RSS

Les İnvalides ve Fransız Askeri Müzesi

III. Alexandre Köprüsü ve Les İnvalides Paris

III. Alexandre Köprüsü ve Les İnvalides Paris

Paris AnılarıSeine Nehri üzerindeki anıtsal ve en güzel köprülerden biri olan III. Alexandre Köprüsü gezilip, fotoğraflar çekildikten sonra köprünün güney ucuna yöneldik. Seine nehri üzerindeki Alexande köprüsü üzerinden bakıyor ve yaklaşık 500 metre uzaklıkta, altın varaklı kubbesi ile Les İnvalides’i görüyoruz. Bu ihtişamlı yapının orta kısmında, altın varaklı kubbesi altında yatan, Napolyon Bonapart’ın anıt mezarının bulunmakta olduğunu öğrenmiştik. 

Paris AnılarıLes Invalides ya da Hotel national des Invalides… Paris’te bulunan, içinde pek çok farklı yapı barındıran, büyük ölçüde Fransa’nın askeri tarihiyle ilintili olan bir anıtsal yapılar topluluğudur. 24 Şubat 1670 tarihinde, XIV. Louis’nin emriyle yapılmasına karar verilmiş. Monarşinin savunması için canını verenlerin onuruna ve XIV. Louis döneminde gazi olan, kanlarını akıtan askerlerin kalan günlerini sükûnet ve rahatlıkla geçirebilmeleri amacıyla inşa edilmiştir.

Paris AnılarıGünümüzde de gazileri ağırlamaya devam etmektedir. Anıt, askeri nekropol ve çok sayıda müze dâhil olmak üzere, pek çok yapıya ev sahipliği yapmaktadır. IV. Henry ile III. Henry’nin bir projesi olan Les Invalides 14. Louis tarafından, 1670 yılında hayata geçirildi.  XIV. Louis tarafından da, gelecek kuşakları bilgilendirme amaçlı, bir tanıtım yazısı yazdırıldı.

Les İnvalides Paris Bu tanıtım yazısında ‘’ , ‘’Monarşinin savunması için canını veren ve kanlarını akıtan insanlar, kalan günlerini sükûnet ve rahatlıkla geçirebilmesi için diye’’ Diye yazmaktadır. Anıtsal yapılar topluluğu olan Hotel national des Invalides;  bir Kilise, bir üniforma yapım evi, bir basımevi, yaşlı askerler için bir misafirhane ya da bugünkü adıyla huzurevi ve bir askeri hastane barındırmaktadır.

Paris Anıları15 Temmuz 1804 tarihinde, Les Invalides kilisesinde şatafatlı bir resmi tören düzenlenmiştir. Bu törende Napolyon Bonapart Legion D’Honneur Nişanını yetenekli subaylara ilk kez vermiştir. Les Invalides yapılar topluluğuna,1872 yılında topçuluk müzesi ve 1896 yılında tarihi ordu müzesi olmak üzere iki müze daha eklenmiştir. Bu iki müze 1905 yılında birleştirilerek, ‘’Musée de l’armée’’ ya da Askeriye Müzesi olmuştur.  

Paris AnılarıMusee de L’Armee büyük bir askeri bir müzedir. Orta Çağ’dan İkinci Dünya Savaşına kadar askeri üniformalar, silahlar, araç gereçler burada görülebilir. Ayrıca burada Türkiye, Çin, Japonya ve Hindistan gibi yerlerden getirilen parçalar da mevcuttur. Fransızların ünlü İmparatoru Napoleon’un mezarı Askeri Müze’nin içindeki Saint-Louis-des-Invalides Katedrali’nde bulunuyor.

Paris AnılarıNapolyon Bonapart 1821’de, 51 yaşında, St.Helena adasında öldüğünde Geranium vadisine gömülmüş, 1840′ a kadar burada yatmış. Daha sonra 1840 yılında Louis Philippe’nin talimatı ile Paris’e getirilmiş, resmi bir cenaze töreni düzenlenmiş ve St.Jerome’s şapeline gömülmüş. 1861’de Les İnvalides’teki mezar tamamlanınca buraya taşınmış.  Müzenin avlusuna girdiğinizde gözünüze ilk çarpan şey karşı balkondan size doğru bakan Napoléon’un dev heykeli oluyor.

Paris Anıları-Les İnvalides Müzenin Seine Nehri’ne bakan ön yüzü 196 metre uzunluğundadır. 15 kadar avlusu olan yapının bu kısımları askeri geçitler için kullanılmaktaydı. Robert de Cotte tarafından tasarlanan 500 metre uzunluğundaki bir meydan Les Invalides’i Sen Nehrinden ayırır. Paris’in en görkemli müzelerinden biri olan Invalides – Musée de l’Armée  ya da Fransız Askeri Müzesi, görkemli Invalides binası ve Napoléon’un mezarının da yer aldığı yedi farklı bölümden oluşan çok kapsamlı bir savaş tarihi müzesi…

?????????????Diğer pek çok Paris müzesinde olduğu gibi bu müze de, bırakın içindeki birbirinden değerli sergi objesini, başlı başına binayı gezip görmek için bile ziyaret edilmeye değer muhteşem bir yapı. Yapının içine girmeseniz bile o muhteşem altın yaldızlı kubbeleri yakından inceleyin ve parkında oturup soluklanın demişti rehberimiz.1676 yılında Les Invalides yapısına istek üzerine Saint Louis Kilisesi eklenmiştir.

Paris Anıları-Les İnvalidesHotel des Invalides’in mimarı olan Jules Hardouin Mansart tarafından inşa edilmiştir. Bu kilise Dome des Invalides olarak bilinen şapele bağlıdır. Çok sayıda ünlü Fransız askerinin ve Napolyon Bonapart’ın mezarı da burada bulunuyor. Les Invalides’in bahçesindeki topların namluları Élysée Sarayı’na doğru yönlendirilmiş. Bunun sembolik anlamı Fransa’da halkın egemenliğinin bulunduğu ve her zaman silahları tekrar ele geçirebileceklerinin Élysée Sarayı’ndakilere uyarısıymış. Zaman kısıtlaması nedeniyle Askeri Müzeyi gezemedik. Saint Dominique Caddesi’ni izleyerek, Eyfel Kulesi’nin panoramik fotoğraflarının çekildiği Champ de Mars’a gitmek üzere yollara döküldük…

 

Etiketler: , , , , , , ,

Seine Nehri ve III. Alexandre Köprüsü

III. Alexandre Köprüsü

III. Alexandre Köprüsü

Seine Nehri Paris-III. Alexandre KöprüsüDünyada en çok ziyaret edilen ve bir marka olan Paris, düz bir ovanın ortasından kıvrılarak geçen bir akarsuyun, Seine Nehri’nin içine ve çevresine kurulmuş bir kenttir. Notre Dame Katedrali’nin üzerinde bulunduğu ada İle de la Cite ya da Şehir Adası Paris’in atası olarak biliniyor. Nehrin ortasında kalan Şehir adası düşmanlara karşı korunması kolay bir ada olduğundan, Paris’in doğum yeri olmuş.

Paris Anıları-III. Alexandre KöprüsüKeltler’in nehir üzerindeki küçük bir adaya kurduğu bu kale zamanla dünyanın kültür ve sanat merkezine dönüşmüş. Paris’in ortasından kıvrılarak akan nehrin adının Seine (sen) olduğunu, Paris’e gitmesek de, hepimiz biliyoruzdur sanırım. Paris panoramik turunda rehberimizin verdiği bilgiye göre, Paris’in resmi armasında Latince “Fluctuat nec mergitur” yazar. Sallanır ama batmaz anlamına gelir.

Seine Nehri Paris-III. Alexandre KöprüsüBelki de bu yüzden Paris’i anlatmaya Seine nehri ile başlamak en doğru yol olacaktır. Fransa’nın batısında 446 metre gibi çok yüksek sayılmayacak bir yerden doğup 777 Km kat ettikten sonra Manş Denizine kavuşur.  Seine Nehri, kolları ile beraber, yaklaşık 80000 km2 lik bir bölgeyi sulamaktadır. Sulanan bu bölge de Fransa nüfusunun yüzde otuzu yaşar. Fransız ekonomisinin yüzde ellisinden fazlasını bu bölge tek başına üretir.

Paris Anıları-Les İnvalidesParis’in doğusundan batısındaki Manş Denizi’ne doğru akan nehir sehri iki yakaya ayırır. Nehrin akış yönünde baktığınızda; sağ tarafınızda kentin kuzeyi, sol tarafınızda ise güneyi yer alır. Bu nedenle nehrin kuzeyine Sağ Yaka, güneyine ise Sol Yaka denir. Sağ Yaka daha canlı ve ticari, Sol Yaka ise içerisinde daha nezih muhitler barındırır. Sakindir ve entelektüel hayatı daha yoğundur.

Seine Nehri Paris-Şehir Adası Seine Nehri Paris’i boydan boya kıvrılarak geçerken üç adet adacık oluşturmaktadır. Bunlardan ikisi Paris’in tam merkezinde ve yerleşime açık adacıklardır. Paris’in tam ortasındaki bu adacıklardan batıya bakanı üzerinde Notre-Dame Katedrali gibi birçok tarihi yapıyı barındırır. Paris’in tarihi merkezi de diyebileceğimiz ve dilimize ancak Şehir Adası diye çevirebileceğimiz “ile de la Cite” ile doğusunda kalan  “Saint-Louis” Adasıdır.

?????????????Ben, bu yazı dizisinde, nehrin Paris içindeki kısmından ve üzerindeki muhteşem köprülerinden söz etmek istiyorum. Champs-Elysees  ya da Şanzelize Bulvarı’ndan Grand Palais ve Petit Palais yönüne saptığınızda Pont Alexandre III olarak bilinen Alexandra III Köprüsü’ne ulaşırsınız.  Bu köprüden karşıya geçtiğinizde de karşınıza Les Invalides çıkar.

Paris Anıları-III. Alexandre KöprüsüEşimle ben, önce Büyük Saray ve Küçük saray olarak bilinen müzeleri tanımaya ve fotoğraflamaya çalıştık. Sonrasında Alexandre III Köprüsü’ne geldik. Champs-Elysees ve Les Invalides bölgelerini birbirine bağlayan köprü üzerinde ilk dikkati çeken ve hayranlık uyandıran şey peyzajı ve altın sarısı heykelleridir, Her iki girişinde, sağlı sollu bulunan, 17 metrelik dört kaide üzerindeki altın sarısı heykelleri ile harika bir görüntü oluşturuyor.

Paris Anıları-III. Alexandre Köprüsü Seine Nehri üzerindeki irili ufaklı 37 köprüden en görkemlisi ve en güzeli olan Pont Alexandre III/Üçüncü Alexandre Köprüsü 1900 yılında inşa edilmiş eşsiz bir sanat eseri… Art Nouveau tarzında yapılmış lambaları, melekleri, kanatlı atlarlardan oluşan süsleriyle Paris‘in en güzel köprüsü. 1896 ile 1900 yılları arasında Paris Evrensel sergi için açılmış. 1892 Yılında oluşturulan Fransa-Rusya birliğinin ardından 1896’da inşaatına başlanan köprü, dönemin Rus Çarı II. Nicholas’nın babası Çar III. Alexandre’ın adını taşıyor.

Paris Anıları-III. Alexandre KöprüsüTek kemerli köprünün yol kenarında sıralanan süslemeleri köprünün estetiğine ayrı bir hava katmaktadır. Köprünün tam ortasında, her iki tarafta bulunan heykellerden biri Seine Nehri’ndeki, diğeri de St. Petersburg’taki Neva Nehri’ndeki sirenleri temsil ediyormuş… 107 metrelik uzunluğu, 40 metrelik genişliği ile Seine Nehri’nin en güzel anıtsal yapısı olan bu köprüye baktıkça insanın hayranlığı bir kat daha artıyor.

Paris Anıları-III. Alexandre Köprüsü“Neden İstanbul’da, özellikle Haliç’te, bu tarz ya da yerel zevki yansıtan estetik bir köprü geçişi düşünülmemiş, vaktiyle yapılanlarsa neden korunmamış” diye iç geçiriyor haliyle… Seine Nehri üzerinde 6 metre yüksekliğinde tek aralıklı çelik bir kemerden oluşun bu köprü yapılırken Şanzelize‘nin manzarasını kapatmaması için büyük titizlik gösterilmiş. Bu titizlik sayesinde köprü üzerinden muhteşem manzaralar izlenebiliyor.  Paris’e yolunuz düşerse, III. Alexandre Köprüsü ile iki tarafında yer alan bölgeleri görmenizi öneririm…

 

Etiketler: , , , ,

Paris-Grand Palais ve Petit Palais Müzeleri

 

Grand Palais-Büyük Saray Paris

Grand Palais-Büyük Saray Paris

Petit Palais-Küçük Saray

Petit Palais-Küçük Saray

Serbest günümüzde, yaşayarak Paris’i tanımak istedik eşimle birlikte… Dünyada en çok ziyaret edilen ve bir marka olan Paris, ‘’Nasıl oldu da bu sonuca ulaştı?’’ sorusuna da yanıt bulmaya çalıştık bu arada… Rivoli Caddesi’nden hareketle, 1850-1870 yılları arasındaki kentsel dönüşümün bir ürünü olan Opera Caddesi’ne girdik. Paris’i tanımak ve yaşamak için; caddelerde, sokaklarda ve meydanlarda yürümeliydik… Başta Opera binası Palais Garnier olmak üzere, Haussmann Caddesi üzerindeki Galeries Lafayette ve Place de la Madeleine’de bulunan Anıtsal Madeleine Kilisesi görülüp, fotoğrafladık. Sonra da Franklin D. Roosevelt’e ulaştık.

Petit Palais-Küçük Saray

Petit Palais-Küçük Saray

Hem rehberli tur eşliğinde, hem de serbest günümüzdeki gezilerimizde Modern Paris’in yapılanması dikkatimizi çekti. Place de la Concorde gibi ana meydanların sekizgen bir geometrik yapıya sahip olduğu ve sekiz cadde ve bulvara açıldığını gördük. İnternetten yaptığımız araştırmada, bu oluşumun mimarlarından birinin Baron Haussmann olduğunu gördük.  Baron Haussmann’ın vali olduğu 1853 – 1870 tarihleri arasında Paris inanılmaz bir kentsel dönüşüme sahne olmuş. 1853 yılında Seine Bölgesi Valisi olan Baron Eugene Haussmann’ın İmparator III. Napolyon’dan da aldığı destekle, mevcudu düzeltmek yerine, kenti yıkıp yeniden inşa etme yolunu tercih etmiş.

Petit Palais-Küçük Saray

Petit Palais-Küçük Saray

Aklıma İstanbul’daki kentsel dönüşüm sürecinde Ayvansaray, Tarlabaşı ve Sulukule’nin durumları geldi. Dönüşümün yapılacağı alanı önce “seçkin bölge” ilan eden Haussmann, daha sonra çıkarılan “Seçkin Bölge Kanunu” ile evlerde yaşayanları, deyim yerindeyse, kapı dışarı ederek, tüm evleri yıkmış. İnternetten edindiğim bilgilere göre, Haussmann’ın en büyük amacı kent dokusunu düzenli bir hale getirmekti. Bunun için de ana caddelerin kuzey-güney ve doğu-batı yönlerinde uzatılmasını sağladı. Kesişim noktalarına da büyük meydanların konumlanması sağlandı.

Petit Palais-Küçük Saray

Petit Palais-Küçük Saray

Tıpkı, Şanzelize Bulvarı’nın bir ucundaki Zafer Takı/Place De L’etoile ile diğer ucundaki Place de la Concorde meydanlarının çok sayıda yolu kesiştiren devasa kavşaklarda göründüğü gibi. Paris, İmparator Üçüncü Napolyon’un gücünü gösteren simgesel, büyük yapılar ile donatıldı. Temiz su, kanalizasyon, demiryolu, ofis, market, itfaiye, okul, hastane, hapishane gibi bir modern kentin gerektirdiği altyapı ve binalar inşa edildi. Ama en önemlisi kentin mevcut dokusuna yapılan müdahaleler idi. Yine de Haussmann planlarında yıkılan binaların yerine, aslına uygun olanların yapılmış olması Modern Paris kentinin ortaya çıkışını sağlamış. Her neyse…

Petit Palais-Küçük Saray

Petit Palais-Küçük Saray

Franklin D. Roosevelt’te bir süre dinlendikten sonra; Büyük Saray ve Küçük Saray olarak bilinen Grand Palais ve Petit Palais yapılarının bulunduğu bölgeye gittik…1900 yılındaki Evrensel Sergi’de Fransız sanatını tanıtmak için yapılan Petit Palais, 1902 yılında müzeye dönüştürülmüş. Paris Güzel Sanatlar Müzesi’ne ev sahipliği yapmaktadır. Paris Güzel Sanatlar Müzesi’nin, Avignon Okulu’nun yanı sıra, İtalya Rönasans resimlerinin olağanüstü bir koleksiyonuna sahip olduğunu öğreniyoruz. Yine edindiğimiz bilgilere göre; Papaların 1309-1337 yılları arasında Avignon’a sürülmüş.

Grand Palais-Büyük Saray

Grand Palais-Büyük Saray

Avignon’a sürgünü sırasında aynı kentte gelişen ve İtalyan sanatının Fransa’yı etkilemesini sağlayan resim ekolü, Avignon Okulu olarak biliniyor. Papalık Sarayı’nın Avignon’a taşınması, başta Simone Martini olmak üzere, pek çok ünlü sanatçının bu kente taşınmasını sağlamış. Papaların Roma’ya dönüşünden sonraki uzun yıllarda bile Avignon Okulu etkinliğini sürdürmüş. Zamanımızın kısıtlı olması nedeniyle Petit Palais Güzel Sanatlar Müzesi’ni gezme olanağı bulamadık ama çok miktarda fotoğraf çektik. Asıl dikkatimizi çeken ve hayranlığımızı bir kat daha arttıran ise karşısındaki Grand Palais oldu.

Paris Anıları-Grand PalaisBüyük Saray olarak anıldığına bakmayın, 1900 yılındaki Evrensel Sergi için hazırlanan en görkemli yapılardan biri… Yılda ortalama 40 etkinliğe ev sahipliği yapmakta olan bu yapı 72 000 m2 alana yayılmış olup, yılda 2 milyondan fazla ziyaretçi kabul etmektedir. Ana salon 13 500 m2 cam tavan ile kaplanmış olup, Avrupa’nın en büyüğüdür. Binada çelik, cam ve taş birleştirilerek olağanüstü bir mimari yapı ortaya çıkmış. Cepheler 40 çağdaş sanatçı tarafından düzenlenmiş. Çok renkli mozaik frizler ve seramik, süs eşyaları ve anıtsal grupların heykelleri ile dekore edilmiş. 

Grand Palais-Büyük Saray

Grand Palais-Büyük Saray

İkinci Dünya Savaşı’nda hastane olarak kullanılmış. Savaşın sona ermesinin ardından, Paris kurtuluşu kutlarken, çıkan yangında çatı bütünüyle yanmış. 2001-2004 yıları arasında gerçekleştirilen restorasyonla bu günkü durumuna getirilmiş. Binanın görkemine ve şehrin tam ortasında tüm heybetiyle yükselişine hayran kaldığımız bu yapının dış cephesi kadar, dev boyutlardaki çelik-cam çatı formundan da çok etkilendik. Barok ve Klasik mimari tarzındaki bu binada her yıl belirli aralıklarla çok farklı konularda sergiler düzenlenmekteymiş.

Grand Palais-Büyük Saray

Grand Palais-Büyük Saray

Yılda ortalama 40 sergi düzenlenen Grand Palais’yi, yılda ortalama 2 milyon ziyaretçi geziyormuş. Sergilenen eserler kadar bu binanın içinde olmak, 6.000 tonluk muhteşem cam ve çelikten yapılmış çatısını görmek için bile ziyaret etmeye değer bir mekân. Önemli bir etkinlik gerçekleştiriliyor olmalıydı ki oldukça uzun bir ziyaretçi kuyruğu vardı. Zaman darlığından ötürü içeri giremedik. Dilere destan köprülerden biri olan III. Alexandre Köprüsü’ne gittik…

 

Etiketler: , , , , ,

Modern Paris ve Baron Eugene Haussmann

L'église de la Madeleine

L’église de la Madeleine

 

Paris Anıları-Lafayette HommeBir kenti tanımanın ve yaşamanın en iyi yolu; sokaklarında, caddelerinde, bulvarlarında yürümek, anıtları ve müzelerini gezmektir. Yaşadığım ve hayranı olduğum İstanbul’u bu şekilde tanıdım ve yazı dizilerimle tanıtmaya çalıştım. Aynı yöntemi Paris için uygulamaya çalıştık kısıtlı zamanımızda eşimle… Dünyada en çok ziyaret edilen ve bir marka olan Paris, ‘’Nasıl oldu da bu sonuca ulaştı?’’ sorusunu, başta mimar olan eşim olmak üzere, kendimize sormadan edemedik…

Paris Anıları-Lafayette Homme19. yüzyılda modernleşmenin gündelik hayatta ve kentte yaptığı sarsıcı dönüşümlerin en görünür olduğu yer Paris olmuştur. 17. yüzyıl sonuna kadar Paris, dar sokakları ve pazarların kurulduğu küçük meydanları ile bir Ortaçağ kenti görünümünde idi. 18. yüzyıldan itibaren imparatorluğun güçlenmesi ile kentin görünen yüzü değişmeye başlamış, 1840 – 1870 tarihleri arasındaki Fransız endüstri devrimi ile de bu değişim doruk noktasına ulaşmıştır.

Paris Anıları-Lafayette Homme1853 yılından itibaren bir değişimin gerekli olduğu kanısına varılan Paris, “Modern Kent” konseptine/kavramına uygun olarak yeniden inşa edilmiş. Dönüşüm sürecinin mimarları, dönemin Seine Bölgesi Valisi Baron Eugene Haussmann ve Fransa İmparatoru III. Napoleon’dur. Sosyal ve ekonomik yaşamı doğrudan devletin yönettiği otoriter bir yaklaşım çerçevesinde birlikte çalışarak, dönüşümü gerçekleştirmişler.

Paris Anıları-Lafayette HommeKentsel dönüşümden önce, Paris’teki en önemli sorunlardan biri, nüfustaki artış ve yaşam koşullarının yetersiz olmasıydı…17. yüzyıldan itibaren giderek genişleyen Paris’te  konutlardaki sağlıksız koşullar ve hektara 900.000 kişinin düştüğü nüfus yoğunluğa çözülmesi gereken birincil sorundu. Diğer taraftan, yetersiz hava akımı, sıhhi altyapı eksikliği ve siyasi anlaşmazlıklardan kaynaklanan isyanlar ve huzursuzluklar da eklenince günlük yaşamın işkenceye dönüştüğü bir kent tablosu ortaya çıkıyordu. 

Paris Anıları-Lafayette HommeEmile Zola’nın romanlarında sıkça tasvir ettiği; Paris sokaklarındaki bitmek bilmeyen çamur, kötü koku ve gürültüler, sağlıksız koşullar sonucunda ortaya çıkan kolera günümüz “Modern” Paris’ini meydana getiren bu yeniden planlama sürecinde etkili olmuştur. Günümüz Modern Paris’ini anlamak ve yaşamak için; Opera Caddesi, Opera Meydanı ve Palais Garnier olarak bilinen anıtsal opera binasını görüp, fotoğraflarını çektikten sonra, kentsel dönüşüm mimarlarından biri olan Haussmann’nın adının verildiği Boulevard Haussmann’a giriyoruz. Bu bulvar üzerinde Paris’in en büyük ve en renkli alış veriş merkezlerinden biri bulunuyor.

Paris Anıları-Lafayette HommeÖzellikle eşimin ilgisini çeken bu merkez Galeries Lafayette olarak biliniyor. 1893 yılında La Fayette ile kuzeni d’Antin sokaklarının köşesindeki küçük tuhafiye dükkânının içine Alphonse Kahn moda mağazası açmış. 1896 yılında ise tüm binayı satın alarak Fransa’nın en ünlü mağazasını kurmuşlar. Daha önce Benelüx & Paris turlarından birine katılmış olan kızımız Ceren de bu mağazayı, özellikle çatı katını görmemizi istemişti.

Paris AnılarıLafayette’nin ana mağazası olan bu alış veriş merkezinin iç mekân süslemeleri görkemli ve seyretmesi muhteşem… Balkonları ve kubbesi Noel dekorasyonu ile süslenmiş… 10 katlı olan mağaza ülkenin en pahalı mekânı olmasına rağmen yerli ve yabancı turistlerle dolu, iğne atsan yere düşmez… Zamanımızın kısıtlı olması nedeniyle, katları hızla dolaşıyor ve çatı katına çıkıyoruz. Muhteşem ve panoramik bir Paris görüntüsü karşımıza çıkıyor.

Paris AnılarıOpera binası, Eyfel Kulesi ve Şanzelize’nin bitim noktalarından birinde bulunan Arc de Triomphe’a, Zafer Takı fotoğraflık manzaralar oluşturuyor. Bir taraftan fotoğraf çekerken, bir taraftan da, buradan sonraki rotamızı belirlemeye çalışıyorum. Yeterli görüntüleri hafızamıza kazıdıktan sonra, Lafeyette’den ayrılarak Haussmann Bulvarı’na giriyoruz. Paris’e geldiğimiz ilk günkü panoramik şehir turunda rehberimiz Place de la Madeleine’dan geçerken, buradaki anıtsal yapıdan söz etmiş ve bu yapının ‘’Fransa’nın Anıt Kabri’’ olduğunu söylemişti.

Paris AnılarıBu anıtsal yapıyı tekrar görmek üzere, elimizdeki haritaya bakıyor ve rotamızı çizmeye çalışıyoruz. Boulevard Haussmann Bulvarı’nda Place Diaghilev hedefine batı yönünde yaklaşık 400 metre ilerledikten sonra, sola, güneye yöneliyoruz. Tronchet Street üzerinde 350 metre yürüdükten sonra, Madeleine Meydanı ve bu meydandaki anıtsal yapı görüş alanımıza giriyor.

Paris AnılarıYaklaşık 150 metre daha yürüyünce meydana ulaşıyor ve kendimizi anıtsal yapının önünde buluyoruz.  1806’da Mecdelli Meryem ya da Magdalalı Meryem’e adanarak Pierre-Alexandre Vignon tarafından tasarlanmış kilise, sütunlarla çevrili bir Roma tapınağını andırıyor. Magdalalı Meryem, Markos ve Yuhanna İncillerine göre, öldükten ve gömüldükten sonra dirilen İsa’yı ilk gören kişiymiş.

Paris AnılarıOrdusunun büyüklüğünü ortaya koyan bir zafer tapınağı yapılmasını isteyen Napoleon, daha sonra bu isteğini 1806-1808 yılında yapılan Zafer Takı ile yerine getirmiş. 1816 yılında yönetimi yeniden ele geçiren Bourbon Hanedanı da yapılan bu tapınağı Hıristiyan kilisesine dönüştürmüş. Neo-Klasik tarzda inşa edilmiş olan yapı en iyi korunmuş olanlardan biridir. Bu yapı, mimari tarzı itibariyle Atina’daki meşhur Akropolis’i çağrıştırıyor.

Paris AnılarıYapımına 1763’te başlanıp 1842’de açılan Madeleine (madlen) çepeçevre muhteşem sütunları, üçgen alınlıklı çatı düzeni, meydan ortasındaki konumu ve iç tasarımı ile kusursuz bir yapı ve bu nedenle Paris’te görülecek yerler listesinde yer almayı kesinlikle hak ediyor. Tüm yapının çevresini saran ve her birinin yüksekliği 20 metre olan 52 Korint sütünü bulunmaktadır. Brozdan yapılmış anıtsal kapının iki yanında, nişlere yerleştirilmiş heykeller yer alıyor.

Paris AnılarıEn az Notre Dame ve Sacre Coeur kiliseleri kadar değerli bir başka kilisesi Madeleine Kilisesi’dir. Madeleine Meydanı’ndaki bu anıtsal yapıyı, kapalı olduğundan, gezemedik. Güneye inip Konkort Meydanı’na ulaşmak yerine, önce batıya sonra da güneye inerek Franklin D. Roosevelt’e ulaştık. Bir süre dinlendikten sonra da, bir başka yazı konusu yapacağım, Grand Palais ve Petit Palais yapılarının bulunduğu bölgeye gittik…

 

 
 

Etiketler: , , , , , , ,

Palais Garnier Paris-Operadaki Hayalet

Paris Operası-Palais Garnier

Paris Operası-Palais Garnier

Louvre Müzesi Paris

Louvre Müzesi Paris

Paris’teki üçüncü günümüz… Grubumuzun bir bölümü Disneyland’a gitti. Geride kalanlar için serbest gün… Ancak, otelimiz Louvre Müzesi’ne 38 km uzaklıkta. Kent merkezine ulaşmanın yollarından biri, otelimizi ve çevresindekileri dolaşarak havaalanına yolcu götüren toplu taşım araçları… Havaalanına ulaştıktan sonra da metrolardan yararlanarak, Louvre ve çevresine ulaşma olanağı var… Bu çözümü beğenmedik ve yedi kişi bir araya gelerek, rehberimizin önerisi ve yardımıyla, bir minibüs çağırdık. Kişi başı 10 euro ödeyerek, yarım saatlik bir sürede Louvre Müzesi avlusuna ulaşmıştık.

Paris Anıları-Ave de l'Opéra

Paris Anıları-Ave de l’Opéra

Yerel saat 09,45 ü gösteriyordu. Bizim dışımızdaki arkadaşlar Louvre Müzesi’ni gezmek istediler. Eşimle ben daha önce müzeyi gezmiştik. Rivoli Caddesi’ne çıkarak, Opera Caddesi’ne geçmek istiyoruz. Yıllar önce gördüğümüz ‘’Operadaki Hayalet’’ filmi aklımıza gelmiş ve Paris Opera binası Palais Garnier’i görmek istemiştik. Sağ tarafımızdaki Hotel Du Louvre’u geçerek, Ave de l’Opéra olarak bilinen Opera Caddesi’ne giriş yapıyoruz. Kuzey-doğu eksenli caddenin uzunluğu 800 metre ve genişliği 30 metre olup, diğer ucunda opera binası görülüyor. Cadde boyunca, hiçbir ayrıntıyı atlamadan, Operaya doğru yürüyoruz.

Paris Anıları-Ave de l'Opéra

Paris Anıları-Ave de l’Opéra

Bir taraftan da Operadaki Hayalet filmini anımsamaya çalışıyoruz. Hatırlayabildiğimiz kadarıyla Paris Operası’nda orkestranın kemancılarından Erique Claudin, operanın sopranolarından Christine Dubois’ya gizliden gizliye büyük bir ilgi ve hayranlık duymaktadır. Operada önemli yan rollerden birine çıkan Dubois’nın aldığı şan derslerinin masrafını da kendi maaşından karşılar. Ancak ona sağladığı bu destekten kızın hiç haberi yoktur. Kemancı parmaklarında ortaya çıkan bir rahatsızlık nedeniyle orkestraya uyum sağlayamaz ve işine son verilir.

Paris Anıları-Place De I'Opera

Paris Anıları-Place De I’Opera

Ben bunları anlatırken bir hayli de yol almıştık. Caddenin tam ortasında Pyramides metro istasyonu yer alıyordu. Bilenler için Paris’te ulaşım sorunu yoktu. Operaya doğru yaklaşırken eşim soran gözlerle baktı ve sopranoya ilgi duyan kemancıya ne oldu? Dedi. Ben de anlatmaya devam ettim. 50 yaşını geçmiş durumda olan kemancı, güzel sopranoya yaptığı gizli koruyuculuk nedeniyle, bütün maddi birikimlerini tüketmişti. Para bulabilmek için, ömrü boyunca üzerinde çalıştığı bir konçertoyu nota basımevine satmak üzere gider ve incelenmesi için bırakır. Bilinmeyen bir besteci olduğu için eserine pek önem verilmez.

Paris Anıları-Palais Garnier

Paris Anıları-Palais Garnier

Notalarını geri almak üzere gittiği basımevinde, bir yanlış anlaşma sonucunda, yayımcı ile tartışır ve onu öldürür. Olayın tanığı olan ve paniğe kapılan yayımcının metresi, klişehanede kullanılan asit tepsisini Claudin’in yüzüne fırlatır. Asitten yüzü yanan kemancı acı içinde kıvranarak oradan kaçar. Peşindeki polisleri atlatmak için de Paris kanalizasyon sistemine girer. Kanalizasyon sisteminin opera binası ile de bağlantısı vardır. Binanın altındaki geniş mahzenlere yerleşen kemancı operanın gardırobundan çaldığı maske ile yüzündeki yarayı gizler. İşinden ve yüzünden olan kemancı, ilgi duyduğu güzel soprano ile ilgili hayallerinin de yok olmasıyla, intikam almak ister.

Paris Operası-Palais Garnier

Paris Operası-Palais Garnier

Artık operada garip olaylar baş göstermeye başlamıştır. İstediği zaman binanın istediği bölümüne girebilen kemancıya görülüp, bilinemediği için “Operanın hayaleti” adını takmışlardır. Her şeye rağmen “Hayalet”, genç sopranonun mesleğinde yükselmesine yardımcı olmayı sürdürür. Ancak bu kez daha sert yöntemlere başvurur ve operanın divası birinci sopranoyu zehirleyerek, ilgi duyduğu genç sopranonun divanın yerine sahneye çıkmasını sağlar. Genç sopranonun iki hayranı daha vardır. Operadaki rol arkadaşı tenor Anatole Garron ve polis müfettişi Raoul D’Aubert … Her ikisi de güzel sopranonun kalbini çalmak için bir yarış içindedirler.

Paris Operası-Palais Garnier

Paris Operası-Palais Garnier

Bu arada operanın hayaletini yakalamak için de çalışmalar devam etmektedir. İsteklerinden biri yerine getirilmeyen “Hayalet”, bir gösteri sırasında operanın devasa avizesini seyircilerin üzerine düşürür. Çıkan kargaşada Genç Sopranoyu binanın altındaki labirentlere kaçırır. Yaşadığı yer olan bu loş mekânda ona piyanosuyla eserini icra ederken soprano aniden onun maskesini çıkarır. Gördüğü manzara karşısında çığlıklar atarken rol arkadaşı soprano ve Polis Müfettişi onu kurtarmak üzere yetişirler. Müfettişin silahından çıkan ses tüm yeraltı mahzeninin yıkılmasına yol açar.

Paris Operası-Palais Garnier

Paris Operası-Palais Garnier

“Hayalet” yıkıntılar altında kalırken diğerleri kurtulur. Operanın Hayaleti filminin bu sonucunu oldukça acıklı bulan eşim, mimar olması nedeniyle kafası ve gözleri hep yukarıdadır, ‘’Akıncı, şu muhteşem opera binasına bak.’’ Dedi. Opera Meydanı’na gelmiş ve anıtsal yapı bütün görkemiyle önümüzde duruyordu. Paris Devlet Operası ya da Palais Garnier, Eklektik Mimarlığı temsil eden bir anıtsal yapıdır. Bilindiği gibi Eklektik, Sanattaki farklı çağ ve üsluplardan seçilip devşirilen öğelerin yeni bir tasarım ya da ürün oluşturmak için ele alınması olgusunu ifade eder.

Paris Operası-Palais Garnier

Paris Operası-Palais Garnier

Sanata ve sanat eserlerine özel bir ilgi duyan III. Napolyon, eski operanın bulunduğu yere, yeni ve anıtsal bir opera binasının yapımı için 1860 yılında bir yarışma açar. 171 mimarın katıldığı yarışmaya, 30 Mayıs1861 tarihinde 36 yaşındaki Charles Garnier ismindeki genç mimar yarışmayı kazandı. Adını yapının mimarı Charles Garnier’den alan bu müthiş opera binasının ön cephesi, çatıdan ışıldayarak parlayan altın sarısı heykelleri, tüm süslemeleri, diğer heykel ve büstleri; özetle her şeyiyle başlı başına bir sanat eseri. Dolmabahçe Sarayı Muayede Salonu kıvamında bir yer.

Paris Operası-Palais Garnier

Paris Operası-Palais Garnier

Dışı ayrı güzel, içi ayrı güzel ve güzel kelimesi bu eseri tarif etmeye asla yetmiyor. Opera binasının içi turistik gezilere açık… Ancak, zaman yetersizliği nedeniyle gezemedik. Üzüntümü gidermenin yolu olarak da Google Haritalar Sokak görüntüleri oldu. Opera Meydanı’nda gezinirken birden kendimi, sanal olarak operanın içinde buldum. Ana holdeki merdivenler, muazzam sütunlar, süsleme ve ince işçilik aklımı başımdan aldı. Biran için kendimi Dolmabahçe Sarayı Tören Salonunda buldum! Sanal gezintimde üst katlara çıkıp temsil salonu için bir locanın kapısını araladığımda muhteşem bir görüntüyle karşı karşıya kaldım.

Paris Operası-Palais Garnier

Paris Operası-Palais Garnier

1900 kişilik bu salon aslında opera binasının çok küçük bir kısmını oluşturuyor. Girişte gördüğünüz ana merdivenler ve üst kattaki fuayeden/dinlenmelikten sonra temsil salonuna girdiğinizde karşınızdaki sahnenin arkasında derinlemesine giden bir “sahne arkası” mevcut ve bu kısım hareketli dekorların değiştirilebilmesi için çok büyük ve çok yüksek bir bölüm olarak inşa edilmiş.1875’te açılışı yapılan bina yıllarca Paris Operası olarak anılmış ama 1989’da Opera Bastille’deki yeni operanın açılması ile birlikte buraya “Opera Garnier” ya da “Palais Garnier” denmeye başlanmış. Günümüzde ise meydandaki istasyon nedeniyle kısaca “Opera” olarak anılıyor. Son dönemde operalar daha çok Bastille’de sergilenirken Garnier’de bale gösterileri ağırlıklı olarak sergileniyor.

 

 

Etiketler: , , ,

Metz Fransa-Muhteşem Bir Ortaçağ Kenti

Metz Katedrali

Metz Katedrali

Metz Fransa

Metz Fransa

Fransa’nın kuzeyinde Lorraine Bölgesinin başkenti olan Metz, Moselle ve Seille nehirlerinin birleştiği yerde kurulmuş. Yaklaşık 3000 yıllık geçmişe sahip… Roma İmparatorluğu döneminde isyancı Galyalıların en önemli şehirlerinden birisi olan Metz değişik dönemlerde farklı egemenlikler altında kaldı. Daha geç dönemlerde Mettis adıyla anılmaya başlanan kente, daha sonra bugünkü adı verilmiş. 511’de Austrasia’nın başkenti olup, 843 yılında imzalanan Verdun Antlaşmasıyla Orta Francia’nın başkenti oldu.

Moselle Nehri Metz

Moselle Nehri Metz

Sonra Saksonya derebeylerinin egemenliğine girdi. Bu arada yerel psikoposların gücü, ticaretle uğraşan burjuvalar karşısında geriledi ve Metz imparatorluk içinde serbest kent haline geldi. Çoğunlukla dikkatlerden kaçan, gösterişten uzak, 127 bin 500 nüfuslu bir burjuva şehri olan Metz, Fransa’nın en büyük askeri üslerinden birine ev sahipliği yapıyor. Yüzyıllar boyunca Alman ve Fransız egemenliği arasında gidip gelen Metz, bir kimlik sorunu yaşıyor. 17’nci yüzyıla kadar 700 yıl boyunca Almanya egemenliğinde olan Metz, daha sonra 1871-1918 arası ve 1940-1944 arası Modern Almanya egemenliği altında kaldı.

Place de la Comedie-Temple Neuf Kilisesi

Place de la Comedie-Temple Neuf Kilisesi

Metz Belediye Başkanı, İkinci Dünya Savaşı’nı takip eden yıllar boyunca Metz’in bir güven krizi yaşadığını söylüyor. “Bu kargaşalar şehrin özgüvenini yaraladı” diyor. Muhteşem bir ortaçağ ve Belle Époque mimarisine sahip olan Metz’in büyük bir opera binası yoktu. Sadece bir tiyatrosu ve bir düzine kadar da sanat galerisi var. Şehrin başlıca cazibe öğesi olan, Avrupa’nın en büyük vitray koleksiyonlarından birine sahip, 13’üncü yüzyıldan kalma St. Étienne Katedrali bile Metz dışında fazla bilinmiyor. Bu bilinmeyen kenti ve katedrali keşfetmek üzere tur programına alıyor rehberimiz.

Place de la Comedie Metz

Place de la Comedie Metz

Kente girip, Moselle nehri boyunca ilerleyen otobüsümüz, katedrale en yakın konumda olan Place de la Comedie’nin bulunduğu adacığa giriyor. Kentin en önemli meydanlarından birine ev sahipliği yapan Saulcy adacığındaki Komedi Meydanı’nda park ediyor tur otobüsümüz. Meydanın güneyinde kalan Metz Katedrali’ne, biri yayalara ait olmak üzere, üç köprü ile bağlanıyor park ettiğimiz adacık. 1738 yılında tamamlanan ve bu minik adacığın yarısından fazlasını kapsayan Komedi Meydanı oldukça sönüktü. Kimseler yoktu meydanda. Tur otobüsümüzden inenlerce canlandı. Adacığın, Tiyatro ve opera binasına ev sahipliği yaptığını söylüyor rehberimiz.

Place de la Comedie-Opera&Tiyatro

Place de la Comedie-Opera&Tiyatro

1752 yılına tarihlenen bina Fransa’da halen faal olarak kullanılan en eski tiyatro/opera binası unvanına sahipmiş. Turuncuya kaçan sarı rengiyle oldukça ihtişamlı bir görünüşü var. Günümüzde sanatsal etkinliklerle anılan bu meydanda, Fransız Devrimi’nden sonra kurulan giyotinlerde tam 63 kişi idam edilmiş. Saulcy Adası’nın batısında yer alan bir diğer önemli anıtsal yapı da Temple Neuf Kilisesi. Kilise, 1901-1904 yılları arasında, Alman hâkimiyeti döneminde askeri kilise olarak inşa edilmiş. Fransızlar, Komedi Meydanı’nın sarı taşlarından aykırı duran bu gri kiliseyi bir dönem istememişler…

Place de la Comedie-Temple Neuf

Place de la Comedie-Temple Neuf

Ama sonradan Metz’in en güzel anıtsal yapılarından birisi olduğu kabul edilmiş. Ön taraftan bakıldığında hiçbir özelliği olmayan bir kilise havasında ama diyor rehberimiz, öbür taraftan, Moyen Köprüsünden baktığınızda, adanın gemi burnu gibi tam ucunda yeşille mavinin buluştuğu yerde enfes bir manzarası vardır. Hemen önünde yer alan bahçenin adı ise Aşk Bahçesi. Ne romantik ama… Adanın doğu kesiminde ise Place de la Prefecture ile meydanın en önemli yapısı olan kamu binası Mosella Bölge Hizmetleri Prefecture yer alıyor. Adanın en doğusunda ise Marabella TV bulunuyor.

St. Etienne -Metz Katedrali

St. Etienne -Metz Katedrali

Komedi Meydanı’nı panoramik olarak gezip, fotoğraflarımızı çektikten sonra yayalara ayrılan köprü ile Metz Katedrali’nin bulunduğu bölgeye geçiyoruz. Kentin kalbinin attığı en önemli yerlerden birisi olarak bilinen Silah Meydanı ya da La Place d’Armes… Katedral, Belediye Binası -City Hall-Hotel De Ville ve turizm danışma ofisi ile çevrelenmiş olan dikdörtgen biçimindeki meydanın tarihi çok daha eskilere dayanıyor. Bugünkü halini 18. Yüzyılda aldığını söylüyor rehberimiz. Bugünkü turizm danışma ofisi eskiden askeri kışla olarak kullanıldığından, meydan bir tür askeri ve dini erkânın buluşma noktasıymış.

Place d'Armes-Silah Meydanı

Place d’Armes-Silah Meydanı

Aynı zamanda hemen yanı başındaki kapalı ve açık Pazar yerleri ve şehirle ilgili önemli kararların alındığı belediye binası da birleşince neden yıllardır şehrin kalbinin burada attığı zaten ortaya çıkıyor. Meydanda, turizm danışmanın önünde Metz doğumlu General Abraham Fabert’in bronz bir heykeli var. Onun tam karşı tarafında, otobüs durağının olduğu yerde ise birbirinin aynı ancak ters konumda iki asker heykeli bulunuyor. Bu tarz meydanlarda her zaman görmeye alıştığımız kafeler ya da restoranlar yok. Son derece sade ama bence bir o kadar da etkileyici görünüyor. Silah Meydanı ve çevresindekileri inceledikten sonra, en önemli yapı olan katedrale yöneliyoruz.

Metz Katedrali-St. Etienne

Metz Katedrali-St. Etienne

Gotik stilde inşa edilmiş olan St. Etienne ya da Metz Katedrali’nin tarihi 3. yüzyıla kadar gider diyor rehberimiz. Ama bugün görünen anlamdaki katedralin inşaatı 1220 yılında başlamış ve yaklaşık 300 yıl kadar sürmüş. Zaten Avrupa kentlerinde ne kadar katedral varsa, hiç 250 yıldan önce bitenine rastlamadım. Hatta Barselona’da olduğu gibi bir türlü bitmeyenleri de var. Katedral altın renkli özel bir taştan yapılmış. 1877 yılında şehirde çıkan yangın Katedralin bir bölümünü zarar görmüş ama sonradan onarmışlar. Onarmasına onarmışlar ama bu kez de batı kanadında başka bir yerini tahrip etmişler. Diyen rehberimiz, bu yüzden katedralin batı kanadı Neo-Klasik iken Neo-Gotik hale gelmiş.

Metz Katedrali-St. Etienne

Metz Katedrali-St. Etienne

Gotik mimarlığın ayırıcı özelliği kemer kubbelerin kullanılmış olmasıdır. Sütunların en üstteki kasnaklarının köşeli kemerlerle bağlanması, sütun boylarının kısaltılması, yapının içinde ve dışında yukarı doğru çıkan çizgilerin birbirine koşut çoğaltılması gerekmiştir.  Bunu sağlamak için de dış sütunların duvara bitiştirilmesi, çatının üzerine kadar yükselen yivli oklar, vitraylar ve gül pencerelerle yapının içinin daha aydınlatılması, ölçü açısından yapının geniş ve yüksek tutulması gibi özgün ilkeleri vardır. Gotik mimarlığı, Roman ya da Rönesans mimarlıklarından ayıran başlıca özellik kitlelerin ve mekânların dağılımıdır.

Metz Katedrali-St. Etienne

Metz Katedrali-St. Etienne

Metz Katedrali’nin en çok ilgi çeken tarafı ise, Chartres Katedrali’nden sora, Fransa’daki en büyük vitray resimlerinin bulunduğu katedral olması… Vitrayların kapladığı toplamı alan 6500 metrekare imiş. Bu oldukça büyük bir rakam ve ilgi çekici… Katedrali gezerken bunu fark etmemeniz mümkün değil zaten… Pencereleri örten saydam panellerin ya da vitrayların yapımı için cam kullanımı çok eski dönemlere dayanıyor. Bu uygulamalar özellikle Doğu Akdeniz’de çok önceleri biliniyordu. Roma ve ilk Hıristiyanlık dönemlerinde kullanılıyordu. Ortaçağ döneminde de sırlama cam ile Vitray tekniğine rastlamak mümkün.

Metz Katedrali-St. Etienne

Metz Katedrali-St. Etienne

Vitray sanatının yeniden doğuşu ilk olarak Fransa da başladı. Ancak yüzyıl sonuna doğru Almanya vitray sanatının merkezi konumuna geldi. Bu dönemde vitray sanatı özellikle dini yapıların dışında saray ve malikânelerde, büyük konakların kapı, pencere ve tavan süslemelerinde kullanılmaya başlandı. Desenlerde tema olarak dini ve kutsal desenler işlendi. Duvar süslemelerindeki mozaiklerin yerini vitraylar aldı. 1890-1930 yıllarında dini konuların dışında manzara, insan figürleri, zarif bezemeler, çiçek motifleri ve geometrik desenler vitray sanatında yeni ve dekoratif tekniklerle geliştirildi.

Metz Katedrali-St. Etienne

Metz Katedrali-St. Etienne

Muhteşem Vitray süslemeleri 1200 ve 1236 yıllarında Chartres Katedrali’ndeki 7000 m2 lik bir alanı kaplayan vitray süslemesi ortaçağ mimarisinin ve cam üstüne yapılan resim sanatının en büyük ve en önemli örneklerindendir. Chartres Katedrali Paris’in 80 km. güneybatısında bulunan Chartres Kenti’nde 13. yüzyılda kurulmuş olan; Romanesk mimari teknikleri ile yapılmış olmasına rağmen Gotik mimariyi en iyi temsil eden ve günümüze kadar özgün heykelleri, vitrayları ve döşemeleri ile en çok korunmuş olan bir anıt eserdir. Bu mimarı başta Fransa olmak üzere Almanya, İngiltere ve İtalya ‘da ve tüm Avrupa’da ses getirdi.

 
 

Etiketler: , , , , , , , , ,

Eyfel Kulesi Paris

Eyfel Kulesi ve Paris

Seine nehri ve Eyfel Kulesi

Seine Nehri ve Eyfel Kulesi Paris

Benelüx & Paris Sonbahar Dönemi turunun en önemli ayağı olan Paris’te, öncelikle görmek ve yapmak istediklerimiz; Louvre Müzesi’ni gezmek, Seine Nehri tekne turuna katılmak ve Eyfel Kulesi’ne çıkmak biçiminde özetlenebilir.  Her üç etkinlikte de yüzlerce metre bilet kuyruklarıyla karşılaşırsınız. Vakit Nakittir özdeyişi tam da buralar için geçerlidir. Bereket çok becerikli ve konusunda yetkin bir rehberimiz var. Can İriliş… İlk iki etkinlik olan Louvre Müzesi ve Tekne Turu, rehberimiz sayesinde, zaman kaybına uğramadan gerçekleştirildi.

Champ de Mars'tan Eyfel Kulesi

Champ de Mars’tan Eyfel Kulesi

Grubumuza Seine Nehri tekne turunu ayarladıktan sonra rehberimiz, Eyfel Kulesi’ne giderek biletlerimizi almış ve sıraya girip, beklemeden kuleye çıkış bağlantılarını da kurmuştu. Tekne turu sonrasında bizi kuleye götürmek üzere geri gelen rehberimiz ‘’ Eyfel Kulesi tüm dünyada Paris’in ve Fransa’nın sembolü haline gelmiş bir demir yığını.’’ Demişti. Tekne gezintisinde iken oldukça uzaktan, son derece alımlı görülen kule, yanına geldiğinizde hayal kırıklığı yaratıyor. Paris’e gelmeden, biraz abartılı olacak ama rüyalarıma girecek kadar beni meşgul eden bu kule birden bire bütün gizemini yitirmişti sanki…

Champ de Mars'tan Eyfel Kulesi

Champ de Mars’tan Eyfel Kulesi

Adını, yapımını üstlenen firma olan Gustave Eiffel’den alan Eyfel Kulesi, yılda 6 milyon turisti ağırlıyormuş. 1887 ile 1889 yılları arasında Gustave Eiffel’in firması tarafından, Fransız devrimi’nin 100. yıl kutlamaları çerçevesinde düzenlenen Paris Dünya Fuarı’nın giriş kapısı olarak yapılmış. Rehberimizin söylediğine göre; 3.000 işçi 26 ay boyunca 18 038 adet demir parçayı 2,5 milyon perçinle bir araya getirmiş. Hiç bir ölüm vakasının yaşanmamış olması, o günün şartlarında şaşırtıcı bir durum olsa gerek. Eyfel Kulesi 300 m yüksekliktedir.

Champ De Mars Paris

Champ De Mars Paris

Zirvesindeki televizyon vericileri 27 m daha yükseklik kazandırır. Günümüzde yaygın olarak kullanılan çelik yerine demirden inşa edilmiş, özel teknikler sayesinde günümüze kadar sağlam olarak gelmiştir. Kamuya açık platformlar 57 m, 115 m ve 276 m yükseklikte bulunur. Ziyaretçiler, üç asansörle kuzey, batı ve doğu kanatlarından ilk iki platforma ulaşır. Biz 115 metre yükseklikteki platforma çıktık. Başta Seine Nehri olmak üzere, bütün Paris panoramik olarak görüş alanımıza girmişti. Kabeyi tavaf eder gibi, Demir Leydi’nin çevresinde 360 derece dönerek Paris Kenti’ni bir bütün olarak hafızamıza kazımaya çalıştık.

Eyfel'den Seine Nehri Paris

Eyfel’den Seine Nehri Paris

Üzerinde bulunduğumuz 115 metre yükseklikteki platformdan görüş alanımızın güney-doğu bölümüne bakıyoruz. Paris’in en büyük yeşil alanlarından biri ile bu yeşil alandaki binlerce turist ilgimizi çekiyor. Bulunduğumuz yükseklik ve yeşil alanın büyüklüğü yanında insanlar birer karınca gibi görünüyor. Kulenin güney-doğusunda yer alan ve Champ De Mars olarak bilinen Mars Bahçesi Ecole Militaire olarak bilinen Askeri Okula kadar uzanmakta ve yaklaşık 200 000 m2 lik bir alana yayılmaktadır. Paris’teki en büyük yeşil alanlarda biri olan Champ De Mars adını Roma mitolojisindeki Savaş Tanrısı Mars’tan almaktadır.

Eyfel'den Seine Nehri ve Paris

Eyfel’den Seine Nehri ve Paris

Günümüzde Champ de Mars’ın bulunduğu alan 16. Yüzyılda üzüm ve sebze üretimi için kullanılıyordu. 18. Yüzyıla gelindiğinde, aynı anda 10 000 askerin birlikte hareket edebilmesi için gereken özelliklere sahip olduğundan, daha ziyade askeri amaçlarla kullanılmış.  Pek çok eğitim ve hazırlık tatbikatına ev sahipliği yapmış. Parka Antik Roma’nın savaş tanrısı Mars’ın adının verilmiş olmasının nedeni budur. Bugün Champ de Mars, çeşitli bitkilerin, geniş yürüyüş patikalarının bulunduğu, ağaçlarla çevrelenmiş çok büyük bir alandır.

Eyfel'den Seine Nehri ve Paris

Eyfel’den Seine Nehri ve Paris

Her yıl, Fransızların Ulusal Günü 14 Temmuz’da,  burada muhteşem havai fişek gösterileri yapılıyormuş. Champ de Mars inanılmaz kalabalık oluyormuş. Bu tarihlerde oradaysanız kaçırmayın diyor rehberimiz. Daha sonra, serbest günümüzde eşimle buraya gelerek parkı gezdik. Çimlerin üzerinde oturan gençler, sevgililer, aileler etraftan aldıkları ya da yanlarında getirdikleri sandviçleri yiyorlardı. 1900 yılında düzenlenen Dünya Sergisi’nin de bu alanda kurulmuş olduğunu öğrendik. Champ de Mars’ın güneyinde, sonlandığı yerde de Ecole Militaire/Askeri Okul yer almakta.

Eyfel'den III. Alexandre Köprüsü

Eyfel’den III. Alexandre Köprüsü

1784 yılında bu okulda öğrenci olarak giren Napolyon Bonapart topçu teğmeni olarak mezun olmuş…115 metre yüksekteki Eyfel platformunda dolanmayı sürdürüyorum en iyi panoramik Paris fotoğraflarını çekebilmek için… Platformdan batıya bakıyorum…’’Paris’te Seni Gördüm’’ deyimine yol açıp, kenti ikiye bölen Seine Nehri bütün güzelliği ile ben buradayım diyor.  Burgonya’dan doğan 776 km uzunluğundaki bu nehir Le Havre yakınlarında Manş Denizi’ne dökülür.

Eyfel'den Trocadero Meydanı Paris

Eyfel’den Trocadero Meydanı Paris

Paris kentinin çekirdeği bu nehir içinde yer alan ve iki adadan biri olan İle de la Cite olarak bilinen Şehir Adası’nda kurulmuştur. Notre Dame ve Fransa’nın ilk sarayları da bu nehrin barındırdığı Şehir Adası’nda bulunmaktadır. Paris dediğimiz kent, düz bir ovanın ortasından kıvrılarak geçen bir akarsuyun, Seine Nehri’nin çevresine kurulmuş bir kenttir aslında… Paris’i Paris yapan Seine Nehri ve insanoğlunun bu nehir çevresinde şehir inşa etmedeki başarısıdır… Ve en çok da estetik anlayışıdır aslında… Paris’in bir başka simgesi olan Tekne turlarıyla ünlü Seine Nehri kıyılarında, yaz aylarında, halk plajları kurulmaktadır.

Trocadero Meydanı'ndan Eyfel Kulesi Paris

Trocadero Meydanı’ndan Eyfel Kulesi Paris

Seine kıyısı boyunca yürüyüş parkurları, banklar, tekne cafe ve restoranlar bulunmakta ise de, bizim İstanbul Boğazı’nda alışık olduğumuz o tadı yakalamanız zordur. Ama yine de korunak duvarlarının arkasından yükselen, birbirinden muhteşem binalar, parklar ve en önemlisi de nehir üzerindeki birbirinden güzel köprüler Seine Nehri’ni daha bir yaşanası kılmaktadır. Bu arada söylemeden geçemeyeceğim… Seine Nehri Eyfel Kulesi’nden daha güzel, daha alımlı ve daha gizemli… Bu gizemli nehri bir süre seyredip, fotoğraflarını çektikten sonra platformdaki turuma devam ediyorum.

Trocadero Çeşmeleri Paris

Trocadero Çeşmeleri Paris

Kuzeye, nehrin öteki yakasına bakıyorum. Chaillot bölgesinin merkezi olan Trocadero Meydanı ve meydandaki Palais de Chaillot görüş alanıma giriyor. Meydan Trocadero ismini 1823’te Fransa’ya karşı isyan çıkaran İspanyollar’ı bastıran Fransız ordusunun adından almış. Şu anda yerinde Chaillot Sarayı bulunuyor, eskiden Trocadéro Sarayı varmış. Chaillot eskiden NATO’nun da genel merkeziymiş. Sarayda şu anda Ulusal Chaillot Tiyatrosu ve 2 adet müze bulunuyor. Chaillot, 19. yüzyıla kadar bir köy olmasına rağmen İkinci İmparatorluk döneminde Paris’in büyümesiyle şehirle kaynaşmış ve kentin bir parçası olmuş.

Trocadero Çeşmeleri Paris

Trocadero Çeşmeleri Paris

Napoleon tarafından bu tepeye bir saray yaptırılması istenir ve buraya Palais de Chaillot inşa edilir. Günümüzde müze olarak kullanılan bu saray, güney tarafındaki taraçalı bahçeleriyle Seine Nehri’ne ulaşır. Burada bulunan Trocadero Çeşmeleri’de görülmeye değer anıtsal yapılar olarak karşımıza çıkar. Bu arada Chaillot meydanındaki anıtlardan biri de Mareşal Ferdinand Foch’un atlı heykelidir. Serbest günümüz olan bir sonraki günde eşimle birlikte buraları tekrar gezme olanağı bulduk ve buradan Placa de la Concorde’da kadar nehir kıyısında yürüdük.

Palais de Chaillot'dan gece ve Eyfel Kulesi

Palais de Chaillot’dan gece ve Eyfel Kulesi

Bu anımı da hatırlattıktan sonra, tekrar Eyfel Kulesi’nde 115 metre yükseklikteki platforma dönüyorum. Platformda fotoğraf çekerken makinemin zoom özelliğini kullandığımda Şanzelize Bulvarı ve Zafer Takı’na kadar ulaştığı görüyorum. Kuledeki turu tamamlamak ve fotoğraflamak yaklaşık bir saatimizi aldı. Rehberimizin yardımıyla, mahşeri kalabalıktan sıyrılarak, asansörlere ulaştık ve sıra beklemeden aşağı indik. Paris’in diğer anıtsal yapılarını görmek üzere, rehberimizin peşine düştük…

 

Etiketler: , , , , , , ,

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 313 takipçiye katılın