Brüksel-Amsterdam (68)Saat 10.35 te kalkacak olan Pegasus Havayollarına ait uçağımızın saat 13.15 te Brüksel Havaalanı’na inmesi bekleniyordu. Froeeshopta biraz oyalandıktan sonra, kafelerden birine oturarak, gezimiz esnasında göreceğimiz yerlerle ilgili notlarımızı gözden geçirmeye başladık. Bir süre sonra da rehberimiz Can İliriş geldi ve kendisini tanıttı. Tüm gezi boyunca olağanüstü bir performans gösteren, zamanı ve gezilecek yöreleri çok iyi ve verimli kullanan rehberimiz Can İliriş’e buradan bir kez daha teşekkür ederim Akıncı Ailesi adına.

Brüksel-Amsterdam (72)Bundan sonraki yazılarımda, Can İliriş yerine rehberimiz sözcüğünü kullanacağım. Program gereği, saat 10.35 te bindiğimiz uçak, saat 13.15 te Brüksel Havaalanına indi. Bu arada saatler bir saat geri alındığından, saatlerimiz 12.15 i gösteriyordu. Fotoğraf makinelerimizin bu değişiklikten haberi olmadı tabii ki, onlarda saat yine 13.15 idi. Rehberimizin yardımıyla, bir sorun yaşamadan, gümrük ve pasaport kontrolünden kolaylıkla geçtik. Tuvalet ihtiyaçlarımızı gidermek üzere WC’lere girdik. İlk izlenim oldukça kötü oldu.

Volendam Kuzey Hollanda

Avrupa’nın başkenti durumundaki Brüksel Havaalanı tuvaletleri oldukça pis ve tuvalet sonrası rezervuarlardan su akıtacak olan baskı araçları da bozuktu. Hayal kırıklığına uğramıştım doğrusu. Öyle ya da böyle, tuvalet ihtiyaçlarımız da giderildikten sonra, kırmızı saplı şemsiyesiyle bizleri etrafında toplayan rehberimizin eşliğinde bizi Amsterdam’a götürecek olan otobüsümüze giderek, bavullarımızı verdik ve koltuklarımıza oturduk. Herkes yerini aldıktan sonra rehberimiz ad okuyarak yoklama yaptıktan sonra, konuklarımızın her gün farklı bir koltukta oturmasını rica etti.

Volendam Kuzey HollandaTüm gezi boyunca, rehberimizin bu ricası yerine getirildi. 45 kişilik grubumuz hem uyumlu, hem de birbirine saygılıydı. Büyük çoğunluğunu hanımların oluşturmasının da bunda payı vardı sanıyorum. Önümüzde yaklaşık 200 kilometrelik yol var. Yolculuğumuzun yaklaşık 3 ya da 3,5 saat sürmesi bekleniyor. Otobanlar 4 ya da 5 şeritli ve gidiş gelişli düzenlenmiş. En önde ve sağdaki 3 ve 4 numaralı koltukları kendisine ayıran rehberimiz, uzun yolculuğumuzun rahat geçmesi için, konukların kendilerini tanıtmaları eylemiyle işe başladı.

Volendam Kuzey Hollanda

Herkes sırasıyla, rehberimizin yanına giderek, kendilerine uzatılan mikrofondan kendilerini tanıttılar. Bu tanıtımlar sırasında esprilere konu olan cümleler, hem rehberimizi hem de diğer konukları rahatlattı. Tanıtımlar sonrasında, sanıyorum 100 kilometreye yakın bir yol almış olmalıyız ki Mcdonalds restaurantlarının bulunduğu bir yerde yemek ve ihtiyaç molası verildi. Mola süresi dolduğunda herkes yerlerini almıştı. Rehberimiz Can İrişli yoklama yaptıktan sonra, Hollanda ülkesi hakkında panoramik bilgi vermeye başladı. Toprak yönünden fakir olan Hollanda nüfus yoğunluğu fazla olan bir ülkedir diyen rehberimiz, Ülke özellikle peynirleri, yel değirmenleri, bisikletleri, laleleri ve sosyal hakları ile tanınır.

Volendam Kuzey HollandaÇok sayıda kanal, bent, göl, köprü, suyolu vardır. Deniz seviyesinin altında kalan oldukça fazla miktarda toprak tarıma elverişli olup, ülkenin en göz alıcı yönlerindendir. Hollanda topraklarının % 32’sini tarım toprakları, % 40’ını çayır ve mera’lar, % 18’ini ise ormanlar meydana getirmektedir. %40 oldukça büyük bir rakam. Nitekim pencerelerinizden sağınıza ya da solunuza bakarsanız, büyükbaş hayvan çiftliklerini görürsünüz. Her bir çiftliğin, en az 10 dönüm olmak üzere, hayvanlarının otlanma alanları bulunmaktadır.

Volendam Kuzey Hollanda

Kapladığı alan ile küçük bir ülke olan Hollanda, coğrafik yapısı ve kültürel birikimi ile çok şey sunmaktadır. Çok sayıda denizcilik ile ilgili müze, sayısız eserler, etkinlikler ve panoramik eski mahalleler, su ile hayat bulan ülkenin en çarpıcı unsurları arasında yerlerini alır. Hollanda’nın nüfusu 15.163.000 olup üç ayrı etnik gruptan meydana gelmiştir. Bu etnik grupları meydana getiren Frizyeliler kuzeybatıda, Franklar güneyde, Saksonlar ise kuzey ve kuzeydoğuda yaşarlar. Nüfus yoğunluğu km2 başına 353 kişidir.

Marken Yarımadası Kuzey Hollanda Nüfus yoğunluğunun en fazla olduğu bölge “Randstad Holland” denilen kıyı bölgesidir. Rehberimizin anlattıklarını dinlerken, bir taraftan da pencerelerimizden hayvan çiftliklerini gözden geçiriyorduk. Otlanma alanlarında onlarca su kanalı ilk göze çarpanlardan bir. Diğer taraftan doğal göletler her yerde kendini gösteriyor. Hollanda’nın Başkenti Amsterdam’a gelince, Kuzey Avrupa’nın parlayan yıldızı olarak bilinmektedir.

Amsterdam Hollanda 1

Avrupa’da, kuzeyin en renkli kenti ve Hollanda’nın başkenti Amsterdam, Amstel Nehri’nin ağzında yer alan konumuyla Avrupa’nın ve dünyanın en önemli liman kentlerinden birisidir. Bütün büyük liman kentleri gibi canlılık ve eğlence dolu olan Amsterdam; hem tarihi dokusu, hem kültürel zenginliği hem de çılgın gece hayatıyla Avrupa’nın en önemli turizm merkezlerinden biri olarak keyifli bir tatil rotası sunar diyor rehberimiz. Kanallar ve köprüler kenti olan Amsterdam, her yıl milyonlarca turisti ağırlamaktadır.

Amsterdam HollandaDünyadaki en önemli sanat eserlerinden bazılarını barındıran müzeleri sayesinde sanatseverlerin başlıca ilgi odağı olmaktadır. Değişik mimariye sahip kiliseleri, kente özgü çizgilere sahip renkli binaları, ünlü coffee shop’ları, kanal gezileri, yemyeşil parkları ve sokakları dolduran bisikletlileri ile Amsterdam, aklınızda yer edecek güzellikte bir kenttir. Rehberimizin bilgilendirmeleri yolculuğumuzu kolaylaştırmıştı. Nihayet Amsterdam görünmüştü ama hava da kararmıştı. Fotoğraf çekme yönünden şanslı olamayacaktık. Yeterli ışık olmayınca, çektiğimiz fotoğrafların kalitesi düşecekti.

Brüksel-Amsterdam (56)Derken Amsterdam’ın merkez meydanı Dam’a geldik. Dam Square olarak bilinen meydanın çevresinde Kraliyet Sarayı, Hollanda Ulusal Anıtı, Madame Tussauds Balmumu Heykel Müzesi gibi yapılar yer alıyor. Rehberimiz bizi öncelikle Kırmızı Fener Sokağı’na götürdü. Bu sokaktan sonra ulaştığımız kanalın kenarında ‘’Erotik Museum’’, ‘’Sex İşçileri Müzesi’’ bulunmaktaymış. Adı cinsellik çağrıştırsa da, içerisi yoğun bir hüzün barındırmakta olup, Müze, Amsterdam’daki seks işçilerinin yaşamlarından kesitler sunmaktadır diyor rehberimiz.

Brüksel-Amsterdam (57)Müzenin kurucusu, seks işçilerinin haklarını savunan “Geisha Derneği” olup, Amsterdam Belediyesi de müzeye katkı sağlıyormuş. Seks işçilerinin hangi koşullarda çalıştığını göstermek amacıyla açılan müze, turistleri “seks işçilerine saygı” konusunda eğitmeyi hedefliyor. Müzedeki odalardan biri bu amaca göre düzenlenmiş. Dam Square/Dam Meydanı çevresini dolaştıktan sonra, kentte panoramik bir tur yaptıktan sonra, Dam Meydanından 33 km uzaklıktaki otelimiz NH Schiphol Airport’a doğru gidiyoruz.Otel yolunda iken rehberimiz, ertesi gün, 21 Ekim 2014 Salı günü Büyük Hollanda turu için saat 08.45 te tur otobüsümüzde  hazır olmamız gerektiğini söylüyor.

Marken Yarımadası Kuzey HollandaAmsterdam Kenti konusunda hayal kırıklığı yaşıyorum. Büyük Hollanda turu demek, kenti gezemeden ayrılmak anlamına geliyor. Hayallerimin gerçekleşmesini Amsterdam merkezli bir başka geziye bırakarak teselli buluyorum. Nihayet otelimize ulaşıyoruz. Dört yıldızlı olan otelimizde oldukça büyük bir oda ayrılmıştı bize. Banyolarımızı yaptıktan sonra, odamızda bulunan su ısıtıcısı ile Çay demliyoruz. Bir taraftan televizyon izlerken demli çayımızı içiyoruz. Sonra da ertesi sabah saat 07.30 da kalkmak üzere, adeta yataklarımıza yapışarak uykuya dalıyoruz.

 

 

 

 

 

 

 
Yorum yapın

Yazan: 31 Ekim 2014 in Gezi ve tanıtım

 

Etiketler: , , , ,

Beyoğlu-İstanbul’un Öteki Yakası Pera 1

Pera-Beyoğlu (3)

Taksim Meydanı İstanbulÇiçek Pasajı ile Markiz Pastahanesi yazılarımdan sonra, Pera ya da İstanbul’un öteki yakası Beyoğlu ilgimi daha çok çeker oldu.  İstiklal Caddesi ile bağlantılı sokaklar gezdikçe kendimi Barselona sokaklarında gezer gibi buldum. Yalnız İstanbul’da yaşayanlar için değil, bir şekilde bu büyülü kente gelmiş olan herkes için görülmesi gereken yerlerin ilk sıralarında yer alır Beyoğlu ve bağlantıları. Beyoğlu’nda, özellikle İstiklal Caddesi üzerinde kendinizi sürekli akan bir insan seli ve enerjisinin içerisinde bulursunuz. Kimi zaman ürkek, kimi zaman şaşkın ama her zaman özgür hissettiğiniz az sayıda mekândan biridir İstiklal Caddesi.

Mehmet Akıncı İstanbul Taksim(1961)

1961 yılında Mehmet Akıncı

Sadece başınızı kaldırdığınızda dahi sizi hayretler içerisinde bırakan tarihi binaları, kiliseleri, ara sokakları, kuytu köşelerinin yanı sıra koşturanları, duranları, eylem yapanları, kavga edenleri, dilenenleri, öpüşenleri, anket yapmak için pusuda bekleyenleri, kameraları ile kendi başına bir dünyadır İstiklal Caddesi. Ben bu büyülü mekânda yer alan Taksim Cumhuriyet Anıtı’nı ilk kez 1961 yılında tanımıştım. O yıllarda adı Çapa İlköğretmen Okulu, günümüzde ise Çapa Anadolu Öğretmen Lisesi olan okulun Müzik Seminerinde okumak üzere gelmiştim. İlk hafta sonu tatilinde de soluğu Taksim Cumhuriyet Anıtı’nda almıştım. Her neyse, biz yine dönelim Beyoğlu, İstiklal Caddesi ve bağlantılı olduğu mekânlara. Bizans döneminden günümüze ulaşan ve dün olduğu gibi bugün de sanat, kültür, moda ve eğlencenin merkezi olan Beyoğlu, görülecek pek çok antik yapı ve eseri barındırıyor. Tarihin en köklü tanıklarından biri olan Taksim Meydanı, İstiklal Caddesi ve Tünel bölümünü kapsayan Beyoğlu, baktığınız her yerde, güzellikleri ve tarihi barındıran bir merkez olarak karşımıza çıkıyor.

2014 yılında Mehmet Akıncı

2014 yılında Mehmet Akıncı

Özellikle buluşmaların ortak yeri olan Taksim Meydanı ve meydana komşu olan Gezi Parkı büyük ve renkli bir yapıya sahiptir. Meydanın orta noktasında yer alan Taksim Cumhuriyet Anıtı, dört tarafında bronz heykellerin yer aldığı bir tarihi eserdir. Diğer semtlerin de bağlantı noktasında yer alan Taksim Meydanı, yemyeşil ağaçlarıyla serin bir dinlenme yeri olan Gezi Parkı’nı da içinde bulundurmaktadır. 38 bin metrekarelik alanıyla, İstanbul’un Cumhuriyet döneminde yapılan ilk şehir parkıdır Gezi Parkı. Mahşeri bir insan grubu barındıran İstiklal Caddesi çıkışından sonra, nefes almamızı sağlayan çöldeki bir vaha gibidir Gezi Parkı.

Gezi Parkı İstanbulGezi Parkının bulunduğu yere 1806 yılında Halil Paşa Topçu Kışlası adıyla Rus ve Hint mimarisinden izler taşıyan ana gövdesi iki katlı, soğan kubbeli ve kule görünümlü, köşeleri ise üç katlı olan bir topçu kışlası yapıldı. Kışla binası 1909 yılındaki 31 Mart Olayları’nda isyancıların karargâhı oldu. Hareket ordusunun müdahalesiyle sona eren olaylar sırasında kışla top atışına tutularak ayaklanma bastırıldı.Beyoğlu’nun giderek Şişli yönüne doğru gelişmesiyle işlevini kaybetmeye başlayan Taksim Kışlası, 1922 yılında içindeki alana tahtadan tribünlerin inşa edilmesiyle Taksim Stadı adıyla stadyuma çevrildi. 

Taksim Meydanı İstanbulŞehircilik uzmanı Henri Prost  imar planını hazırlarken, Dolmabahçe’den Nişantaşı’na yükselen Kadırgalar Vadisi’ni (Harbiye Kongre Vadisi) büyük bir park haline getirme planı dahilinde, Taksim Gezisi’ni de yetkililere önerdi. İnönü Stadyumu’nun inşaatının başlamasıyla işlevini kaybeden stadyum ve harabe halindeki kışlanın, 1940 yılında dönemin İstanbul Valisi Lütfi Kırdar  tarafından, Henri Prost’un hazırladığı imar planı çerçevesinde istimlak edilerek yıktırılmasından sonra, İstanbul’un Cumhuriyet  döneminde yapılan ilk parkı oldu. 

İstiklal Caddesi Beyoğlu İstanbul

Taksim Meydanı’ndan Tünel Meydan’a kadar küçük bir gezinti yapmamızaolanak sağlayan Nostaljik Tramvay, İstiklal Caddesi’nin en önemli ve güzel etkinliklerinden biridir. Hem İstanbul’un hem de Türkiye’nin en ünlü ve ilgi çeken mekânlarından biri olan Beyoğlu turumuza, Taksim Meydanı’ndan başlayabiliriz. Meydandan İstiklal Caddesi’ne doğru kıvrılırken, renkli tabelaların ışıltıları bizleri karşılar. İnsanların mahşeri kalabalığı ve heyecanıyla, İstanbul’un en çok ilgi çeken yerine geldiğimizi hemen anlarız. İstiklal Caddesi’nde yer alan birçok yapı, tarihi niteliktedir ve müthiş detaylar barındırmaktadır.

İstiklal Caddesi Beyoğlu İstanbulYapıların dış cephelerinde yer alan bezemeler ve heykeller, tarihin günümüze yansıyan yüzlerini oluşturmaktadır. Tarihi pasajların yer aldığı bu caddede, alışverişin keyfini doyasıya çıkarabilirsiniz. Eğlenceli restoranların yer aldığı Çiçek Pasajı ile Atlas, Halep, Aznavur, Tokatlıyan, Hazzopulo, Markiz, El-Hamra, Suriye ile Avrupa pasajları, alışveriş yapabileceğiniz, tarihi ve oldukça güzel merkezlerdir. Dünyaca ünlü markaları bulabileceğiniz gibi, birbirinden farklı butiklerin de yer aldığı İstiklal Caddesi, tüm renkleri ve stilleri ile sizleri ve yabancı konuklarını bekler.

Çiçek Pasajı İstiklal Caddesi Beyoğlu İstanbulYüzyıllardır yaşam alanı olan Beyoğlu ya da eski adıyla Pera, pek çok inanç merkezini de içinde barındırır. Taksim’den İstiklal Caddesi’ne girer girmez sağda Fransız Başkonsolosluğu ile karşılaşırsınız. Biraz sonra da solda, Meşelik Sokak’ta Aya Triada Rum Ortodoks Kilisesi kendini gösterir. Meşelik Sokağı, İstiklal Caddesi ve Sıraselviler Caddesi’nin çevrelediği adada yer aldığı için Sıraselviler Caddesi’nden de girişi vardır. Kilise geniş bir bahçe içinde Kâgir bir yapıdır. Haç planlı, kubbeli ve kubbesinin her iki yanında birer çan kulesi bulunan, Bizans mimarisi ile modern mimarinin bir kompozisyonu biçiminde projelendirilmiştir.

İstiklal Caddesi Beyoğlu İstanbulSıraselviler Caddesi’nden de girişi vardır. Narteksin sol tarafında bulunan yapının üstündeki kitabeden inşa tarihinin 14 Eylül 1880 olduğu anlaşılmaktadır. Kilisenin kubbeli olarak yapılmasına izin verilmiş olması da yapının Tanzimat sonrası dönemde inşa edildiğini gösterir; Osmanlı’da azınlık ibadethanelerine kubbe yapma yasağı kalktığı dönemde inşa edildiği için çok zarif bir kubbeye sahiptir. Mimarı, Vasilaki İoannidi Efendi’dir. Kilisenin yerinde daha önce ahşap bir yapı olan Ayios Yeoryios Kilisesi’nin bulunduğu ve bugünkü avlunun da mezarlık olduğuna ilişkin kayıtlar vardır.

Pera-Beyoğlu (7)Bu tarihi bilgiyi anımsadıktan sonra, İstiklal Caddesi üzerinde gezimizi sürdürüyoruz. Derken sağda, Atlas Pasajı’nda bulunan, aynı zamanda İstanbul’un en büyük ve tarihi sinemalarından birisi olan Atlas Sineması tabelası kendini gösterir. Sinemanın içinde bulunduğu Atlas Pasajı’ndan içeri girmeliyim ki bilgilerim görsel olarak tamamlansın. Girer girmez, sağdaki duvarda gösterimdeki filimler dikkatimizi çeker. Pasajın tam karşısında Atlas Pasajı Kastel İş Merkezi levhası yer alır.  Bir merdivenle alt kata indiğimizde ise bizi eski bir film gösterme makinesi karşılar.

Pera-Beyoğlu (12)Makine müzelik haline gelmiştir.  ‘’Lütfen Makineye dokunmayınız’’ uyarısının arkasında ve makine üzerinde ‘’DENZEL WASHİNGTON’’ markası görülmektedir. Sağ tarafta da SALON 2-3 ün giriş kapıları görünür. Kapılardan birinden sinema salonuna baktığımızda, kırmızı koltuklar ve kırmızı duvarlarda beyaz ışık vermekte olan lambalar görülür ki salona masalımsı bir hava katmaktadırlar. Yakın dönemde yenilenen Atlas Pasajı, 1870 yılındaki Büyük İstanbul Yangınından  sonra Sultan Abdülaziz zamanında Ermeni  işadamı Agop Köçeyan tarafından kışlık ev olarak kullanılmak üzere yaptırılmış.

Pera-Beyoğlu (13)Vikipedi bilgilerine göre pasaj, taş ve dökme demir kullanılarak karkas özelliklerde inşa edilmiş. Binanın bugün pasaj olarak kullanılan zemin katının eskiden at ahırı olarak kullanıldığı, daha sonra ise at cambazhanesine dönüştürüldüğü biliniyor. Zamanla ihtiyaçlar doğrultusunda binanın mimari şekli değiştirilerek bugünkü pasaj kısmına ilave yapılmış ve konak kısmıyla birleştirilmiş. Konak daha sonra Köçeyan tarafından Taksim Vosgeperan Ermeni Kilisesi’ne hediye edilmiş. Atlas Pasajı, 1932 yılında geçirdiği onarımın ardından eğlence ve sanat merkezi haline gelmiş. 

Pera-Beyoğlu (8)Pasajdaki Atlas Sinemasında, 19 Şubat 1948 tarihinde 1.860 kişilik kapasite ve 35 loca bulunuyordu. Beyoğlu’nun en büyük sinemalarından biri olan Atlas Sineması’nda; 1948 yılında Kulis Bar Restoran, 1951 yılında da  Küçük Sahne Tiyatrosu açılmış. 1985 yılında Hazine’ye devredilen tarihi sinemayı şu anda Türker İnanoğlu ve İrfan Atasoy işletiyor. Yakın dönemde Restorasyondan    geçen ve ses düzeninden localarına, fuayesine/dinlenmeliklerine kadar tepeden tırnağa yenilenen tarihi sinemada 500, 130 ve 85 kişilik olmak üzere üç ayrı salon bulunuyor. Amfi tiyatro şeklinde yapılanan ana salonda hemen her yerden aynı konforda film izlemek mümkün. Perdesinin büyüklüğü de Emek Sineması gibi İstanbul’daki birkaç sayılı sinema arasında bulunuyor. Balkonlar locaya çevrilmiş ve 2-4-6 ve 8 kişilik bu localara yatar koltuklar konulmuş.

 

 
Yorum yapın

Yazan: 14 Ekim 2014 in Genel

 

Etiketler: , , , ,

Beyoğlu Markiz Pastanesi-Passage Oriental

 Beyoğlu Markiz Pastanesi (37)

Beyoğlu İstiklal CaddesiBeyoğlu istiklal Caddesi’nde Tünel’e doğru giderken, Asmalı Mescit Caddesi’ne ulaşmadan önce, hemen sağ tarafta anıtsal binalardan biriyle daha karşılaşırsınız. Başlangıçta dikkatinizi çekmeyen ana giriş kapısının üzerinde ‘’PASSAGE ORİENTAL’’, giriş kapısının üzerinde ise Markiz Pastanesi yazmaktadır. M harfinin üzerinde de bir taç bulunmaktadır. Passage Oriental ya da Markiz Pastanesi, İstiklal Caddesi ile Asmalı Mescit sokağını birbirine bağlamaktadır. Pera’nın en eski yapılarından biridir.

Beyoğlu Markiz Pastanesi (3)

19. yüzyılda İstanbul’un batılı kimliğini yansıtan Pera yani Antik İstanbul’un Öteki Yakası; eğlencesi, kültürü, alışveriş mekânları ve giyimiyle Avrupa’ya açılan bir penceredir. O dönem en önemli alışveriş ve eğlence mekânları Grand Rue de Pera, 1927 yılından bu yana İstiklal Caddesi olarak bilinen cadde boyunca dizilen pasajlarda yer alır. Sosyetenin uğrak yeri olan Pera’da alışveriş sonrası cafe pastanelerde yorgunluk atmak, ardından sinema ve tiyatrolarda sezonun film ve oyunlarını izlemek ise bir yaşam geleneğidir. Grand Rue de Pera`nın en eski ikinci pasajı Passage Oriental olarak karşımıza çıkar.

Beyoğlu Markiz Pastanesi (12)1840 yılın tarihlenen Passage Oriental ya da Şark Aynalı Çarşı, günümüzün Markiz Pastanesi’idir. 163 yıl boyunca sayısız mağazaya ev sahipliği yapmıştır. Osmanlı”nın en buhranlı döneminde, Kırım Harbi olabildiğince şiddetiyle devam ederken, Naum Tiyatrosu komilerinden Bay Lebon Beyoğlu”nda bir pastane açar. Passage Oriental”daki Cafe Restaurant de Saint Petersburg adıyla açılan pastane İstiklal Caddesi, daha doğrusu o zamanki adıyla Grande Rue de Pera”daki yerine taşındıktan sonra Lebon adını alır.

SonbaharSeçkinler merkezi olarak bilinen ve “Chez Lebon, tout est bon” ya da ‘’Lebon’da her şey güzeldir’’ deyişiyle belleklerde yer edinen Lebon Pastanesi önemli bir kültürel merkez durumuna gelmiştir. Bay Lebon ömrünün sonlarına doğru pastaneyi aşçısı Kosti”ye devreder, o da damadı Yanna”ya. 1940 yılında Lebon karşı köşeye taşınınca muhasebeci Avedis Ohanyan Çakır bu mekânı Markiz adıyla işletmeye başlar. Avedis Çakır, burada yapacağı çikolata ve şekerlemeleri, dönemin Paris”te üretilen ünlü “Marquise de Sevigne” çikolataları kalitesinde yapmayı amaçladığından, pastanesine Marquıse; “Markiz” adını verir. Bay Lebon”un, tahta kaplı duvarlara Fransa”dan getirip yerleştirdiği Art-Nouveau mevsim panolarına ilaveten kartonpiyer süslemeler ve vitraylar yaptırır. Duvarlarında bulunan ve Lebon döneminden günümüze ulaşan J. A. Arnoux imzalı “L`automne”/ Sonbahar ve “Le Printemps”/ İlkbahar adlı “Art Nouveau” fayans panolar Markiz`in simgesidir.

Beyoğlu Markiz Pastanesi (İlkbaharpanosu)Cezerliyan Usta`nın tavana uyguladığı kartonpiyer süslemeler ve Mazhar Resmol`a ait “Art Deco” vitray çalışmalar Markiz`in görsel zenginliğine ve özgünlüğüne değer katan diğer öğelerdir. 1866 yılında pasajın Mandus Matbaası kısmı yıkılmış, pasajın büyük kısmı yok olmuştur. Talihsiz gelişen bazı olaylar nedeniyle, 1970″li yılların başında pastanenin bulunduğu bina satışa çıkarılır ve oto parçası ticareti yapan biri tarafından satın alınır. Binanın yeni sahibi, Markiz”i oto galerisi olarak kullanmak isteğiyle Avedis Çakır aleyhine tahliye davası açar. Ancak, Anıtlar Yüksek Kurulu, 1977 yılında bu değişikliği onaylaması için açılan davayı reddeder. Bunun üzerine, binanın iç kısmındaki süslemelerle ve hatta mutfağında bulunan fırını ile birlikte korunmasına karar verilir. Ancak mal sahibi kararlıdır. Tarihi kimlik onu ilgilendirmemektedir. Ticari kaygıları ağır basmaktadır.

Beyoğlu Markiz Pastanesi (50)Anıtlar Yüksek Kurulu kararlarına rağmen Markiz”in yedek parça dükkânı olarak kullanılması engellenemez. Mal sahibinin ikinci kez “ıslah yoluyla oto yedek parça yeri” olarak kullanılması için açtığı tahliye davası Markiz”in aleyhine sonuçlanır ve Markiz kapanır. Avedis Çakır da çok sevdiği işyerini kaybetmenin verdiği üzüntüyle kısa süre sonra vefat eder.  Oldukça hüzünlü bir hikâyesi var Markiz Pastanesi’nin.1990 yılında Aksoy Grubu başkanı Mustafa Aksoy tarafından satın alınan bina ve pastane aslına uygun bir şekilde restore edilerek, 23 yıl aradan sonra, 2003 yılında İstanbulluların hizmetine açılmıştır. Bugün Markiz Pasajı ve pastanesi eski pasajın artan bir kısmıdır. Mimari düzenlemesi muhteşem olan bu mekân Yemek Kulübü olarak hizmet vermektedir. Yemek menüsü sınırlı olmakla birlikte, fiyatları oldukça hesaplıdır. Öyle ki çorba bir lira elli kuruştur. Özellikle üniversite öğrencilerinin yemek yedikleri bu mekân her zaman oldukça kalabalıktır, yer bulmak zordur.

 

Etiketler: , , , , ,

Çiçek Pasajı ve Antik İstanbul’un Öteki Yakası

 Çiçek Pasajı İstiklal Caddesi Beyoğlu İstanbul

İstiklal Caddesi Beyoğlu İstanbulBeyoğlu, İstanbul’un Avrupa yakasında bulunan en eski ilçelerinden biri olup; Beyoğlu demek, biraz da İstiklal  Caddesi demektir. Topkapı, Ayasofya, Sultanahmet ve Süleymaniye camilerinin yer aldığı Tarihi Yarımadanın karşısında gelişen bu bölge, öteden beri, Yunancada ”karşı yaka” ya da ”öte”anlamına gelen ”Pera” adıyla anılmış,1925 yılına kadar da, bütün yazışmalarda ”Pera” kullanılmıştır.

İstiklal Caddesi Beyoğlu İstanbul1925 yılında, resmi yazışmalardan, ”Pera” adı çıkarılmış ve Beyoğlu adı kullanılmaya başlamış. Bu nedenle, günümüzde ”Pera” adı bilinmemektedir. Eskiler, anılarında, Pera Palas’tan söz eder. İstiklal caddesi; Osmanlı İmparatorluğu döneminde, Büyük Cadde anlamında ”Cadde-i Kebir”, Fransızcada ise ”Grand Rue de Pera” adlarıyla anılmaktadır.

İstiklal Caddesi Beyoğlu İstanbul Taksim Meydanı ile Tünel arasında, 1650 metre uzunluğunda olan bu hatta tramvay hizmeti 1869 yılında başlamış. İlk vagonlar atlarla çekilmiş. Her nedense, 1966 yılında, tramvay uygulamasına son verildi ve rayları da İstanbul’un her yerinde söküldü. 1990 yılında, motorlu araç trafiğine kapatılan İstiklal Caddesinde, biraz da turistik amaçlı olmak üzere, Taksim-Tünel arasında ”Nostaljik Tramvay” adıyla, tramvay hizmeti tekrar başlatılmıştır.

İstiklal Caddesi Beyoğlu İstanbul1650 metre uzunluğundaki tramvay yolu tek hatlı olup, çekici ve römorktan oluşan iki vagonlu tramvay, günde ortalama 2500 kişi taşımakta olup, ticari amaç gütmemektedir. İstiklal caddesi, istisnasız, Türkiye’nin en kozmopolit bölgesidir. Her dil ve dinden insanlar bu bölgede yaşar ve eğlenirler. Galata, Cenevizlilerin kolonisi ve surlarla çevriliyken,”Pera” ya da ”Öteki Yaka” bağ ve bahçelerle, bu bahçelerdeki bağ evlerinden ibaretti.

Çiçek Pasajı İstiklal Caddesi Beyoğlu İstanbulGalata Kolonisi Osmanlılara geçtikten sonra, Osmanlı Padişahlarının tanıdığı bazı ayrıcalık ve güvencelerle, bu bölgedeki ticari yaşam canlandı ve gelişti. Böylelikle, Avrupalılar bu bölgeye yerleştiler. Alışkanlıklarını, gelenek ve göreneklerini de beraberinde getirdiler. Sanat atölyeleri açıldı, tiyatro toplulukları kuruldu, pasajlar yapıldı. Paris ya da Cenova’nın havasını oluşturmaya çalıştılar.

Çiçek Pasajı İstiklal Caddesi Beyoğlu İstanbulTanzimat döneminde, Sultan Abdülhamit ve Sultan Abdülaziz tiyatro seyretmek için Beyoğlu’na, İstiklal Caddesi ile Sahne Sokağı’nın bulunduğu köşede yer alan ünlü Naum Tiyatrosu’na gelirlermiş. Verdi’nin ünlü operası “El Trovatore”, Paris’ten önce İstanbul’da Beyoğlu’ndaki Naum Tiyatrosu’nda oynamıştı. Naum Tiyatrosu’nda sahnelenen İtalyan operaları nedeniyle İstanbul ve Avrupa’nın sayılı kültür merkezleri arasına girmişti.

Çiçek Pasajı İstiklal Caddesi Beyoğlu İstanbul1870 yılındaki büyük Beyoğlu yangınında yanarak yıkılan Naum Tiyatrosu’nun arsası dönemin en zengin insanlarından biri olan Hristaki Zografos Efendi tarafından satın alındı. Rum Cleanthy Zanno`nun mimarlığında yeni bir tip çarşı binası olarak Cite de Pera adıyla yaptırıldı. Hem İstiklal Caddesi’ne hem de Tiyatro Sokağı’na açıldığı için pasaj niteliğinde olan yapı 24 dükkan, 18 lüks daireden oluşuyordu.

Çiçek Pasajı İstiklal Caddesi Beyoğlu İstanbulMaison Parret ve Vallaury’nin pastanesi, Nakumara’nın Japon mağazası, Dulas’ın Natürel çiçekçisi, Schumacher’in hamur işleriyle ünlü fırını, Yorgo’nun meyhanesi, Keserciyan’ın terzihanesi, Acemyan’ın tütüncü dükkânı, Hristo’nun kafesi bunlardan bazılarıdır. Pasajın ilk 30 yılı içerisinde faaliyete geçen önemli dükkânlarından sayılabilir. Cite de Pera ya da Hristaki Pasajı denilen binanın mülkiyeti  1908 yılında Sadrazam Küçük Sait Paşa’ya geçti.

Çiçek Pasajı İstiklal Caddesi Beyoğlu İstanbul Mütareke yıllarında birçok çiçek dükkânı açıldı, o güne kadar daha çok Hristaki Pasajı olarak anılan yer Çiçek Pasajı adını aldı. 1950 yıllarında çiçekçiler başka sokaklara doğru kaymaya başlayınca boşalan yerlere birçok yeni meyhaneler açıldı. 1950 yıllarının sonunda “Çiçek” adı daha çok bir hatıra olarak kalmıştı, pasaj tümüyle bugünkü meyhane kimliğine büründü.

Çiçek Pasajı İstiklal Caddesi Beyoğlu İstanbul10 Mayıs 1978 tarihinde bir gecede aniden çöken bakımsız bina, 1988 yılına kadar yıkık ve dağılmış biçimde kaldı. Belediyenin ve pasajı kurtarmak için kurulan “Çiçek Pasajını Yaşatma ve Güzelleştirme Derneği” nin girişimiyle onarılıp, eski haline sadık kalarak hizmete sokuldu. Çiçek Pasajı Güzelleştirme ve Yaşatma Derneği, Beyoğlu Belediyesi ve Mey İçki arasında yenileme antlaşması yapıldı.

İstiklal Caddesi Beyoğlu İstanbulYapılan anlaşmayla dış cephe bakımı, cephe yenilemesi, çiçeklendirme ve aydınlatma gibi sorunlu kısımları yenileme çalışmaları için kısa bir süre kapalı kalan Çiçek Pasajı Aralık 2005 tarihinde tekrar hizmete girdi. Girişle birlikte 3 katlı bina geniş bir alan üzerine oturur. Ana malzemesinin taş olduğu yapının ön yüzünde gösterişli bir cephe mimarisi hâkimdir. Beyoğlu’nun en süslü binalarından biri olan Çiçek Pasajı, cephede kullanılan karyaditler, en üst katın orta bölümünde yer alan aslan ve insan başları ile ilgi çekicidir. Süslemeler ve mimarideki hareketli düzenleme göz önüne alındığında bu bina 19. yüzyıl seçmeciliğinin tipik örneklerinden biridir.

 Kaynaklar:

1)     http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87i%C3%A7ek_Pasaj%C4%B1

2)     http://www.mehmetakinci.com.tr

 

Etiketler: , , , ,

Anadolukavağı-Boğaziçi’ndeki Kutsal Kapı

Anadolukavağı İstanbul

Anadolukavağı İstanbulİstanbul Boğazı’nın Anadolu yakasında,  Anadolufeneri ve Anadolukavağı olmak üzere, görmediğim iki yerleşim yeri kalmıştı. İzmir’den gelen aile dostumuz Hülya’yı da gezdirme bahanesiyle, önce, Boğaziçinin kuzey ucundaki saklı cennet olarak tanımladığım Anadolufeneri Köyü’nü ziyaret ediyoruz. Görülmesi gerekenlerin fotoğraflarını çekip, Boğaziçi ve Karadeniz’in muhteşem manzaralarını seyrettikten sonra, Antik Hieron ya da Kutsal Kapı olarak da tanımlanan Anadolukavağı’na gitmek üzere yola koyuluyoruz.

Anadolukavağı İstanbulAnadolufeneri yolunda yaklaşık yedi kilometre yol aldıktan sonra, Yoros Kalesi levhasını görüyor ve bizi Anadolukavağı’na götürecek olan Tuna Caddesi’ne giriyoruz. Tuna Caddesi bir orman yolu olup, oldukça bozuk görünüyor. Ancak, iki tarafımızdaki ormanlar muhteşem. Arabamızı dikkatli kullanarak, yaklaşık dört kilometre sonra Yoros Kalesi uzaktan görünüyor. Sağ tarafımızda da Boğaziçi ve üçüncü köprü ayakları görüş ufkumuza girmiş durumda. Arabamızı uygun bir yere park ederek, bu muhteşem manzarayı arkamıza alarak fotoğraflarımızı çekiyoruz.


Anadolukavağı İstanbul Kendimizi fotoğraflarla ölümsüzleştirdikten sonra yolumuza devam ediyoruz. Tuna Caddesi ile Yonca Çıkmazı kavşağında durarak, Boğaziçi’nin en güzel panoramik fotoğraflarını çekme olanağı buluyoruz. Bir film ya da dizi ekibi de sanatçılarıyla buradaydı. Boğaziçi’ni fon olarak kullanıp, çekimlerini yapıyorlardı. Tepede biraz ilerleyince, bütün görkemiyle Yoros Kalesi’ni görüyoruz. Eteklerinde Yoros Kafesi ile karşısında Çam Vadisi Mesire Alanı yer alıyordu. Yoros Kalesi ve çevresinin tarihçesine baktığımızda oldukça ilginç bilgilere ulaşıyoruz.

Anadolukavağı İstanbul

Tarih boyunca İstanbul Boğazı, Karadeniz ve Ege denizi arasındaki temel geçiş noktası olduğundan dolayı ticari ve stratejik anlamda çok önemli bir bölge olmuştur. Tam da bu nedenle boğaz kıyılarında birçok kale ve savunma noktası inşa edilmiştir. Bunlar arasında en göze çarpanı Yoros Kalesi’dir. Yoros Kalesi ve çevresinden,  Cholchis yolu üzerinde bulunan Jason ve Argonauts tapınağı olarak adlandıran yerlerden ilk kez, antik tarihçi Herodot söz etmektedir.  Dahası, birçok Yunan ve Roma kaynaklarında, buradan “Hieron”, yani kutsal mekân olarak bahsedilmektedir.

Anadolukavağı İstanbul12 Tanrı ya da Zeus Ourios/İyi Rüzgârlar sunağını da içeren büyük bir tapınak Antik dönemde tapınma noktası olarak hizmet vermiştir. Hieron, buraya giriş ya da çıkış yapan denizciler için bir tapınma, Karadeniz’e açılan bir kapı konumundaydı. Dahası bu kale tüm Karadeniz seyir çizelgelerinin ölçüt aldığı bir nokta olmuştur. Korsanlara, fırtınalara, boğaz rüzgârlarına karşı hayati bir korunak olarak hayati öneme sahipti. Erken Bizans döneminde, İmparator Jüstinyen kaleye bir özel bir ücret ve bir vergi memuru atamıştır.

Anadolukavağı İstanbul

Ayrıca Orta Bizans Döneminde daha büyük bir duvarla sağlamlaştırılmış ve kuzey bölgesini kontrol etmek için kullanılmıştır.Bizanslılar, Cenevizliler ve Osmanlılar bu stratejik öneme sahip kaleyi almak için dolayı sürekli savaşmışlardır. 1352’deki deniz muharebesinin ardından boğazdaki ticari gemi geçişlerini kontrol etmek ve başkente saldırılmasını engellemek amacıyla kaleye Ceneviz askeri ve ticari birlikleri getirilmiştir. Yaklaşık yarım yüzyıllık Ceneviz idaresi bu kaleye Ceneviz Kalesi adının verilmesine neden olmuştur.

Anadolukavağı İstanbulYoros kalesi Venedik ve Cenevizlilerin kolonileşme döneminde hayati öneme sahipti ve altın çağında bugünkünden iki kat daha büyük alana sahip olduğundan Boğaz kıyısındaki en geniş kaleydi.yüzyılın sonlarından itibaren kale, Osmanlılar tarafından ele geçirilmiş ve Fatih Sultan Mehmet’in 1453’teki İstanbul fethinde önemli bir karargâh olan Anadolu Hisarı’nın yapımında üs olarak kullanılmıştır. Bu tarihten sonra İstanbul’un savunulmasında hayati öneme sahip bir nokta haline gelen kalenin Cenevizliler tarafından kullanılması yasaklanmıştır.  15. ve 17. yüzyıllarda kale birçok kez restore edilmiştir.

Anadolukavağı İstanbulSultan II. Beyazıt (1481 – 1512) döneminde kaleye bir cami, hamam ile askerler ve aileleri için farklı mekânlar dâhil edilmiştir.  Birçok Batılı ve Türk gezgin ve coğrafyacı Yoros Kalesi’nden bahsetmiş ve stratejik önemini vurgulamıştır. Yoros kafe ile Çam Vadisi Mesire Alanını geçerek Anadolukavağı’na giriş yapıyoruz. Yolları dar olduğu gibi, oldukça kalabalık bir taşıt trafiği de var. Arabamızı park edecek bir yer ararken, bir otoparka rastlıyoruz ve 10 TL karşılığında arabamızı bırakıyoruz.

Anadolukavağı İstanbul


Turistik bir balıkçı kasabası olmasıyla öne çıkmış olan Anadolukavağı, yeşil ve mavinin bütün tonlarının
buluştuğu Boğaziçinin en güzel bulunduğu yerlerden biri. Daha önceleri köy olan Anadolukavağı, Büyükşehir belediyeleri yasa tasarısı ile birlikte Beykoz ilçesinin mahallelerinden biri konumuna gelmiştir. Anadolukavağı’nın kuzeydoğusunda,Boğaziçi ile Karadeniz’in bağlantı noktasına hâkim bir noktada konumlanan, Doğu Roma döneminden kalma Yoros Kalesi, yöre turizminin ana dayanağı olarak biliniyor.

Anadolukavağı İstanbulDiğer taraftan, Suyu ve inciri ile meşhur olan Anadolukavağı, “şifalı” olarak nitelenen birçok güzel su kaynağına ev sahipliği yapmaktadır. Anadolukavağı denince, camileri ve çeşmeleri yanında, meşhur balıkçı restoranlarına da değinmek gerekir. Bu turistik öğeleri sayesinde, özellikle yaz aylarında,  nüfusunun 4-5 katı konuğu ağırlayabilmektedir. Yerli turistler daha çok karayoluyla gitmeyi tercih ederken, yabancı turistler de şehir hatlarının gezi vapuruyla gitmeyi tercih etmektedirler. Karayolu ulaşımı, Kavacık’tan kalkan 15A hat numaralı belediye otobüsleriyle sağlanmaktadır.

Anadolukavağı İstanbul15A hat numaralı bu toplu taşım araçları, Kanlıca-Çubuklu-Paşabahçe-Beykoz güzergâhından Anadolukavağı’na ulaşmaktadırlar. İstanbul’un Rumeli yakasında oturanların tercihi ise şehir hatları vapurlarıdır. Sarıyer’den kalkan şehir hatları motorlarıyla da Anadolukavağı’na gidilebilir. Bunun dışında yörenin turistik öneminden ötürü, 15 Eylül – 15 Nisan tarihleri arasında, her gün bir kez, 15 Nisan – 15 Eylül arasında ise hafta içinde iki kez, yaz sezonunda hafta sonlarında günde üç kez olmak üzere Eminönü’nden kalkan Özel Gezi seferleri de düzenlenmektedir. Ayrıca yaz sezonu boyunca, cumartesi günleri Bostancı’dan kalkan vapurlarla, Mehtap gezileri düzenlenmektedir. Mehtap Gezileri canlı müzik eşliğinde yapılmakta olup; saat 20.00 ‘de Anadolu Kavağı’na ulaşıp, 22.00’de geri dönülmektedir. 

 

Etiketler: , , ,

Anadolufeneri-İstanbul Boğazının kuzey ucundaki Saklı Cennet

Anadolufeneri İstanbul

Anadolufeneri İstanbulİstanbul Boğazı’nın Anadolu yakasında görmediğim iki yerleşim yeri kalmıştı. Poyrazköy’ü görmüş ve gezmiştim de kuzeyindeki Anadolufeneri ile güneyindeki Anadolukavağı’nı görmemiştim. İzmir’de yaşamakta olan 35 yıllık aile dostumuz Hülya bizi ziyarete gelince;eşim Serap Akıncı, Hülya ve ben, başta Anadolufeneri olmak üzere Poyrazköy ile Anadolukavağı’nı birlikte görmek istedik. Eyüp İlçesi’nin merkez mahallesi olan Göktürk’ten harekete geçtik. Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nü geçtikten sonra, yeni Riva yolu ile Yeni Anadolufeneri yolunu izleyerek, Boğaziçi’nin Anadolu yakasındaki son yerleşim yeri olan köye ulaştık.

Anadolufeneri İstanbulİstanbul Boğazı”nın Anadolu yakasındaki son yerleşim noktası Anadolufeneri Köyüdür. Bazıları modern yapılar olan villa tipi evlerle çevrili dar bir  yolun sonunda  bizi ilginç mimarisi ile köyün camisi ve hemen sağında köye adını veren  tarihi deniz feneri karşıladı.  Rumelifeneri sahilinden ya da köyün yalı diye adlandırılan sahilinden bakıldığında, cami minaresi ile fener bitişikmiş gibi gözükmekte ve ilginç bir manzara oluşturmaktadır. Köyün camisi 1800 lü yıllarda yapılmış. İstanbul”un en güzel camilerinin başında geldiğini söyledi caminin bitişiğinde boncuklu elişi ürünler satan beyefendi.

Anadolufeneri İstanbulCaminin seyir balkonu muhteşem bir manzara ve görsel bir şölen sunuyor bize. Anadolufeneri Köyüne gelen herkesin ilk ziyaret ettiği ilk yerlerden biriymiş caminin seyir balkonu. Yüksek bir tepenin üzerine kurulu köyün denize en sıfır noktasındaki bu caminin seyir terası, köyün balıkçı barınaklarının bulunduğu koya tepeden kuşbakışı bir konumla bakıyor.  Mevsimine göre, izleyenlere eşsiz bir manzara sunuyor. Yazın denize girenler ve teknelerine yeni sezon hazırlığı yapan balıkçılar kışın ise hırçın denizin dalgaları izlemeye doyulmayan bir manzara oluşturuyor. 

Anadolufeneri İstanbul

Biz, kıyıdaki teknelerle, güneşin koyda oluşturduğu yakamozları seyretmekle yetindik. Seyir terasından çıkarak, köyü panoramik olarak algılamaya çalışıyorum. Şirin, güzel, sakin, kendi halinde hemen herkesin birbiriyle akraba olduğu, içinde dolaşırken İstanbul”da olduğunuzu bir anda unutuverdiğiniz küçük bir balıkçı köyü. Sokaklarında çocukların özgürce oynayabildiği, hala güzel komşuluk ilişkilerinin kaybolmadığı bu köyde herkes birbirini tanıyor. İnsanların birbirleriyle karşılaştığı zaman selamlaştığı,  hal hatır sorduğu, yardımlaştığı, bir görenin bir daha görmek istediği bir köy Anadolufeneri.

Anadolufeneri İstanbulKöye gelen ziyaretçilerin yemek yiyebilecekleri  çeşitli balık lokantaları var. Köyün girişinde ise büyük piknik alanı olarak da hizmet veren piknik bahçeleri bulunuyor. Buralarda her çeşit yemeği, odun ateşiyle yanan semaverlerde demlenmiş çayı güler yüzlü bir hizmet eşliğinde yiyip içme olanağı var. Biz Poyrazköy’de, kıyı lokantalarından birinde balık yemek istediğimizden, gezmeyi ve fotoğraf çekmeyi öncelikler arasına aldık. Caminin sağ tarafındaki Anadolufeneri bahçesine demirden bir merdivenle çıkıyoruz.

Anadolufeneri İstanbul

Bir kaç yıl önce deniz fenerinin  bahçesi düzenlenerek halkın ziyaretine açılmış. Konuklarının oturup, İstanbul Boğazı ile Karadeniz’in kucaklaştığı noktadan  manzarayı, gemileri, balıkçı teknelerini, eğer o gün şanslıysanız, yunusların dansını seyir imkânı sunuyor. Çok beğendik ve banklardan birine oturarak; İstanbul Boğazı’nın bitim noktasını, karşı kıyıda yer alan Rumelifeneri ve Karadeniz’i seyrettik. Gözümüzü güneybatıya çevirdiğimizde ise üçüncü Boğaz Köprüsü’nün yükselen ayakları görüş alanımıza girmişti.

 

Anadolu Feneri

Anadolufeneri İstanbulİstanbul’un Asya yakasında İstanbul Boğazının Karadeniz’le birleştiği kuzey ucunda Yon (Hrom) Burnu üzerinde bulunan deniz feneridir. Karşısındaki Rumelifeneri’nden 2 deniz mili ya da 3704 metre uzaktadır. Fenerin bulunduğu köy de aynı isimle, Anadolufeneri olarak adlandırılmıştır. Anadolu Feneri,  Kırım Savaşı sırasında, Fransız ve İngiliz gemilerinin Boğaz’ın ve Karadeniz’in girişlerini görebilmeleri için 1834 yılında yapılmasına karar verilmiştir. 15 Mayıs 1856 yılında Fransız  tarafından, karşı sahildeki Rumelifeneri ile beraber kule kısmı yapılarak işletilmeye başlanmıştır.

Anadolufeneri İstanbulHer iki Fener  de, 1933 yılında, Fransızlara verilen 100 yıllık işletme imtiyazı iptal edilmiş ve tamamen Türkiye Cumhuriyeti yönetimine geçmiştir. Fenerler, kuruldukları yıllarda fitilli gazyağı lambası ile çalışırken, daha sonraları gazlı sistem ile çalıştırılmıştır. Şu anda 1 000 watlık elektrik ampulü kullanılmaktadır.  Işığın kaynağını kuvvetlendirmek için, odak uzaklığı 50 cm olan 4 adet katadioptrik panel kullanılmaktadır. Paneller bilye üzerinde dönebilmektedir. Panellerin döndürülmesi için kurmalı devir makinesi kullanılırken, 2005 yılında elektrikli tahrik sistemine geçilmiştir.

Anadolufeneri İstanbulElektrik kesintilerine önlem olarak, bütangaz ile destekli, kurmalı sistem yedekte tutulmaktadır. İlk günkü gibi korunan ve açık havalarda 16 deniz mili açıklığı görebilen fener, İstanbul’un Karadeniz’e açılan kapılarından birinde Karadeniz’den gelip Boğaz’a girecek gemilere rehberlik etmektedir. Beyaz taştan yapılmış fenerin boyu 20 metredir. Yalnızca Beykoz’a dönük yüzünün dar kısmı karanlıkta kalır. Anadolufeneri orijinal halini koruyan nadir fenerlerden biridir.  Fenerin kristalini döndüren motor ve ampul sonradan eklenmiş. Denizden 75 metre yükseklikteki fener, saniyede bir beyaz ışık veriyormuş.

 

Etiketler: , , , ,

Poyrazköy-İstanbul Boğazı’nın Kuzeyindeki Saklı Cennet

Poyrazköy Beykoz İstanbul

 

Poyrazköy Beykoz İstanbulİstanbul Boğazı’na yapılmakta olan üçüncü köprü ayaklarının yapılacağı yerler ve çevreye vereceği zararlar tartışılırken güncellendi Garipçe ve Poyrazköy. Bu güncelleme nedeniyle, geçtiğimiz günlerde Garipçe Köyü’nü ziyaret etmiş ve bir tanıtım yazısı da yayınlamıştım.

Poyrazköy Beykoz İstanbulRumelikavağı ile Rumelifeneri arasında bulunan Garipçe’nin tam karşısında, Boğaziçi’nin Anadolu yakasında bulunan Poyrazköy’ünü görmesem olmazdı. Görmek istediğim bu şirin ve turistik köye ulaşmak için, yaz aylarında iseniz, hem Boğaziçi ulaşım araçlarından hem de karayolundan yararlanmak mümkün görünüyor.

Poyrazköy Beykoz İstanbulBoğaziçi ile ulaşmak için, sadece yaz aylarında işletmeye açılan, Sarıyer’den kalkan vapurlar kullanılabilir. Yaz aylarında Poyrazköy Plajı’na gidenler, genelde bu suyolunu tercih ederler. Karayolu ulaşımı sadece Beykoz üzerinden yapılmaktadır. Benim için oldukça uzun, yorucu ve sinir bozucu bir yolculuk oldu ama değdi doğrusu.

Poyrazköy Beykoz İstanbulGöktürk’ten Mecidiyeköy-Beşiktaş-Üsküdar-Beykoz rotasını izledim. Beykoz’da tekrar aktarma yaptım. Kavacık’tan kalkan 135 numaralı otobüsle Poyrazköy’e ulaştım. Toplu taşıma araçlarını kullandığım bu yolculukta harcadığım zaman üçbuçuk saate yaklaştı. Köye ulaşım her 15 dakikada 135 Kavacık Beykoz hattından özel halk otobüsleri ve belediye otobüsleriyle sağlanıyormuş. Sonradan öğrendim.

Poyrazköy Beykoz İstanbulPoyrazköy’ün Beykoz bağlantısı, 1958 yılına kadar, deniz yoluyla balıkçı tekneleriyle yapılmış. Beykoz Anadolu Fener köyüne yol 1941 yıllarında kazma ve küreklerle insan gücüyle yapılmış. 1958 yılında ise Poyrazköy’den bu yola bağlantı yapılarak köy halkının ilçeyle bağlantısı sağlanmış. Kavacık’tan gelen 135 numaralı toplu taşım aracı Beykoz’u geçip, Riva Caddesi üzerinden Sırmakeş Caddesi’ne, sonra da Anadolufeneri Köyü yoluna giriyor. 

Poyrazköy Beykoz İstanbulYeşillikler içindeki yolu izleyen aracımız, Garipçe yolunda olduğu gibi, Beykoz sırtlarına tırmanmaya başlıyor. Manzaranın muhteşem olduğu bu yolun da her iki yanı ve gözlerinizin uzanabildiği yamaçları çam ağaçları ile kaplı. Çam kokusu bizi kendimizden geçiriyor. Toplu taşım araçlarının avantajlarından biri de çevreyi rahatlıkla seyredebilme olanağı sunması oluyor.

Poyrazköy Beykoz İstanbul Bir ara gözüm Yaros Kalesi levhasına ilişiyor. Bir başka zaman Yaros Kalesi’ne gitmeyi akıl defterime yazarak, çevreyi izlemeyi sürdürüyorum. Sonradan Anadolufeneri yoluna bağlanan Poyrazköy yoluna giriyoruz. Beykoz sırtlarının en tepesine çıkmış olmalıyız ki, Poyrazköy’e doğru, kıvrılarak ve sıkça frenleyerek inmeye başlıyoruz.

Poyrazköy Beykoz İstanbul15-20 dakika sonra, bir dönemeci döndüğümüzde, bütün güzelliği ile panoramik olarak Poyrazköy ve 3. köprü ayakları görünüyor. Otobüsten inmenin tam zamanı diye düşünüyorum ama otobüs durmuyor. Tam köyün girişinde, Karaağaç Yolu civarındaki durakta otobüsten inerek, tepelere doğru geri dönüyorum. Plaj Caddesi ile İncirlik Sokak kavşağına tırmanıyorum.

Poyrazköy Beykoz İstanbulBu bölge panoramik fotoğraflar için en iyi çekim noktalarını oluşturuyor. Bir hayli fotoğraf çektikten sonra, Plaj Caddesi’ni izleyerek köye giriyor ve İETT Dere Mahallesi durağına ulaşıyorum. Sol tarafımda ince sarı kumu olan oldukça uzun bir plaj görüyorum. Durgun, berrak, masmavi suları ve sarı ince kumlarının oluşturduğu kumsalıyla bir cennet bahçesini andırıyor. Fotoğrafların çekiyorum.

Poyrazköy Beykoz İstanbulBen de fotoğraf karelerinde yerimi almak için özçekim/selfie yaparken, Rıdvan ve Özkan adlarında iki genç arkadaşla tanışıyorum. Bana yardımcı oluyorlar. Mendirek yolunu izleyerek limana ve balıkçı barınağına ulaşabileceğimi söylüyorlar. Ben de onları fotoğraf karelerime alıyor ve teşekkür ederek ayrılıyorum.

Poyrazköy Beykoz İstanbul Biraz ileride plajın giriş kapısı ve güvenlik görevlisi var. Giriş ücretinin 7,5 TL olduğu plaja para ödememek için, görevliye sadece fotoğraf çekmek için girmek istediğimi söylüyorum. Anlayışla karşılanıyorum. Hatta kapıdaki görevli genç arkadaşlardan biri uzattığım fotoğraf makinemle bir hayli fotoğrafımı çekiyor. Teşekkür ederek ayrılıyor ve limana doğru yürüyorum.

Poyrazköy Beykoz İstanbulDalgakıranın korumalık yaptığı kocaman bir balıkçı barınağı ise biraz ileride, plajın hemen yanında yer almış. Karınca gibi çalışan balıkçılardan, bazıları ağlarını onarıyor, bazıları da karaya çıkardıkları teknelerini boyuyor. Balıkçı barınağının kuzeyinde Poyrazköy Kalesi görünüyor. Sağ tarafında da Poyrazköy Camisi var.

Poyrazköy Beykoz İstanbulCamiye çıkan oldukça eğimli bir yolu tırmanmaya başlıyorum. Yolun ortasına geldiğimde ikiye ayrıldığını görüyorum. Sağdaki yol merdiven basamaklarıyla sosyal mekânlara çıkıyor anladığım kadarıyla. Nitekim merdivenlerin sonunda ‘’Mahallenin Kahvehanesi’’ denilen yere ulaşıyorum. Oldukça yüksekteki yamaçta bulunan kahvehanenin konumu olağanüstü bir yere sahip.

Poyrazköy Beykoz İstanbulYarım ay şeklindeki Poyrazköy Koyu ayaklarımın altında duruyor. İstanbul Boğazı ve Poyrazköy sahilinin tamamı halı gibi, ayaklarımın altına serilmiş sanki. Tam karşıda Garipçe köyü, solunda 3. köprü ayaklarından biri ve sağında da Rumelifeneri yer alıyor. Manzara tek kelime ile doyumsuz olup, kendimden geçiyorum.

Poyrazköy Beykoz İstanbulBoğazın ve koyun panoramik görüntüsünün en iyi göründüğü bir yere oturup, bir çay söylüyorum yanıma gelen kahvehane görevlisine. Karşımdaki doyumsuz manzaradan gözlerimi ayırarak, çevreme bakıyorum. Müşterilerinin okumaları için gazete, dergi ve kitap bulundurulduğunu görüyorum.

Poyrazköy Beykoz İstanbulGeniş, temiz ve iyi döşenmiş bu kahvehanede bulunanların bazıları sohbet ederken, bazıları da gazete ve kitap okumaktaydı. Tekrar İstanbul Boğazı’na ve köprü ayaklarına odaklanıyorum. Yarım ay şeklindeki koyun sivri uçlarından sağdakinde Porazköy Kalesi yer almış. Soldakine 3. köprünün ayaklarından biri oturtulmuş.

Poyrazköy Beykoz İstanbul3.Köprünün Avrupa yakasındaki bağlantı noktası olan Sarıyer Garipçe ve Anadolu yakasındaki bağlantı noktası Beykoz Poyrazköy’de konuşlanmış. 1408 metre uzunluğundaki köprüyü taşıyacak köprü ayaklarını, kule vinçler inşaa etmeye devam ediyor. Hızla yükselen köprünün ayakları ise 20 metre derinlik ile 20 metre çapında bir tabana yerleştirilmiş. Ayaklar her iki yakada da deniz seviyesinden 12 metre derinliğe indirilmiş.

Poyrazköy Beykoz İstanbulAyaklarının yüksekliğinin 320 metre olması planlanan köprünün genişliği ise 59 metre olacak ve köprünün üzerinden 10 şerit geçecek.  8 şerit karayolu, 2 şerit ise Marmaray ve İstanbul Metrosu’yla bütünleşmiş demiryolundan oluşacak. Boğaz Köprüleri üzerinden ilk kez demiryolu hattı geçirilirken; proje sayesinde Atatürk, Sabiha Gökçen ve yeni yapılacak 3. Havalimanı birbirine bütünleşmiş tren yoluna sahip olacak.

Poyrazköy Beykoz İstanbulBu özelliği ile üzerinde raylı sistem olan dünyanın en uzun asma köprüsü unvanına kavuşacak diyor yetkililer. 3. köprü ile ilgili bu bilgileri hatırladıktan sonra, yarım ay şeklindeki Poyrazköy koyuna bir kez daha bakıyor ve kaleye gitmek üzere kalkıyorum. Kahvehane ile kale arasında cami bulunuyor.

Poyrazköy Beykoz İstanbul Eski kaynaklara göre cami, 1441 yılında, bölgedeki tabur tarafından yapılmış. Bu bilgi bir söylence olarak duruyor. Yeni bilgilere göre, Kaptan-ı Derya Cezayirli Hasan Paşa tarafından 1782 yılında yaptırılmış. Mülkiyeti Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ait olan cami, 1991 yılında onarım görmüş. Camiyi geçerek kaleye gidiyorum.

Poyrazköy Beykoz İstanbulBir ikizi Garipçe’de bulunan Kale, Osmanlı Padişahı III. Mustafa tarafından, Macar asıllı Fransız mimar Baron François de Tott’a yaptırılmış. Yarım ay şeklindeki koyun sağındaki kayalıklar üzerine inşa edilen kale, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından bir süre kullanılmış.

Poyrazköy Beykoz İstanbulKullanılmış ama ben ortalıkta kale ve kale girişi göremiyorum. Bir minibüsü çayhane haline getirmiş olan bir hanımefendiye kalenin girişini soruyorum. Çöplük ve pislik yuvası haline gelmesi nedeniyle, Askeri yetkililer tarafından girişi kapatılmış. Üzülerek ayrılıyorum. İETT Dere Mahallesi durağına giderek, 135 numaralı otobüsü beklemeye başlıyorum. Yaklaşık 20 dakika sonra gelen otobüsle, tekrar gelmek üzere, Poyrazköy’den ayrılıyorum. Zamanı olanların, gezilecek yerler listesinin ilk sıralarına Porazköy’ü eklemelerini öneriyorum.

 

 

 

 

Etiketler: , , ,

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 287 takipçiye katılın